31 Aralık 2015 Perşembe

Renklerin Dili

renklerın-dılı

   Renklerin bize konuştuğunu daha önce biliyor muydunuz? Hayatımızın olmazsa olmazı renklerin bir dilinin olduğunu biliyor muydunuz? Ya yaşadığımız çoğu duygunun sebebinin onlar olduğunu söylesem. Evet bu yazımda bazı renklerin bize verdiği mesajlardan bahsedeceğim. Onların nasıl duygular yarattığını anlatacağım. Bu ilginç ve bir o kadar da muhteşem dilin daha iyi kullanılması dileğiyle.

HANGİ RENK NE MESAJ VERİR?

TURUNCU: Güneş'in rengidir turuncu. Sadece güneşin de değil hayatımızın her yerinde görürüz onu. Bazen bir ağaçta meyve bazen bir insanın üzerinde giysi. Kullanım alanı geniştir yani. Turuncu rengi, hareket,enerji ve canlılık verdiğinden uyarıcı olarak değerlendirilir. Turuncu size harekete geçmenizi ve enerji dolu olmanızı öğütler. Bu yüzden hayatınızda bu rengi asla yok saymayın. Göreceksiniz hayatınıza bir hareketlilik katacak bu renk.

YEŞİL: Doğayı simgeler yeşil. Ağaçların, yaprakların, çiçeklerin rengidir yeşil. Onu her yerde görmemiz mümkün. Yeşil rengi, serinlik, tazelik, yansızlık, olgunluk, hoşgörü, sadakat ve ev dinlendiriciliğini sembolize eder. Bizlere çok sayıda mesajlar veren nadir renklerdendir. Özellikle hayatımıza tazelik aşıladığı için çok önemlidir. Hayatımızın her alanında bu rengi kullanmaya özen göstermek yararımıza olacaktır.

MAVİ: Gökyüzünün ve dolayısıyla okyanusların rengidir mavi. Cinsiyetçi bir yaklaşıma göre erkeğin rengidir mavi. Mavi rengi, düşündürücü, derinlik, dinginlik ve karar vermeyi ifade eder. Bunun dışında bildiğiniz gibi mavinin tonları vardır. Bu tonların da ayrı ayrı mesajları vardır. Açık mavi, gevşetici ve rahatlatıcı bir etkiye sahipken koyu mavi uyarıcıdır. Genel olarak mavi rengi bizlere düşünmemizi öğütler.


SARI: Ne güzel yakışır bu renk o lalelere. Doğada görebileceğiniz çoğu çiçeğin rengidir sarı. Bozkırlar bir ucdan bir uca onun varlığıyla donatılmıştır. Sarı rengi, pankreas sıvısını arttırır. Bu sıvı besinlerin daha iyi öğütülmesine yardımcı etkiye sahiptir. Bunun dışında sarı rengi, umut, ilham ve bilginin simgesidir. Çılgın, zihin açıcı ve neşelendiricidir. Hayatımızda neşe istiyorsak sarı rengi yardımımıza koşacaktır.

KIRMIZI: Aşkın rengidir kırmızı. Gül, en çok bu renkte güzeldir. Kırmızı rengi, heyecanlandırıcı, stres yaratıcı, kan dolaşımını arttırıcı bir etkiye sahiptir. Ayrıca iştah arttırıcı bir etkisi de vardır. Bu yüzden çoğu hızlı yiyecek (fast food) markası amblemlerinde ve mağazalarında kırmızı rengini kullanırlar. Bu markalar, rengin gücünü kullanmayı da çok iyi becerirler.

LACİVERT: Fenerbahçe spor kulübünü tutanlar iyi bilir bu rengi. Ama rengin dilini bilirler mi? Lacivert rengi, düşsellik, sonsuzluk ve derinliği ifade eder. Genelde hayal kurmayı sevenlerin rengidir lacivert.

MOR: Krallıkların, imparatorlukların rengidir mor. Cinsiyetçi bir yaklaşıma göre kadınların gücünün rengidir mor. Mor rengi, asaleti simgeler ve kederlendirici, korku verici bir etkiye sahiptir. Hayata karşı asil bir duruş sergilemek isterseniz yardımınıza koşar.

