a

İkinci El Bir Hayattan Satırlar


hayatsanat


   Çağımızın yeni yaygınlaşmaya başlayan popüler kavramı olan yabancılaşma hakkında konuşalım.Aslında yabancılaşma çok yeni bir kavram değil.Köken olarak lonya felsefesine kadar uzanır.Antik dönemden 18.Yüzyıla kadar metafizik bir kavram olarak görülmüş, Endüstri Devriminden sonra somut gerçeklikler boyutunda bir içerik kazanmıştır.

   Yabancılaşma, çağdaş psikoloji ve sosyolojide kişinin kendisine, içinde yaşadığı topluma, doğaya ve başka insanlara duyduğu yabancılaşma hissine işaret eder.Felsefede yabancılaşma, şeylerin, nesnelerin, bilinç için yabancı, uzak ve ilgisiz görünmesi, daha önceden ilgi duyulan şeylere, dostluk ilişkisi içinde bulunulan insanlara karşı kayıtsız kalma, ilgi duymama, hatta bıkkınlık ya da tiksinti duyma anlamına gelir.

   Ben yazımda bilimsel gerçeklerden çok tüm bu hislerin insanda yol açtığı çöküntüden bahsetmek istiyorum. Kafka'nın "Dönüşüm" adlı eserini okuyanlar bilir Gregor Samsa bir sabah uyandığında böcek halini almıştır.Aslında Kafka yabancılaşma kavramını nesnel hala getirmiştir.Gregor'un böcek haline gelmesi, tüm çevresinden uzak olması onun yabancılaştığını gösterir.O artık tiksinti uyandıran bir varlıktır.Etrafındakiler ya ondan uzaklaşıyor, ya da onunla yaşamaya alışmaya çalışıyorlar.Hiç kimse ona yardımcı olmak için uğraşmıyor.Ve neden böyle olduğu hakkında düşünmüyorlar. Gregor Samsa'da bu dünyadan tüm izleriyle silinip gitmek isteyen Kafka'yı görürüz.Eğer bu duyguları yaşamadıysanız garip gelebilir.İnsan neden yok olmak ister ki?

   Çünkü evrenin orta yerinde tek başınaymışsın gibi hissedersin.Hayatının binlerce yerinden kırılıp, umutlarınla birlikte yerlere düştüğünü görürsün.Bu dünyaya ait değilmişsinde zorla seni tutuyorlarmış gibi bir durumun içerisindesin.Yanında bulunan kalabalığa rağmen sen hep yalnızsın.Başkalarının kahkahalarında  sakladığın gözyaşlarınla kendine yabancı hale geldin.Kimseye ne olduğunu anlatamadın belki.Zaten ne olduğunu da sormadılar.Sen köşende kıvranırken hayat akıp geçti.Kendi hayatında yardımcı oyuncu haline geldin.Kendinden bir böcekten tiksinir gibi tiksiniyorsun.İkinci el bir hayatın satırları arasında geziniyorsun.

   İşte tüm bu duygularla dünyadan yok olmak istiyorsun.Ama devam etmek zorunda olduğun da bir hayatın varlığıda ortada.Toplumda rollerin ve bir ailen var, bunu sana sürekli hatırlatıyorlar.Tüm kişisel gelişim kitapları düştüğün duruma acıyor sanki.Düştüğün bu labirentte debelenmenin adına pozitif bilimler  yabancılaşma adını veriyorlar.Bir ağrı kesici içtiğinde ya da antibiyotik tedavi edilebilecek bir durumda değilsin ayrıca, yani akıllara zarar bir durum.Sana uzaktan bakan kalabalığın gözlerinde acıma hissi hakim.Yani az öncede bahsettiğim gibi bir böcek gibisin.Bir böceği kim sever ki? Kimsesizliğinin adı yok.Kanının aktığını görsen saracak dermanın da yok.Yalnızlığının bir çareside yok.Ruhun bedenine, bedenin çevresine yabancı.Peki neden böyle? Bir neden de yok belki de. Ya da var , öyle işte...Çaresiz, çok çaresiz...Yalnız, çok yalnız...Tüm hayat neşesini, ağaçlar rengini kaybediyor sanki...

NOT: Okumayanlara şiddetle Dönüşüm kitabını tavsiye ediyorum.


Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür Ederiz.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

Sonraki Yazı
« Önceki Yazı
Önceki Yazı
Sonraki Yazı »

2 yorum

Anında yorum
Profösör
YAZAR
20 Haziran 2017 12:43 Sil

Vücud varoluş demektir. bedeni de ruhu da içinde barındıran, sarmaş dolaş bir sevginin mahsulü. Doğuşla başlar ve ölümle biten bir bir varoluş. Fakat insan bedeni toprak olurken, ruh yeni bir hayata irtihal eder. Sonsuzluk içinde yeniden varoluş gibi insan amentünün esaslarından birini yerine getirir. "Ba'sü badel mevt" gibi.

Cevapla
avatar
Allegretto
YAZAR
2 Ağustos 2017 15:26 Sil

Yorumunuz için çok teşekkür ederim.

Cevapla
avatar

LÜTFEN!

Kötü amaçlı ve Argo yorumlardan kaçınınız! Kod DönüşümKod Dönüşüm EmolojiEmoloji