31 Aralık 2016 Cumartesi

Hoş Geldin 2017


   2016 Yılı bize pek iyi gelmedi. Çok acı yaşadık çok kaybettik. Belki biraz mutlu anılarımız da oldu. Fakat geneli itibariyle gerçekten berbat bir seneyi geride bırakıyoruz. Onu geride bırakırken yeni bir serüvene de yelken açıyoruz. Umarım bu sefer yüzümüz güler. Bu sefer iyi olarak anarız geçirdiğimiz seneyi. Umarım geride kalır yaşadığımız tüm kırgınlıklar ve acılar. Umarım bu yeni yıl bizlere gerçekten aydınlık bir kapıyı aralar. Umut etmekten başka yapacak bir şey yok. Umudumuzu korumalıyız. Hepinizin yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım. Saygılar..


Blogla İlgili Not: Şu sıralar blogla fazla ilgilenemedim. Yeni yazılar yazamadım. Çoğu takip ettiğim blogu okumayı da baya ihmal ettim. Ancak telafi edeceğim. Saygılarımı sunuyorum..


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

7 Aralık 2016 Çarşamba

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!




haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
Haydar Çolakoğlu teb genel müdür
haydar çolakoğlu kimdir
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

28 Kasım 2016 Pazartesi

Neden Ödül Töreni Yapamıyoruz?




odultoren

   Kısa bir süre önce 43. Altın Kelebek ödül töreni yapıldı. Bu törende ödülden çok Diriliş filmine yapılan büyük ayıp konuşuldu. Elbette bunun siyasi bir olay olduğunu düşünüyorum. Ancak ne yazık ki ödül törenlerimizin tek kusuru çok fazla siyasallaşması değil. Altın Kelebek ödüllerinden sonra aklıma bir soru geldi. Ülkemizde neden doğru düzgün ödül töreni yapamıyoruz? Neden ülkemizin uluslararası medyada ses getirecek bir ödülü yok? Kendimce bu soruları cevaplamaya çalışacağım.

Halkla Bütünleşmemek

   Ülkemizde yapılan ulusal veya uluslararası hiçbir ödül töreni halkın ilgisini çekmiyor. Halk bu törenlere daha çok sosyete tarzı eğlence gözüyle bakıyor. Burada halktan kastım çoğunluktur. Çoğunluk ödül törenini benimsemeyince bu kendi aralarında yapılmış bir eğlence olarak kalıyor. Ödül için yapılan halk oylamaları da bunun düzelmesini sağlamıyor. Çünkü  ne kadar oylama olursa olsun yine ödülü hiç hak etmeyenler alıyor. (bkz: Kiralık Aşk dizisinin en iyi komedi olması) Ödül törenlerinin halkla bütünleşmesi için oylama sisteminin değişmesi ve bu törenlerin itici olmayan tanıtımlarının yapılması lazım.

Törene Gidenlerin İlgisizliği

   Ödülü alan gidiyor abi! Oyuncu geliyor ödülünü alıyor sonra arkadaşlarını alıp kaçıyor. Törenin sonunu beklemek yok. Diğer ödül alanlara saygı duymak onları alkışlamak yok. Bu törene katılanların da pek bu ödülleri takmadığını gösteriyor. Bu durum da yeniden bu tür ödül törenlerinin başarısızlığa düşmesine etken oluyor. Bu durumun düzeltilmesi şart. Getirin abi ödül alanlar törenin sonuna kadar bekleyecek diye bir zorunluluk korkmayın. Bunlar ondan anlar ancak.

Siyaset Siyaset Siyaset!

   Son yıllarda içimiz dışımız siyaset oldu. Bu durumun ödül törenlerine yansıması da normal. Ama olmamalı. Bu kadar olmamalı en azıyla! Adam sırf başka bir siyasi zihniyete sahip diye dalga geçiyor. Öteki kürsüyü propaganda yapmak için kullanıyor. Ne gerek var? Yani ödülünüzü alın kürsüden inin sonra basına demeç verirken yapın şovunuzu. Ekranda neden böyle işlere girişiliyor? Madem girişiliyor o halde neden bizim dünya çapında ödüllerimiz yok diye yakınmayalım. Bu tür hareketler itici gerçekten.

Kanalların Ödülü!

   Ödül törenini yapan bir medya grubu. Fark etmiyor A medyası B medyası falan. Bunlar da ödül verirken elbette kendi kanallarının işine daha yakın davranıyor. Bu durum objektifliği zedeliyor ve yeniden itici bir durumu meydana getiriyor. Bana göre bu sorun çözülmeli. Ödül törenlerini bağımsız bir yapılanma yapmalı. Mesela neden RTÜK bu tarzda bir işe girişmiyor. Bence çok iyi olur. Sonuçta RTÜK televizyona daha hakim ve daha iyi takip ediyor.

   Son olarak benim muhteşem ödül törenleri yapacağımız yönünde umudum az. Zaten pek de umurumda değil bu ödüller.(Tabii uluslararsı arenada ülke tanıtımı açısından önemli.) Ödül dediğimiz bir sahte madalya. Asıl madalyayı halk veriyor zaten gerisi pek mühim değil...

Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

24 Kasım 2016 Perşembe

Gelişmiş Google Translate




cevırı

   Günümüzde sanal çevirmenler gittikçe önem kazanıyor. İnternet aleminin gittikçe global bir hale geldiğini düşünürsek bu çok normal. Artık insanlar dil bilmeseler de bu aleminin nimetlerinden bir şekilde yararlanmaya çalışıyor. İşte burada yardıma sanal çevirmenler yetişiyor. Bu sanal çevirmenlerin en tanınanı ise tahmin edeceğiniz üzere Google Translate. Ancak ne kadar tanınsa da şimdiye kadar pek de iyi çeviriler yaptığı söylenemez. Genelde çok saçma cümlelerle bizlere çeviri hizmeti sunuyordu. Ama bu durum kısa bir süre içinde değişecek gibi görünüyor. Google bu işe el attı sonunda.