SİYAH: Aslında siyah bir renk midir yoksa değil midir tartışılır. Bu tartışmaya girmek benim işim değil o yüzden dilinden bahsedeyim. Siyah, keder, ölüm ve bitiş duygularını uyandırır. Genel olarak olumsuz bir dili vardır. Bu yüzden hayatınızda uzak kaçmanız gereken bir renktir kendisi. Siyahtan kaçınmakta yarar var anlayacağınız.

BEYAZ: Aynı siyah gibi bir renk midir yoksa değil midir tartışılır. Yine bu tartışmaya değinmeden dilinden bahsedeyim. Beyaz, temizlik, berraklık ve ferahlık demektir. Hayatınızın kıyısında köşesinde mutlaka bulundurmanız gereken bir renktir kendisi. 


   Bu renklerin dışında koyu renklerin genel olarak bir düşündürücü etkisi varken daha açık renkler genişliği ve olumlu duyguları simgeler. Hayatımızda renklerin dilini daha iyi anlamak dileğiyle...



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

29 Aralık 2015 Salı

İçimiz Dışımız Aşk!

bıktıran-ask

   Ünlü bir laf vardır belki bilirsiniz. "Bir insanı sevgiden soğutmak için onu aşırı sevin." Yapılan bir işin aşırısı o işin en büyük düşmanıdır aslında. İnsanları o işten soğutur nefret çeker bu aşırılık. Şöyle bir görüş vardır aşırı dindar bir aileden ateist birey çıkma olasılığı tersine göre daha fazladır. Bunları neden söylüyorum? Aşırılığın iyi olmadığını vurgulamak için söylüyorum.

   Sinemamızda furyalar vardır. Aslında furyalar popüler kültürün bir yansımasıdır. Mesela 1970'li yıllarda Arabesk müziğin halk arasında yaygınlaşmasıyla Arabesk film furyası başlamıştır. Hemen hemen çoğu sinemacı Arabesk film çekmeye başlamıştır. Peki günümüzde bir furya var mı? Bence furya demeyelim de aşırı bir konu var. AŞK! Sinemalarda o var. Televizyonlarda o var. Her yerde o var. Şimdi çıkıp diyeceksiniz ki eee aşk hayatın içinde var. Ne demiştik aşırı olunca insan soğuyor be. Değeri kalmıyor.

AŞAĞI TÜKÜRSEN AŞK YUKARISI YİNE AŞK

   Aşk Yeniden, İnadına Aşk, Kiralık Aşk, Yer Gök Aşk, Acil Aşk Aranıyor, Kara Para Aşk, Aşk Emek İster, Acı Aşk, İlk Aşk ve son olarak Her Şey Aşktan... Bunları kafamdan uydurmuyorum. Bunların hepsi dizi veya film. Daha önce fark ettiniz mi bunu? Türkiye'de çekilen hemen hemen iki diziden birisinin konusu aşk. Hem de öyle yaratıcı bir senaryoları da yok hani. Bir kız bir erkeği sever, sevdiği erkek başka kızı sever, o sevdiği kız da gider başkasını sever... Hep aynı konular etrafında gelişir dizi veya film. Siz hiç sıkılmıyor musunuz bu durumdan?

   Aşkın kendisine yönelik bir tepkim yok aslında. Güzel şeydir aşk.Her insan yaşayamaz sadece yaşadığını düşünür. İnsanı mutlu eder, yaşamayı daha bir değerli kılar. Ama dedim ya her şeyin aşırısı zarardır diye. Bugün televizyonda veya sinemalarda bize dayatılan aşk, kendisine zarar verecek boyutta bıktırıcı bir etkiye ulaşmış durumda. Yani basitçe aşk sıradanlaştı ve güzelliklerini yitirmeye başladı.

NEDEN AŞKTAN ÖTEYE GİDEMİYORUZ?

