a

(Görev: Hakimiyet) Bölüm: 5 "Uzun Yol..."

yol-uzun


   Uzun süredir yoldaydılar. Viyana merkezinden çıktıktan sonra büyük grup halinde ilerlemeyi tehlikeli bulan Jack, grubu bölmüştü. Bölünmüş gruplar adım adım Avrasya karargahına ilerliyorlardı. Profesör Hoffmann, Jack ve ekibinin olduğu grupla ilerliyordu. Artık köprüye iyice yaklaşmışlardı. Tahminlerine göre kısa bir süre sonra oraya ulaşacaklardı. Orayı nasıl geçeceklerini ise hala bilmiyorlardı. Robot askerler orayı iyi koruyor olmalıydı. Tam o esnada Abdullah sessizce ekibi uyardı:

-- Yere yatın! Uçan Ölüm geliyor. 

   Profesör hemen sinyal bozan cihazını çıkardı ve düğmesine bastı. Bu Uçan Ölümün devrelerini karıştıracak ve yerlerini tespit etmesini engelleyecekti. İşe yaramıştı. Tıpkı ötekiler gibi. Yolda buraya gelene kadar defalarca bu cihazı kullanmışlardı. Uçan Ölümleri böyle atlatmışlardı. Grup yolda sadece Uçan Ölümlerle karşılaşmamıştı. Robotların öncü karakollarına da denk gelmişlerdi. Birisi hariç hepsini sessizce geçmeyi başarmışlardı. Birisinde ise çatışmak durumunda kalmış ve adam kaybetmişlerdi. Bunun dışında bölünmüş gruplardan bazıları da saldırıya uğramıştı. Jack ne kadar onlara yardım etmek istese de bunu yapamazdı. Devam etmek zorundaydılar. Durmak, robotlarla çatışmalara girmek başarısızlığı getirirdi. Jack ayağa kalktıktan sonra grubuna yayılan huzursuzluğu hissetti. Bu durumda havayı değiştirmek gerekirdi:

--   Profesör sen hikayeni anlattın. Bizim hikayemizi hiç sormadın. Galiba senin için pek önemli değil.

   Bunu şakayla karışık söylemişti. Profesör biraz mahcup bir şekilde cevap verdi:

-- Sert tiplere benziyorsunuz. Hikayenizi sormak kolay olmasa gerek. Ama sormuş sayabilirsin. Madem anlatmak istiyorsun.

-- Babamı tanısaydın böyle konuşmazdın. O benden daha sertti. Ama hepimizden sert olan da babamın babasıymış. Çünkü o polismiş. İşler çığırından çıkmadan önce bir iş üzerinde çalışırken kaybolmuş. Belki de bir seri katil tarafından öldürüldü. Ama pek bir önemi yok değil mi? Aslında olan şu bu olaylar başladığında direnişe katıldım. Çok işler yaptım. Uzun bir süre tek takıldım. Sonra bir gün yüzeye çıktığımda Louıse ile karşılaştım ve...

   Bu esnada Louıse, Jack'in lafını kesmişti:

-- Onun hayatını kurtardım. Robotlar Jack'i bir evde sıkıştırmışlardı. Ben de direnişteydim. Ama farklı bir merkezde. Yüzeye arada bir çıkardık. O gün çıktığımda karşılaştım. Onun hayatını kurtardım. Sonra da evet birbirimizin arkasını kollayabiliriz diye düşündüm. O da aynısını düşünüyormuş galiba.

   Bu hikaye profesörün hoşuna gitmişti. Daha fazlasını dinlemek istiyordu. Jack ve ekibini merak etmişti. Profesör bu merakla sordu:

-- Ya Abdullah? O nasıl girdi aranıza.

   Jack garip bir gülümsemeyle cevap vermişti:

-- Abdullah direnişte değildi. Yüzeyde yaşamaya çalışan insanlar arasındaydı. Louıse ile yüzeye çıktığımız bir gün onlara robot askerler saldırmış. Her yer berbat haldeydi. Yıkık dökük binaların arasında onu bulduk. Yara bile almamıştı. O gerçekten bir mucize profesör. Aramıza katılmasını belki de bu yüzden istedik. Bu devirde mucizelere sarılıyoruz değil mi?

   Abdullah konuşması gerektiğini düşünüyordu. Bu gereklilikle konuşmaya girdi:

-- Bize saldırdıklarında bina tepeme yığıldı. Kendimden geçmiştim. Nasıl oldu bilmiyorum. Belki de birileri robotları şaşırtmıştır. Uyandığımda Jack karşımdaydı robotlar ise yoktu. 

-- Ya ailen?

   Profesör bunu sorduğunda Jack ve Louıse'de dikkatle kulak kesilmişlerdi. Abdullah hiç ailesinden bahsetmemişti. Abdullah zihnini zorlar gibi davranarak cevap verdi:

-- Galiba onları hiç tanımadım. Belki küçükken öldüler. Çünkü ben bildim bileli sokaklardaydım. 

   Profesör sorduğuna pişman olmuştu. Ortama yine bir hüzün çökmüştü. Bu hüznü köprünün görüntüsü dağıtmıştı. Evet köprüye gelmişlerdi. Ve köprü sapasağlamdı. Ama üstü kalabalık gibiydi. Tam tahmin ettikleri gibi. Robotlar çok iyi koruyorlardı. Jack buna aldırış etmiyor gibiydi. Yüzünde bir gülümseme belirdi. Yanında Louıse vardı. Ona doğru döndü. Louıse ile yüz yüze gülümsüyorlardı. Jack konuştu:

-- İşte başlıyoruz. Belki de başlamadan önce sana söylemem gereken bir şey vardır.

-- Sence doğru zaman mı şimdi konuşmak için?

-- Evet mümkün olan en iyi zaman. Louıse yanımda olduğun için mutluyum. Ve belki orada öleceğiz. Bunu söylemeden ölmek istemem. Louıse ben seni...

   Jack cümlesini tamamlayamadan uzaklardan bir ses geldi. Bu ses gittikçe yaklaştı ve bir anda Louıse'nin kafasında patladı. Hala yüzü gülüyordu. Jack'in yüzüne ise sevdiği kızın kanı bulaşmıştı. Sanki zaman durmuştu. İkisi hala yüz yüze bakıyordu. Louıse'nin kafasından aşağı doğru kan, Jack'in yüzünden şaşkınlık akıyordu. Louıse gülümseyen yüzüyle yavaş yavaş yere doğru düştü. Jack'e bakarak gözlerini kapadı...


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

Sonraki Yazı
« Önceki Yazı
Önceki Yazı
Sonraki Yazı »

2 yorum

Anında yorum
6 Mayıs 2017 17:48 Sil

Kızın ölümünü beklemiyordum, süpriz oldu. ..

Cevapla
avatar
7 Mayıs 2017 13:15 Sil

Ani bir karar oldu :)

Cevapla
avatar

LÜTFEN!

Kötü amaçlı ve Argo yorumlardan kaçınınız! Kod DönüşümKod Dönüşüm EmolojiEmoloji