   Google geçtiğimiz günlerde çeviri uygulamasında iyileştirmeler yaptı. Bu iyileştirmelerden bizim açımızdan en önemlisi İngilizce-Türkçe çeviriler. Yapılan iyileştirmeler sonucunda İngilizceden Türkçeye yapılan çeviriler büyük oranda geliştirildi. Artık saçma sapan cümleler bulmak daha zor. Ancak Türkçeden İngilizceye yapılan çeviriler hala sıkıntılı gibi duruyor. Fakat geliştirmelerin devam edeceği aşikar. Yakın bir zamanda artık internet dünyasında dil bilmemek bir olumsuzluk olmaktan çıkacak gibi görünüyor.

   Gelişmiş çeviriyi denemek istedim. Aşağıda Nikola Tesla ile ilgili bir takım bilgilerin İngilizce metni var:

" Tesla went on to pursue his ideas of wireless lighting and electricity distribution in his high-voltage, high-frequency power experiments in New York and Colorado Springs and made early (1893) pronouncements on the possibility of wireless communication with his devices. He tried to put these ideas to practical use in an ill-fated attempt at intercontinental wireless transmission, his unfinished Wardenclyffe Tower project."

   Yukarıdaki İngilizce metnin çevirisini Google aşağıdaki gibi yaptı. Oldukça iyi değil mi? :

   "Tesla, New York ve Colorado Springs'deki yüksek voltajlı, yüksek frekanslı güç deneylerinde kablosuz ışıklandırma ve elektrik dağıtımı konusundaki fikirlerini sürdürmeye devam etti ve cihazlarıyla kablosuz iletişim olasılığı hakkında erken (1893) önergeler yaptı. Bu fikirleri, kıtalararası kablosuz iletimi, bitmemiş Wardenclyffe Tower projesini kötüye kullanma girişiminde pratik bir şekilde kullanmaya çalıştı."
   


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

20 Kasım 2016 Pazar

29 Yıl Süren İkinci Dünya Savaşı: Hiroo Onoda


onodahiroo

   1939 Yılında Avrupa'da Nazizm ve Faşizm yayılmacılığı sebebiyle başlayan 2. Dünya Savaşı, Uzak Doğu ülkelerini de derinden etkilemiştir. Nitekim yine aynı yayılmacı zihniyete sahip ve Asya Asyalılarındır sözüyle yola çıkan Japonya, bu savaşta önemli bir rol oynamıştır. 1945 Yılında ancak atom bombaları ile durdurulabilen bu ülke savaşı adeta halkının sadakati ve itaati sayesinde yıllarca üstün götürmüştür. İşte bu sadakat ve itaat örneklerinden birisine Hiroo Onoda adlı bir asker imza atmıştır. Peki kimdir bu Hiroo Onoda? Neden 7 yıl içinde bitmiş olan savaş onun için 29 yıl sürmüştür? Bu yazımda ilginç olan bu konuya değinmek istedim.

Asla Teslim Olmayacaksınız!

   Dünya savaşının sonlarına yaklaşılıyordu. ABD ve Sovyetlerin savaşa girmesiyle işler tersine dönmüştü. Mihver devletler savaşı kaybetmek üzereydiler. Bunun bilincinde olan Japonya yeni bir taktik geliştirdi. Bu taktik adalara askerleri gönderip orada gerilla savaşına girişmek üzerine kuruldu. Askerlere verilen emir açıktı. Ne olursa olsun teslim olmayacak sonuna kadar savaşacaklardı. İşte Hiroo Onoda da adalara gönderilen askerler arasındaydı. Onu günümüz Filipinler'deki Lubang adasına göndermişlerdi.

   Adaya 23 yaşında ayak basar Onoda. Ekibinde kendisinden başka 3 asker daha vardır: Yuichi Akatsu, Shoichi Shimada ve Kinshichi Kozuka. Onlar adaya ayak bastıktan kısa bir süre sonra savaş biter ve Japonya koşulsuz teslim olur. Fakat iletişim yetersiz olduğu için adalardaki çoğu asker bu durumdan habersizdir. Bunlar arasında Onoda ve ekibi de vardır. ABD askerleri ne kadar megafonla savaşın bittiğini duyursa da Onoda ve ekibi bunun yalan olduğunu düşünür ve savaşmaya devam eder.

Yalnız Bir Asker!

   ABD adalardan çekilince Onoda ve ekibi hain olarak gördükleri halka saldırmaya başlar. Hatta Filipinli güvenlik güçleriyle mücadeleye girişirler. Bu mücadelelerden birisinde ekip ilk kaybını verir. Yuichi Akatsu yakalanır. Daha sonraları da Shoichi Shimada ve Kinshichi Kozuka çatışmada öldürülür. Ekipten sadece Hiroo Onoda kalır ve o buna rağmen savaşmaya devam eder. Emir açık ve nettir teslim olmak yok! Böceklerle beslenir. Yeri geldiğinde akrep ve yılan bile yer. Bitkilerde onun yemekleri arasındadır.

Komutanımı Çağırın!