   Neden televizyonlarda veya sinemada hep aşk işleniyor? Neden daha farklı konulara değinmeye çalışmıyor senaristler. Aslında bu sorunun cevabı bizlerde yani tüketicilerde gizli. Seyirci aşkı işleyen film veya dizileri tüketmeyi seviyor. Bundan dolayı ticari kaygılarla, tüketilsin para kazanalım diye aşk filmleri veya dizileri çekiliyor. Tüketiciler aşk işleyen konuları tükettikçe farklı işler (komediler hariç) hayal kırıklığına uğruyor ve bu da sinemamızın yerinde saymasına sebep oluyor. Çünkü bir sinemada ne kadar çok çeşit konu işlenirse o sinema o kadar zenginleşir.

   Peki ne yapacağız? Hiç aşklı meşkli dizi veya film izlemeyecek miyiz? Hayır izleyeceğiz. Ama eleştirerek izleyeceğiz. Aşka meşke takılıp kalmayacağız. Farklı işleri de göreceğiz. Onları da destekleyeceğiz. 

ÖZET OLARAK

   Günümüzde televizyonlarımızı ve sinema salonlarımızı bir aşktır sarmış durumda. Bu öyle bir sarış ki aşktan soğutuyor adamı. Benim bu yazım aşka karşı çıkış değilde onu sıradanlaştırmaya karşı çıkıştır aslında. Bu yazım aşk dizisi veya filminden ötesini düşünmeyen senaristlere ve izleyicilere yönelik bir eleştiridir.




Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

28 Aralık 2015 Pazartesi

İnsan Neden Süper Kahramanlara İhtiyaç Duyar?

super-kahraman

   Onlar güçlüdürler. İyinin her zaman yanında, kötünün ise amansız düşmanıdırlar. Kimisi bir ağ atar masum insanları kurtarır, kimisi gözlerinden ışın çıkarır. Hepsinin tek amacı vardır kötülüğü yok etmek iyiliği hakim kılmak. Peki hiç düşündünüz mü ilk süper kahramanı yazıp çizen adamın amacı neydi? Neden insanoğlu süper kahramanlara ihtiyaç duydu? Bizlerin ve çocuklarımızın hayretle izlediği bu kahramanların bizlere iletmek istediği mesaj ne? Aklımı kurcalayan bu soruları düşündüm ve kendi çapımda cevaplar bulmaya çalıştım.

İNSAN NEYDİ?

   İnsan nedir sorusuna aslında büyük oranda insan ve robot farkları adlı yazımda değinmiştim. Burada kısaca yine değinmek istiyorum. İnsan sadece düşünen canlı bir varlıktır diye tanımlayabileceğimiz bir varlık değildir. İnsanın bir ruhu vardır. Bu ruh sınır bilmeyen, tamamen özgür bir ruhtur. Bu ruh sınırları belli olan insan vücuduna hapsedilmiştir. Hocam derdi ki gözlerimiz bu hapishanenin pencereleri, sözlerimiz ise sözlerimizin sadece ufak bir bölümü. Sınanıyoruz her açıdan.

   İnsanın ruhu ölümsüzdür. İnsan bundan dolayı ölümsüzlüğü her zaman arzu etmiştir. Konuyu fazla uzatmadan basitçe insan ruhtur diyebilir miyiz? Kısmen bunu söyleyebiliriz de bu bile aslında insanı tanımlamak için yetersiz kalır. O yüzden insan ve robot farkı adlı yazımı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Buraya tıklayıp okuyabilirsiniz.

PEKİ SÜPER KAHRAMANLARA NEDEN İHTİYAÇ DUYAR İNSAN?

   Süper kahramanların çoğu ölümsüzdür. Onların sınırları yoktur. Aşamayacakları zorluklar yoktur. Koca bir duvarı yerle bir ettikleri gibi o duvarları kolayca dikebilirler de. Ruhumuz arzularının bir yansımasıdır süper kahramanlar aslında. İlk süper kahramanı çizen adamın ruhunu düşünelim. Hapishanesinde öyle sıkılmıştır ki dışarı bir şekilde çıkmak istemiştir. İşte belki de bu yolu kullanarak dışarı çıkmıştır. Burada belirtmek isterim ki çoğunun düşündüğü gibi süper kahramanlar yaratıcıya karşı bir isyan bayrağı değildir. Aksine onun kudreti önünde bir saygı duruşudur. Çünkü ne olursa olsun ne kadar sınırsız olursa olsun süper kahramanların hepsinin canı yanar ve bir tarafı her zaman acizdir. Canı yanmayan ve aciz kalmayan sadece yaratıcıdır aslında sonuç olarak.
batm-an

   İzlediğimiz süper kahramanların hepsi bize mesajlar verir. Ortak mesaj ise azimli olmaktır. İnsanın azimli olursa çözemeyeceği bir sorun yoktur. SpiderMan karşısına dikilen duvarları basitçe geçer, SuperMan yaşanan problemlere kayıtsız kalmaz ve çok çabuk müdahale eder, BatMan yine aynı şekilde suçlulara ceza verir. İnsana bunları yapın diye mesajlar verir süper kahramanlar.

   Özet olarak ruhumuzun yansıması olan süper kahramanlar insanı iyi dünya düzeni için belli kalıplara sokmak adına çaba harcar. Bu çabaya kayıtsız kalıp kalmamak yine insanın kendisine bağlıdır.



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

26 Aralık 2015 Cumartesi

Hürriyet Yazarkafe ve Milliyet Sizdensize Karşılaştırması

yazarkafe-sızdensıze

   Daha önce bu konuyla ilgili bir yazı yazmıştım.Ancak o yazı ne yazık ki yaptığım bir hata sonucu silindi.O yüzden yazıyı tekrar yazmaya karar verdim.Ancak bu sefer Sizdensize servisini bir alternatif değil de Yazarkafe servisine bir rakip olarak göreceğim ve iki servisi karşılaştıracağım.Hangisini kullanacağınız size kalmış.

YAZARKAFE NEDİR?

yazarkafa

  Aslında çoğu blog yazarı ne olduğunu biliyor ama ben bilmeyenler için tekrardan yazayım. Yazarkafe, Hürriyet haber sitesi tarafından desteklenen Bumerang servisinin bir uzantısıdır. Bumerang, blog yazarlarının kayıt olduğu, reklam teklifleri alarak gelirler elde ettiği ve yazılarını yayınlayabileceği Yazarkafe gibi çeşitli yararları olan bir bir servistir. Bu serviste üç üyelik tipi vardır. Bunlar; bronz,altın ve platin üyelik tipleridir.Sıralamadan anlaşılacağı üzere en düşük üyelik tipi bronzdur ve neredeyse yok denecek kadar avantajlardan yararlanabilmektedir.Altın üyelik tipi ona göre daha iyidir.Platin üyelik tipi ise en yüksek üyeliktir.Bu üyelik sayesinde Bumerang servisine bağlı Yazarkafe'ye yazı gönderebilirsiniz.

SİZDENSİZE NEDİR?

sızdansıze

   Sizdensize, çoğu blog yazarının bilmediği bir servistir aslında. Hemen hemen Yazarkafe mantığıyla çalışır. Sizdensize servisinin destekçisi ise Milliyet haber sitesidir. Bu serviste yine blog yazarlarının çoğu yazısı mevcuttur. Bu servise yazı göndermek biraz daha farklıdır. Çoğu teferruatı vardır. Ancak yazınızın yayınlanması daha kolaydır ve sitenizin kabul edilmesi daha mümkündür.

İKİ SERVİSİN AVANTAJLARI DEZAVANTAJLARI

   Öncelikle Yazarkafe'den başlayalım. Yazarkafe servisinin avantajlarını sayacak olursak şunları söyleyebiliriz: Öncelikle Hürriyet gibi bir haber sitesinin desteğinin olması servisi cazip hale getiriyor. Servise yazı göndermek basit bir şekilde gerçekleşiyor. Genel olarak yazıların çoğu yayınlanıyor. Serviste bir yazınız çok tutulursa güzel bir ziyaretçi sitenize geliyor. Bunun dışında bazen tutulan yazılar Hürriyet sitesinde de yayınlanıyor ve bu da daha fazla ziyaretçi demek oluyor. Yazarkafe'ye gönderdiğiniz yazılar arama motorlarında haliyle daha bir ön plana çıkıyor ve bu yine fazladan ziyaretçi demek oluyor.