   1974 yılında yani dünya savaşı bittikten 29 yıl sonra Norio Suzuki adlı bir kaşif adada Onoda'ya rastlar. Onoda onu tam vuracakken Japon İmparatorunun kendisini merak ettiğini söyler ve kurtulur. Sonra ise neden teslim olmadığını sorar. Emir açıktır ve nettir. Suzuki, bu itaatkar askeri ikna etmeye çalışır.  Sonunda Onoda, bana emri veren komutan gelirse teslim olurum der. Şanstır ona emri veren komutan hayattadır. Gelir ve teslim olmasını emreder. O gün yani savaştan 29 yıl sonra Onoda teslim olur. 23 yaşında ayak bastığı adadan 52 yaşında ayrılır.

teslımm


    Hiroo Onoda, öldürdüğü insanlardan dolayı yargılanır fakat Filipinler Başkanı Marcos onu bağışlar. Bu sadakat ve itaat simgesi adam 29 yıl sonra döndüğü ülkesinde kahraman gibi karşılanır. Hiroo Onoda 16 Ocak 2014 tarihinde 91 yaşında vefat etmiştir. Onun hikayesi adeta Japonlara özgü sadakati yansıtmaktadır. 
arsılama


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

11 Kasım 2016 Cuma

Aradığım Kanal Bulundu: Nova Prospekt


cnyavuz

   Youtube artık eskisi gibi değil bildiğiniz gibi. İçerisinde artık içerik üreten çok sayıda kanal var. Artık televizyon yavaş yavaş yerini buralara doğru bırakıyor galiba. Neyse bunu ayrı bir yazıda ele alacağım zaten. Malum nerede çokluk, orada bir sıkıntı. Youtube kanalı çok ama içlerinden gerçekten işe yarayanları az diyebilirim. Burada geçip önüne gelen oyun kanalı açıyor demeyeceğim ki demiş oldum. Aslında bende bir ara oyun kanalı açmayı düşündüm fakat bilgisayarımın durumu aklıma gelince vazgeçtim. Adamlar GTA 5 falan oynuyor abi. Benim bilgisayar Süper Mario Forever anca.

Ve Sonunda...

   Nova Prospekt kanalından kardeşim sayesinde haberim oldu. Abi dedi adam mezarlıkta bir gece falan geçiriyor. Nasıl ya? Hem de gece sesler falan geliyor. Haydaaa! Elbette kanalı merak etmem için bu yeterliydi. Kardeşimle kanalın ismi üzerine baya anlaşmazlığa düştükten sonra -bunu anlatabilmek için taa evden kalkıp geldi yanıma- kanala ulaşmayı başardım. Hemen mezarlıkta bir gece adlı videoyu açıp izledim. Zaten videoyu alt tarafa bırakacağım.

   Adamımızın ismi Can Yavuz. Bu adam garip bir adam. Böyle vurmalı kırmalı işleri seviyormuş. Daha önce oyun falan çekiyormuş da pek tatmin olmamış. Sonra patlamalı işlere girişmiş. Sonradan da gizemli, gerilimli işlere girişmeye başlamış. Bence güzel de olmuş. Açıkçası yapabileceğimi bilsem bende bu tarz bir şeylerle uğraşmak isterdim. Blogda yazdığım gizemli olayları bizzat yerine gidip görmeyi isterdim. Neyse bizim yerimize yapanlarda var işte. Açıkçası videolarını takip etmeye çalışacağım. Ayrıca ileride daha da çok çılgın işlere kalkışacağını görür gibiyim.

   Can Yavuz, ne kadar ilgi çekici olsa da  o kadar da tehlikeli işlerle uğraşıyor. Yani ne bileyim bombalar, korkunç yerler vs. Başına bir şey gelmezse iyi diye düşünüyorum. Umarım böyle bir şey olmaz. Biraz dikkat diyorum sadece. Neyse uzatmayauım eğer izlemek isterseniz aşağıya mezarlıkta bir gece videosunu koydum. Kanala ulaşmak için de buraya tıklayabilirsiniz.





Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

6 Kasım 2016 Pazar

Namaz Kılan İnsan Gölgesinin Sırrı


ınsandıvrıgı

   Anadolu ilk beylikler döneminde bugünkü Sivas Divriği ilçesine hakim olan Mengücekliler acaba biliyorlar mıydı çağın ötesinde bir eser bıraktıklarını? 1985 Yılında UNESCO Dünya Miras Listesine alınan bu eser sadece bulunduğu devrin izleriyle değil esrarengiz bir özelliği ile de görenleri şaşırtıyor. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası'ndan bahsediyorum. Belki duymuşsunuzdur namaz kılan insan gölgesini. Bu yazımda bu gölge nedir ne değildir yazmak istedim.

Her Güneşte Çıkan Silüet



    Divriği Camii, tahminen 1228 yılında Ahmet Şah tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah'tır. Bu eserin giriş kapısına ne zaman güneş gelse ziyaretçileri hayrete düşüren o esrarengiz gölge ortaya çıkmaktadır. Genelde İkindi güneşi ile beraber daha net görünen bu gölge aynı bir insan silüetini andırmaktadır. Ayrıca bu insan silüeti ile birlikte ortaya hemen ön tarafta dikdörtgene benzer bir gölge daha çıkmaktadır. İnsan silüeti sanki namaza durmuş gibi bir şekilde ortaya çıkar. Önündeki dikdörtgeninde Kuran-ı Kerim'i temsil ettiği düşünülür. Aşağıdaki fotoğraftan bunu daha iyi görebilirsiniz:

admdmdmd



Peki Nasıl?

   Bu silüetin rastgele oluştuğunu düşünmek garip bir durum olsa gerek. Şu açık bir gerçek ki mimar Hürrem Şah bunu bilerek yapmış. Peki nasıl? Uzmanların tahminine göre camii yapılmadan önce 2 yıl boyunca sırf bunun için çeşitli gözlemler yapılmış. 2 Yıl boyunca mimar Hürrem Şah, güneşin doğuşunu, batışını ve hatta yıldızları dahi gözlemlemiş. Çeşitli hesaplamalardan sonra ortaya esrarengiz aynı zamanda bu muhteşem eser çıkmış. Yine uzmanlara göre bu gölge güneşin ilk doğuşunda ortalığa bakıp temaşa ediyor, ikinci aşamada önündeki kitabı okuyor, üçüncü aşamada ise namaz kılıyor, son aşamada ise gölge kadın silüetine dönüyor.

   Günümüzde beton yapıları görünce mimar Hürrem Şah'ın 2 yıllık gözlemine ve büyük emeğine saygı duymamak imkansız. İyi ki bu eser bu zamanlara kadar gelmiş. İnşallah onu daha iyi koruyabiliriz. 


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

1 Kasım 2016 Salı

Yeniden Yazıyoruz


   2015 Yılında Yazıyoruz adlı blogumuzla ilgili burada bir yazı paylaşmıştım. Blogu üniversiteden birkaç arkadaş bir araya gelip açmıştık. Fakat o zamanlar tam olarak ilgilenemedik. Şimdi oldukça uzun bir zamandan sonra blogumuzu tekrar aktif hale getirdik. İşe öncelikle daha kullanışlı bir tema ile başladık. Daha sonra içerikte oynamalar yaptık. Artık Yazıyoruz adlı blogumuzda izlediğimiz filmler ve dizilerle, okuduğumuz kitaplarla ilgili yazılar bulacaksınız. Bu yazıları genel olarak elimizden geldiğince yararlı ve eğlenceli olacak şekilde yazacağız. Yani okurken sıkılmanızı istemiyoruz. Bunun için çalışıyoruz. Neyse lafı fazla uzatmayayım. Blogumuza bekleriz. 


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

17 Ekim 2016 Pazartesi

Mısır Piramitleri Bir Anten mi?

antenmı

   Mısır'da 100'den fazla piramit vardır. Bunların en eskisi mimar İmhotep tarafından tasarlandığı düşünülen ve 3. Hanedan dönemine ait olan, Basamaklı Piramittir. Bunun dışında yine sapasağlam ayakta kalan Keops Piramidi, Dünyanın Yedi harikasından birisidir. Piramitler Tanrı Krallar adına yapılmış gizemli anıt mezarlardır. Şu gün bile onların ait olduğu dönemde nasıl yapıldığı konusunda çeşitli teoriler vardır. Ancak kesin ve tartışılmaz olan bir gerçek var ki bu yapılar oldukça sır dolu özelliklere sahiptir.

Ay'a Giderken Bir Yön Gösterici

   Mısır Piramitleri Orion Takımyıldızı dikkate alınarak yapılmıştır. 1969 Yılında Ay'a yolculuk söz konusu olduğunda astronotların nereye ineceği bir sorun olmuştur. Nitekim inilecek yer güvenli ve bir o kadar bilgi toplamak açısından elverişli olmalıdır. Fakat o günlerde teknolojik sistemler tam olarak nereye inileceği konusunda yetersizdi. Bu soruna Mısırlı bir araştırmacı olan Farouk El-Baz çözüm buldu. Ancak bulduğu çözüm çok gizemli yeni düşüncelere kapı araladı. Nitekim El-Baz yine Orion Takımyıldızını dikkate alarak Ay yüzeyine inilecek koordinatları belirledi. İşin garip tarafı bu koordinatlar, dünyada dikkate alındığında Giza Piramitlerinin olduğu yere denk geliyordu. Yani Ay yüzeyinde inilecek yer tabiri caizse tam piramitlerin karşısına düşüyordu.

   Piramitler gibi Ay'da gizemlerle doludur. İnsanoğlu oraya ayak basmış olsa da tam olarak gizemi çözememiştir. Apollo projesinin elle tutulur hiçbir sebep yokken aniden bitirilmesi komplo teorisyenlerini harekete geçirmiştir. Onların söylediğine göre insanoğlu Ay'da bir şeylerle karşılaştı ve o karşılaştıklarını daha fazla rahatsız etmemek için orayı terk etti. Bu şey dedikleri elbette dünya dışı varlıklar olmalı.

Ay Yapay Bir Uydu mu?

   Ay yüzeyinden gelen her fotoğraf detaylı incelendiğinde bu uydunun garip taraflarının olduğu görüldü. En basitinden yüzeydeki bazı şekillerin sanki bir uzay gemisinin dış katmanını andırması Ay'ın aslında doğal olmadığı fikrini kuvvetlendirdi. Teoriye göre Ay birileri tarafından yörüngemize yerleştirilmişti. Amacı ise dünyadaki hayatı bir şekilde etkilemek ve incelemekti. Baktığımızda Ay gerçekten dünyamız için çok vazgeçilmezdir. Adeta hayatın en temel kaynaklarının oluşmasında görevlidir. Ay bir uydudan daha fazlasıdır.

aygörüntüf
Ay'daki bir şeklin 3 boyutlu hale getirilmiş görüntüsü
   Ay'ın yapay olduğunu söyleyenler kanıt olarak yüzey şekillerini ve oradaki garip hareketleri gösteriyor. Sanki Ay'da bir yaşam vardır. Ancak bu yüzeyde değil de daha çok içerdedir. Bu teoriyi savunanlar Ay'ın başka evrenlerle iletişim kurmaya yarayan sahici bir uydu olduğunu söylüyor. Peki dünya bu sahici uydu ile nasıl iletişime geçiyordu? 

Piramitlerin Şekilleri

ADFGH
Piramit Tasarımı (Büyütmek için üzerine tıklayın)

   Giza piramitlerinin en büyüğünün iç tasarımı incelendiğinde bazı bilim adamları çok şaşırmıştır. Nitekim bu iç kısımların çizimleri yapıldığında ortaya sanki bir frekans alıcısının çizimi çıkmıştır. Hatta bu işten anlayan bazı uzmanlara çizimler gösterildiğinde direk alıcı demişlerdir. Daha önce söylemiştik ay yüzeyine inilen yer Giza Piramitlerine göre belirlenmişti. Ne hikmetse bu yer düz ve gerçekten güvenli işe yarar bir yerdi. Piramitlerle Ay arasında teorisyenlerin söylediği gibi bir bağlantı olabilir mi? Gerçekten Ay yapay ve evrenler arası veya gezegenler arası iletişimi sağlayan bir uydu mu? Piramitler bir anten mi? Bulgulara bakıldığında bundan şüphelenmemek içten bile değil.