   Yazarkafe'nin dezavantajlarını sayacak olursak şunları söyleyebiliriz; Öncelikle platin üye olmadan yazı gönderememek can sıkıcı bir durum bence. Bunun dışında servisi çok sayıda blog kullandığı için yazılarınızın dikkat çekmesi biraz zorlaşıyor. Genel olarak servis sürekli bir ziyaretçi sağlamıyor sizlere. Yazınız yayınlandıktan kısa bir süre ziyaretçi geliyor sonrası olmuyor. 

   Şimdide Sizdensize servisinin avantajlarından ve dezavantajlarından bahsetmek istiyorum. Yine avantajlardan başlayalım; Sizdensize servisine üye olmak daha kolay. Çoğu üyelik hemen kabul ediliyor. Ayrıca serviste üyelik tipleri gibi bir dert yok. Üye olur olmaz yazı gönderebiliyorsunuz. Yazınız yayınlandıktan sonra gözle görülür bir ziyaretçi alıyorsunuz. Bunun dışında size küçükte olsa sürekli ziyaretçi sağlıyor. Ne kadar çok yazı gönderirseniz o kadar çok ziyaretçi çekiyorsunuz. Yazarkafe'ye oranla ziyaretçi açısından daha yararlı olarak görülüyor.

   Dezavantajlarından bahsedecek olursak; Ne kadar Milliyet destekli görünse de aslında bağımsız bir servistir. Milliyet sitesinde yazınızın yayınlanması gibi bir durumu yok. Yazarkafe'ye oranla yazı göndermek daha karmaşık. Yazı gönderme sistemi karmaşık bir şekilde duruyor. Bunun dışında ne yazık ki servis blogspot uzantısını kabul etmiyor. İlla .com v.b. uzantılar istiyor. Belki de bu yüzden blog yazarlarının ilgisini çekmiyor.

BENİM TAVSİYEM

   İki servisi kullanmakta faydalıdır. Ama bir tercih durumu olsaydı kesinlikle Sizdensize derdim. Çünkü gerçekten küçükte olsa sürekli ziyaretçi çekiyorsunuz. Yazarkafe'de durum yazınızın tutup tutmamasına bağlıyken Sizdensize'de böyle bir durum yoktur. Orta ölçekli ziyaretçi illa geliyor sitenize. 


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

11 Aralık 2015 Cuma

Türk Sinemasından Unutulmaz Sahneler 1

aküyok2

 Evet başlıktan da anlaşılacağı üzere konumuz unutulmaz sahneler.Sinemamızda öyle filmlerin öyle sahneleri vardır ki bunları unutmak mümkün değildir.Bazen bu sahnelerde çok duygulanırız bazen çok eğleniriz bazen ise çok düşünürüz.O sahneler öyle sahnelerdir koca filmi anında efsane yapar ve unutulmaz kılar.Çoğunda oyunculuklar şahanedir ve ötesi yoktur.Aslında sinemamızda o tür sahneler çoktur da ben sadece küçük bir kısmını buraya yazacağım.

   Öncelikle bu listenin şahsi bir liste olduğunu söylemeliyim.Çünkü burada yazacağım bir sahneden herkesin etkilenmesi mümkün değil.Bu yüzden listenin kendi anılarımdaki sahnelerden oluştuğunu belirtmek isterim.Sözü fazla uzatmayayım işte sinemamızdan unutulmaz sahneler:

1.BABA OLMAK...

   Çağan Irmak imzalı Babam ve Oğlum gözyaşlarınızı zorla tutacağınız bir filmdi gerçekten.Hele de son sahne babaya veda, ne duygu yüklüydü ama.Ama benim en unutamadığım sahne Sadık karakterinin babasıyla yüzleştiği ve artık hastalığının iyice ortaya çıktığı acı yüklü konuşma sahnesiydi.Çaresizlik içinde kıvranan iki babanın o konuşması, birisinin torunu diğerinin ise çocuğu üzerineydi aslında.Ama bunun aracılığıyla da yüzleşmişlerdi.O sahneyi izlerken hep aklıma, baba olmak ne zor bir iş arkadaş diye bir düşünce gelir.İzlemek için tıklayınız.

babmoğlum

2.BEN YAŞAR USTA!