Mars Piramitleri

marsprmt
Mars'ta çekildiği iddia edilen görüntü
   İşi biraz daha çıkmaza sürükleyen ve şüpheleri daha da artıran bir bulgu da Mars gezegeninden gelmiştir. Azımsanmayacak kadar çok bilim adamı Mars'ta daha önceleri bizimki gibi bir hayat olduğunu öne sürmüştür. Hatta çoğu hala hayatın var olduğunu söylemektedir. Mars yüzeyinden gelen çoğu görüntü bu fikri oldukça güçlü kılmaktadır. O görüntülerden birisinde ise iş daha da karmaşık bir hale gelmiştir. Görüntüye göre Mars yüzeyinde piramit benzeri bir yapı görünmektedir. Tam kanıtlanmamış olsa da bazı bilim adamları bu piramitlerin koordinatlarının yine Mısır Piramitlerine denk geldiğini söylemektedir. Acaba Mars'ta mı şüphelenilen iletişim ağı içerisinde yer alıyordu?

   Sonuç olarak Dünya, Ay ve Mars üçgeninde gelişen bu şüpheler büyük bir gizemi beraberinde getiriyor. Acaba geçmiş uygarlıklar farklı evrenlerle iletişime geçmeyi başarmış mıydı? Daha önemlisi bu iletişim ağı ne zaman ve neden yok olmuştu?

Yararlanılan Kaynaklar:

Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

12 Ekim 2016 Çarşamba

Deliliğin Sınırında Bir Adam: VINCENT VAN GOAH 2




Dikkat! Bu yazı Sümeyya Tekgöz tarafından yazılmış ortak bir yazıdır!

   ...Vincent artık yüzünü güneşe dönmüştü.Resimlerinde aydınlık renkleri ve kesik çizgileri benimsemişti.Bu döneminde Ayçiçekleri, Otoportreler gibi eserleriyle güçlü kişiliğini göstermiştir.

Ayçiçekleri
   O artık sanat olmadan yaşayamayacağını düşünüyordu. Onun gibi Gauguin'de  sanatsız yaşayamayacağını düşünüyordu. Vincent'ın Gauguin'le ilgili hayalleri vardı. Onun kendisiyle birlikte yaşamasını istiyordu.Resimlerini göndererek bunu teklif etti.Gauguin başta tereddüt etse de sonra birlikte yaşamaya başladılar.Vincent bu durumdan çok memnundu, ancak bu durum fazla uzun sürmedi.Gauguin onun sanat anlayışına ters düşen resimler yapıyordu.Aralarında ki görüş ayrılıkları gittikçe derinleşti.Gauguin resimleriyle insanları sadece duygusal yolculuklar yapmasını istiyordu.Van Goah ise sanatın insanları gerçekliğe götürmesi gerektiğini düşünüyordu.Vincent'ın üreticiliği sanata olan merakı üst safhadaydı.Gauguin'in içinde bir duygu belirdi kıskançlık. Bu duygu ona dostunun bir resmini yaptırdı , ancak Vincent'ın yüzünü deforme etmişti.Vincent en sevdiği tablosu olan Ayçiçeklerini resmederken çizmişti.

THE PAİNTER OF SUNFLOWERS
   Gauguin'le arasında geçenlerin yanında birde kardeşi Theo'dan kötü haber gelmişti.Resimlerini kimse almak istemiyordu.Vincent'ın zaten kötü olan ruh durumu dahada kötüleşti.Bir gece eve gelen Rachel isimli fahişeye bir kutu uzattı.Rachel kutuyu açınca bir kulak parçası gördü.Vincent kulağının bir parçasını kesmişti.Hemen hastaneye kaldırıldı.Çıktığında Gauguin gitmişti.


Daha sonra kendi isteğiyle bir akıl hastanesine yattı.Krizleri gün geçtikçe artıyordu.Aynı zamanda deliliğiyle birlikte yaratıcılığıda artıyordu.O bir dahiydi.Hastalığı aynı zamanda başyapıtlarının da yaratıcısı olmuştu.Sıklaşan krizleri onu bizim dünyamızdan uzaklaştırıyordu.Bu resimde gördüğümüz gökyüzünde ki girdaplar aslında Vincent'ın kafasının karışıklığı ve onun duygularını ifade ediyor.


Vincent  Paris'e geri döndü.Az stresle çok çalışarak doktor denetimi altında yaşamaya başladı.Bu dönemde en önemli eserlerinden biri olan Buğday Tarlası Ve Kargaları yaptı.Bu eser tam bir şaheserdi.Resmin en önemli özelliği perspektifti.Gökyüzünün derinliği o kadar güzel ki kendinizi orda gibi hissediyorsunuz .Yolun sonunda ki başaklar kanatlanmış gibi duruyor.Resim o kadar çok şeyi barındırıyor ki anlatması çok zor.


Hayatının son günlerinde çağdaş sanatın yaratıcısı olmuştur.Sanatında uzun uğraşların ardından yükselmektedir.Ancak özel hayatında işler istediği gibi gitmemektedir.Kardeşi Theo'nun eskisi gibi onu önemsemediğini düşünmektedir.Çok büyük bir sarsıntı geçirdi ve bunu atlatamadı.Ve karnına bir kurşun sıktı.Son anına kadar kardeşi Theo onun yanında durdu.28 Temmuz 1890'da aramızdan ayrıldı.


Eserleriyle 20. yüzyılın en önemli ressamlarından biri kabul edildi.Çağdaş sanatın öncüsüdür.Deliliğin etkisiyle düşünceleri ve gerçekler arasında sıkışan bir hayatı yaşamıştı.