   Ertem Eğilmez imzalı 1975 yapımı Bizim Aile filmini ne zaman izlesem içime bir sıcaklık dolar.Bu hepimizin özlem duyduğu sevginin,dürüstlüğün ve kardeşliğin inanılmaz etkisidir aslında.Madem babalardan açtık sözü Yaşar babayı yazmamak olmaz.Yaşar Usta ailesine zarar verecek zengin iş adamının karşısına çıkar ve o efsane sözleri söyler.Bu sözler isyan bayrağıdır aslında.Mazlumun zalime,yoksulun açgözlülere bir isyanıdır.Yaşar Usta bu isyanın lideridir belki de.İzlemek için tıklayınız.

yasarusta-1

3.DELİREN MÜFETTİŞ

   Haydi biraz hüzünlü havayı dağıtalım.Eğlenceli ve unutulmaz bir sahneden söz açalım bu sefer.Hababam Sınıfı her sahnesiyle aklımızda kazınmış bir filmdir.Ama bazı sahneleri vardır ki daha çok hatırlanır.Hatta o sahneler ezbere bilinir.Hababam sınıfına müfettiş gelir.Geldiğine geleceğine pişman olur.Sorduğu sorulara öyle cevaplar alır ki kafayı yer.Bu sırada bizler yani izleyiciler gülmekten karnımız ağrır vaziyette sahneyi keyifle izleriz.Ne çok eğlence dolu ve içten bir sahne değil mi...İzlemek için tıklayınız.

müfettişhababam

4.KORKUYORUM EŞKIYA...

   Gülümsemenize ara vermenizi hiç istemem ama ne yapayım yazmasam da olmaz işte.Yavuz Turgul imzalı 1996 yapımı Eşkıya filmini bilirsiniz elbet.İşte o filmden bir sahne var ki efsaneler efsanesidir.Cumali karakteri vurulur ölümün kıyısındadır.Onu çocuğu gibi seven Eşkıya ile işte bu kıyıda konuşur.Ölümden korkuyordur Cumali.Ama Eşkıya onu öyle çok sever ki korkusuzca ölüme meydan okuması için bir an bile yanından ayrılmaz.Ölümün kıyısındaki bu konuşmanın içerisinde korkunun aksine umut vardır.Cumali bu umutla birlikte yelken açar yeni dünyaya.İzlemek için tıklayınız.

eşkıyacumalı

5.BABA AKÜ YOK!...

   Böyle daldan dala atlıyorum gibi görünebilir ama gülmeye neden devam etmeyelim diye düşündüm bir an.Vizontele filmi eskiyi anlatan eskimeyen bir film.Bana göre son yıllarda yapılmış efsane filmler sıralamasında en ön sıralarda yer alır.Serinin ilk filminde öyle bir sahne vardır ki ne zaman izlesen gülmekten kırılırım.Başlıktan da anlaşılacağı üzere Baba akü yok sahnesidir bahsettiğim sahne.Cezmi Baskın ve Şafak Sezer'in muhteşem oyunculuklarıyla harmanlanan bu sahne daha uzun yıllar unutulmayacak gibi.İzlemek için tıklayınız.

akuyok

6.HAYAT SENDEN OLMAYANLARLA GÜZELDİR!

   Demiştim ya öyle sahneler vardır ki düşündürücüdür ve koca filmi efsane yapar.Bununla da kalmaz koca filmi özetler.İşte Hükümet Kadın filmindeki Aziz Veysel'in sözleri de böyle bir etki yarattı bende.Aziz Veysel karakteri bilmeden ölümüne yürürken bu güzel sözleri söylemişti ve bu sözlerini vasiyet olarak gerisindekilere bırakmıştı.Karısı Xate'nin bu vasiyetin arkasından koşturmasıyla film gelişir.Ama koca filmin özeti aslında bu repliktir.İzlemek için tıklayınız.

xatehatun

   Evet arkadaşlar şimdilik burada duralım.Bu listeyi olabildiğince devam ettirmeyi düşünüyorum.Eğer listenin devamını yazarsam bu yazıda ve devam yazılarında linklerini paylaşacağım.