NOT: Konuyu araştırırken Sanatın Gücü ve Tuvaldeki Başyapıt adlı belgesellerden faydalandım. İzlemenizi tavsiye ediyorum.




Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

Deliliğin Sınırında Bir Adam: VINCENT VAN GOAH 1



Dikkat! Bu yazı Sümeyya Tekgöz tarafından yazılan ortak bir yazıdır!

   Otuzlarında hiçbir eğitim almadığı halde resme başlamıştı.Müthiş bir yeteneği vardı ve üretkendi.Yaşadığı tüm başarısızlıklara rağmen başarıya inanıyordu.Kurtuluşu arıyordu, sayfalarca yazı yazıyor, sürekli okuyordu.Kendisini ve insanlığı kurtarabileceğini düşünüyordu.Tüm bunların yanında kulak memesinden bir parça kesebilecek kadar da bir delilik içerisindeydi. Vincent Van Goah çağdaş sanatın yaratıcısı aynı zamanda sanat tarihinin en deli adamlarından biri. Şimdi onun hayatının karanlık satırlarında bir yolculuğa çıkalım.


   Vincent 30 mart 1853 tarihinde Hollanda'da da doğdu.Babası Calvinci bir köy  papazıydı .Her şeyi geç kavraması nedeniyle okulu bıraktı. Amcası Vincent'ı içinde bulunduğu karanlık Calvinst ortamdan çıkıp sanat dünyasında çalışması için Londra'ya gönderdi.Sanat galerisinde memur olarak çalışmaya başladı.O her şeyden önce doğru yolu bulmaya çalışıyordu.Londra'da ki sefil yaşamın içerisinde Tanrı'yı yeniden keşfetti.Vincent bundan sonra sadece fakirler için çalışmaya karar verdi.Tek isteği ise kendini işine adamış bir vaiz olmaktı.Bu düşünceleri, sonunda onu parlak bir gelecek vadeden işini bırakmaya itti.Güney Belçika'da maden ocaklarnda çalışan işçilerin fakirliklerini, hayatlarını ne zorluklarla kazandıklarını gördü.Artık onların kurtarılması gerektiğini düşünüyordu.Genç vaiz elinde İnciliyle vaazlar vererek onları kurtarmaya çalışıyordu.Ancak bu çalışmaları fazla uzun sürmedi, klisenin kurallarına uymadığı için vaizlikten atıldı.

       Tüm bunlara rağmen Vincent asla pes etmedi ve insanlara sesini duurmanın başka bir yolunu buldu.Otuzlu yaşlaında daha önce eline fırça bile almamış olduğu halde resime başladı.Bu tuhaf bir durum olsada Vincent bunu başarabilecek kadar güçlüydü.Vincent sanat yoluyla insanlara görselliğin ötesinde bir şeyi vermeye çalışıyordu.Onun amacı doğru yolu göstermekti.Vincent bu yeni mesleğinde pek fazla para kazanamadı.Ona sanat eserleri alıp satan kardeşi Theo yardım etti.Buna karşılık Vincent'ta ona resim vermeye başladı.Ancak Theo Vincent'ın rseimlerini özensiz ve karanlık buluyordu.Vincent hayatının bu döneminde, geçimini kardeşi Theo'nun verdiği parayla sağlayan, ruhen çökmüş ve sefalet yüzünden ailesini yanına dönmek zorunda kalan bir adamdı.

       Tamda bu kötü zamanında resimde ne kadar yetenekli olduğunu kanıtladı .Patates Yiyenler tam anlamıyla mhteşem bir resim.İnsan ne kadar kahverengi olablir ki? Resimde kahverenginin tüm tonları kullanılmış.Karanlık ve kasvetli bir resim. Çağdaşlarının ihtişamlı ve mutlu inanların hikayesini anlatan resimlerinin aksine, Vincen fakir insanların öyküsünü kahverengilerle anlatıyor.Aslında yaşamı boyunca anlatmak istediklerinin bir özetiydi bu resim.Bu insanların arasında kendini bulmuştu.


Patates Yiyenler 
   Paris'te öğreneceği çok şeyin olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden kardeşi Theo'nun yanına taşındı.Vincent'ın resimleri sonunda renklendi.Tuvalde ki iç karartıcı renklerin yerini aydınlık renkler aldı.Van Goah bu dönemde kendisi gibi aykırı bir ressamla tanıştı. Paul Gauguin ve Van Goah arasında çok benzerlik vardı. Gauguin'de Van Goah gibi geç dönemde resme başlamıştı. O iyi bir borsacıydı. Kırk yaşında her şeyi bırakarak resme başlamıştı. Van Goah ve Gauguin çağının izlenimci ressamlarını tehdit eden iki önemli ressamdı.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

11 Ekim 2016 Salı

Android İçin İşe Yarar Fotoğraf Düzenleme Uygulamaları

uygulamafoto

   Fotoğraf çekmek ve onları sosyal medyada paylaşmak hayatımızın önemli uğraşlarından birisi oldu. Önceden ne zaman iki kişi bir araya gelse yapılan koyu sohbet yerini özçekime bıraktı. Mesele sadece fotoğraf çekmek de değil. O fotoğrafı güzel bir hale getirip tabiri caizse servis etmek de önemli sorunlarımızdan birisi oldu. İşte bu sorunu en aza indirgemek için Google Play mağazasındaki fotoğraf düzenleme uygulamalarını sizin için denedim. Bunun sonucunda da en işe yarar olanları yazmaya karar verdim. Umarım işinize yarar.