Devam Yazıları:




Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

4 Aralık 2015 Cuma

Canım Ülkemden İlginç Haberler 1

haber-ilginc

   Şimdiye kadar ilginç konu olarak genelde gizemli olayları tercih etmiştim.Bu olayların çoğu yurt dışını içeriyordu.İlginçlikler için aslında fazla uzağa gitmek de gerekmiyor.Bazen aradığınız ilginç olayları çok yakınınızda bulabiliyorsunuz.

   Bazı sitelerde rastlamıştım, Yurdum İnsanı manzaraları adlı galerilere.Öncelikle söylemeliyim ki bu yazı biraz da yurdum insanı manzaraları galerilerine özenerek yapılmıştır.Ama geçip de onlarca kez gördüğünüz manzaraları paylaşmayacağım tabii ki de.Ben daha çok canım ülkemde rastladığım komik ve bir o kadar da ilginç haberleri paylaşacağım.Bu haberleri de kendi tarzımda yorumlamaya çalışacağım.Umarım beğenirsiniz:


mazotcuu

   İçki tüm kötülüklerin anasıdır dememişler boşuna da bira kesmeyince mazot içmek nedir ya hu?Aslında burada asıl soru mazot içmesini söyleyen arkadaşı o zekayla nasıl hayatta kalabiliyor.Fazla! gerçekten bu seviye güzel ülkem için çok fazla...

sodacıı

   Soda içtin ama nasıl bir soda?Sade mi meyveli mi?Meyveliyse elmalı mı armutlu mu limonlu mu yoksa başka meyveli mi?Bunları bir öğrenelim ona göre cevap verelim değil mi?Tıpta utanma yok kuzum söyle bakalım elmalı mı armutlu mu?

balkoncuu

   Umarım şu anda balkonda uyuyorumdur ve bu gördüğüm haber bir rüyadır.

okeycii

   Anadolu insanı misafirperverdir.Hemde öyle böyle değil tam bir misafirperverdir.Görünen o ki hayvancağız bu misafirperverlik karşısında hayran kalmış ve yerleşik hayata geçmeye karar vermiş.Aha buraya yazıyorum bu hayvan yakında o kahvehanede okeye dördüncü olur.Gözlerim yaşardı.

cüzdancıı

   Bence cüzdanı yollayan kişi hala hırsız mı yoksa iyilik meleği mi olacağına karar verememiş?Karar veremeyen sadece gönderende değil cüzdanın sahibi de olayın şokunda anlaşılan.

rüyacıı

   Siz siz olun rüyanızda bile kimseyi dövmeyin.Adamı artık nasıl fena dövmüşse rüyada o kadar zoruna gitmiş ki....

rögarcıı

   Nerede o eski aşklar,nerede o eski ilişkiler.Hep çıkar ilişkisi şimdikiler.Ya o değilde o rögar kapakları ne kadar ağır.Adam azim etmiş kaldırmış onu sonra da atmış sevgilisini.Merak ediyorum acaba sevgilisini rögar deliğine atmasına sebep olan borç ne kadardı?

animecii

   Haydi bunu da açıklayın Animeciler?..Şimdi düşünüyorum da orada olsam ve birisi çıkıp Pokemon'a çizgi film dese bende aynı tepkiyi gösterirdim.Aynı tepkiyi göstermesem bile en az iki üç el bombası atardım diye düşünüyorum.

ateistcii

   Bende normalde wordpress severim ama blogspot kullanıyorum.İşime de profesyonelce yaklaşıyorum.Kardeşim, İslam hoşgörüsünü biraz fazlaca yanlış anlamış gibi görünüyor.Dua etsin de (ne diyorum ben ya) Cübbeli Ahmet hoca duymasın bunu.

   Evet canım ülkemden ilginç ve bir o kadar da komik bazı haberleri paylaşmaya çalıştım.Bu haberlerin devamı gelecek.Malzeme bol ne de olsa.









Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.