PicsArt - Fotoğraf Stüdyosu

picssart

   En iyisiyle başlayalım. PicsArt çok profesyonel ve bir o kadar da basit bir uygulama. Bilgisayarınızda Photoshop ile yaptıklarınızın bir kısmını bu uygulama sayesinde cihazında da yapabilirsiniz. Bu uygulama sayesinde sadece fotoğraflarınıza efektler uygulamakla kalmayacak ayrıca onları türlü işlemlerle daha özgün bir hale getireceksiniz. Fotoğraf kesme ekleme işlemlerinin çok basit bir şekilde yapıldığı bu uygulamaya ücretsiz bir şekilde Google Play mağazasında ulaşabilirsiniz. Bence kesinlikle indirin ve kullanın. Sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Uygulamayı indirmek için tıklayınız.

FotoRus - Fotoğraf Düzenleyici

fotogrud

   Özellikle Snapchat kullananlar için tavsiye edeceğim bir uygulama. İçerisinde barındırdığı filtreler ile fotoğraflarınızı daha çekici hale getiriyor. Ancak benim en çok dikkatimi çeken birbirinden güzel çerçeveleri. Klasik çerçeve anlayışının dışına çıkan ve size yaratıcı tercihler sunan nadir uygulamalardan. Yine aynı şekilde kolajları da denemeye değer. Anlaşılır bir kullanıma sahip bu uygulamayı da mutlaka deneyin derim. Uygulamayı indirmek için tıklayınız.




YouCam Makeup: Selfie Makeover

makeup

   Özellikle kadınlar için yapılmış çok güzel bir özçekim düzenleme uygulaması diyebilirim. Özçekiminiz üzerinde kendinize makyajlar yapıyorsunuz. Bu öyle başarılı bir şekilde oluyor ki sanki gerçekten makyaj yapmış gibi görünüyorsunuz. Kendinizi daha güzel göstermek istiyorsanız kesinlikle denemeniz gerek bir uygulama bence. Uygulamayı indirmek için tıklayınız.

Fotoğraf Düzenleyici (DHQ Solutions)

dznlemefoto

   Son olarak daha basit ve daha dar özellikler arayanlar için geliştirilmiş bu uygulamayı önerebilirim. Klasik bir fotoğraf düzenleyicisi olan bu uygulamada fotoğraflarınıza çeşitli efektler uygulayabilir onlara eklemeler yapabilirsiniz. Uzun süre kullanan birisi olarak pratik olduğunu söylemeliyim. Uygulamayı indirmek için tıklayınız.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

5 Ekim 2016 Çarşamba

Evlilik Programları Yasaklansın!

kaldırılsınev

   Bandura'nın sosyal öğrenme kuramına göre insanlar modellerden etkilenir ve onları gözlemleyerek etkili bir öğrenme gerçekleştirir. Televizyon programlarına bu kuram çerçevesinde baktığımızda onların ne kadar önemli olduğunu görürüz. Bugün televizyonu sadece yetişkinler değil hala tam anlamıyla kimlik geliştirmemiş olan çocuklarda izliyor. Çocuklar gözlemledikleri durumlardan çabuk etkilenirler ve ona göre hareket edebilirler. Çocukların dışında yetişkinlerde belirgin olmasa da aynı durumu yaşarlar.

   Televizyonlarımızda son yıllarda türemiş olan ve bir salgın hastalık gibi yayılan toplumun ahlaki değerlerini yerle bir etmeye çalışan programlar var. Bunların en başında evlilik programları geliyor. Ne yazık ki bu programlarda türlü rezillikler izliyoruz. Bu rezillikler öyle bir boyuta ulaşmış durumda ki artık ciddi bir biçimde değerlerimizi tehdit ediyor. Unutmayalım ki değerlerimizi kaybedersek bir toplum olmaktan çıkar aynı akıl yoksunu hayvanlar gibi kalırız ortada.

   Televizyonlarımızı kötü bir virüs gibi saran bu hastalığa dur demeliyiz. Aksi takdirde yarın çocuklarımız için geç olabilir. Evlilik programlarında süregelen rezillikleri görmezden gelmeye devam edersek zaten gittikçe hızlanan toplumsal çöküş daha belirgin hale gelir ve kurtuluşumuz olmaz. Bundan dolayı RTÜK'e çağrımız bu rezil programların bir daha geri dönmemesi şartıyla ortadan kaldırılmasıdır. Sizlerde eğer bunu düşünüyorsanız aşağıda paylaştığım kampanyaya destek verebilirsiniz. Unutmayalım ses çıkarmazsak daha fena olacak. Ses çıkaralım bu rezilliğe!





Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

28 Eylül 2016 Çarşamba

Hillary Clinton Sözünü Tutar mı?

ufoclinton

   ABD için başkanlık seçimleri bildiğiniz üzere Trump ve Hillary Clinton arasında geçiyor. İkisi de açıkçası birbirine yakın oylara sahip gibi görünüyor. Yani kimin kazanacağı son güne kadar belli olmayacak gibi. Bunu bilen iki aday daha fazla oy çekebilmek için halka bazı vaatlerde bulunuyor. İşte bu vaatlerden birisi uzay meraklılarını heyecanlandırmış durumda. Bu önemli vaat Hillary Clinton tarafından yapıldı. Clinton, eğer seçilirse devletinin uzayla ilgili tüm gizli saklı olduğu düşünülen dosyalarını açıklayacağını söyledi. Peki Clinton bunu yapar mı?

   ABD'nin dünya dışı varlıklarla iletişim halinde olduğunu hatta ortak çalışmalara giriştiğini çok sayıda insan düşünüyor. Özellikle 21.yüzyıldaki inanılmaz teknolojik gelişimin bu bağlamda gerçekleştiğini öne sürenler var. Açıkçası NASA dahil bu konuyla ilgili birçok devlet kurumunun bir şeyler gizlediği artık kesin gibi. Öyle ki daha önceleri yalanlanan 51.Bölge bile artık kabul ediliyor. Yani ne kadar gizli saklı da olsa gerçekler ortaya çıkmak için sabırsızlanıyor. Clinton, bu sabırsızlığı giderir mi peki?

   Seçim döneminde elbette adaylar çok sayıda vaatlerde bulunur. Ancak seçildiklerinde bu vaatlerin çoğu bir anda unutulur. Yine geçmişte UFO dosyalarını dahi açıklayacağını söyleyip de bunu yapmayan çok aday var. Açıkçası şahsen Clinton'ın bu vaadinin gerçekçi olmadığı kanısındayım. Seçildikten sonra geçip de gizli saklı dosyaları açığa vuracağını düşünmek biraz hayalperestlik gibi. Bunu neden yapsın? Hem bu sadece kendi elinde mi? ABD'nin diğer kurumları buna izin verir mi? Pek sanmam. Şahsen Clinton'ın sözünü tutmayacağı kanısındayım. Ama sizler farklı düşünebilirsiniz. Düşünceleriniz benim için önemli. Bundan dolayı anket yapmaya karar verdim. Hemen sitenin sağ tarafında bu konuyla ilgili anketi bulabilir ve oy verebilirsiniz. 

   Bakalım Clinton yeni ABD Başkanı olursa sırları açığa vuracak mı?


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

23 Eylül 2016 Cuma

Blogger Uygulaması Nasıl İndirilir?



bloggeruygulama
   Blogger için yapılmış bir android uygulaması vardır. Buraya tıklayarak uygulamaya ulaşabilirsiniz. Fakat Google Play mağazasında Blogger uygulaması ne yazık ki ülkemizde kullanıma kapalıdır. Ancak yine de bu uygulamayı indirmenin elbette bir yöntemi var. Hem de çok basit bir yöntem. Bu yazımda kısaca o basit yöntemden bahsedeceğim. Yazı kısa olacak ama çok işinize yarayacak emin
olun.

   Google Play mağazasında indiremediğiniz uygulamaları apk dosyalarını bularak cihazınıza kurabilirsiniz. Apk dosyası bir bakıma kurulum dosyası gibi bir şey. Yalnızca parasız olan uygulamaları değil paralı olan uygulamaları da bu yöntemle ücretsiz indirebilirsiniz. Fakat bunu pek tavsiye etmiyorum. Nitekim o uygulamaları yapmak için yapımcılar belki de gece gündüz çalışıyor. Emek saygısızlığı yapmamak için uygulamaları parayla almalıyız.

   Ülkemizde kullanılmayan Blogger uygulamasının apk dosyasına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Siteye girdiğinizde dosyayı indirin. Daha sonra cihazınızda dosyanın kurulumuna başlayın. Sizden izinler isteyecek bunu onaylayın ve uygulamayı kullanmaya başlayın. Apk dosyalarını genelde belli başlı uygulamalar için tercih edin. Bilmediğiniz uygulamalarda sahtekarlık olabiliyor çünkü.

Uygulama Hakkında Fikrim

   Blogger uygulamasını kullandım fakat pek de öyle işe yarar olduğu söylenemez. Günlük tarzında blog tutmak için iyi fakat benim gibi yazılarında fotoğraflar kullanan ve pek çok düzeltme yapanlar için pek işe yarar değil. Açıkçası uygulama beni hayal kırıklığına uğrattı desem yeridir.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

16 Eylül 2016 Cuma

Yeni Sezona Damga Vurması Beklenen Diziler 2016

sezzon

   Eylül ayı itibariyle Türk televizyonlarında diziler için kış sezonu başlamış oldu. Bu sezon ekranlarda geçtiğimiz senelerin başarılı dizilerini görmeye devam edeceğiz. Bunun dışında yine her sene olduğu gibi bu sezon da yeni ve birbirinden iddialı diziler ekranlara merhaba diyecek. İşte bu yazımda o dizilerin arasında başarılı olma şansı yüksek olanları yazacağım. Şahsen aşağıda yazacağım dizilerin yeni sezona damga vurmasını bekliyorum. Vururlar mı peki? Onu zaman gösterecek.

VATANIM SENSİN (Kanal D)

vatanımsensin

   Listede en merak ettiğim dizidir kendisi. Bir kere işin içinde Taylan Biraderler var. Sonra Halit Ergenç var ve daha önemlisi Bergüzar Korel var. Dizinin konusu muhtemelen Milli Mücadeleyi de içinde barındıracak bir şekilde aşk hikayesi olacak. Nitekim gelen bilgilere göre olaylar 1919 yılının İzmir'in de gelişecek. Açıkçası aşk hikayesi dikkatimi çekmiyor da Milli Mücadeleyi nasıl yansıtacaklarını merak ediyorum. Daha önce Ustura Kemal dizisi o dönemleri bence iyi şekilde yansıtmıştı. Ancak o da reyting kurbanı olmuştu. Umarım yine aynısı olmaz.

İÇERDE (Show Tv)

icerdee

   Kardeş olduklarından habersiz Mert ve Sarp'ın maceralarını anlatacak olan bu dizi başta kulağa çok klasik geliyor. Fakat zaten diziyi iddialı yapan senaryosu değil başroldeki oyuncular. Genç kızların sevgilisi Çağatay Ulusoy ve Aras Bulut İynemli bu dizide başrolü paylaşacak. Bunun dışında yine Çetin Tekindor gibi bir isim var dizide. İçerde dizisi 19 Eylül günü izleyiciye merhaba diyecek. Büyük ihtimalle de isminden söz ettirecek.

BABAM VE AİLESİ (Kanal D)

babamveailesi

   Ben bu diziye klasik bir Kanal D dizisi olarak bakıyorum. Aslında klasik bir Türk dizisi desek daha yerinde olacak. İki kadın arasında kalmış bir adamın bol dram kokulu hikayesini izleyeceğiz. Başrollerde bu tür dizilerden tanıdığımız Ayça Bingöl, Ceyda Düvenci ve Bülent İnal var. Gönül ister ki artık şu tür dizileri görmeyelim fakat ne yazık ki hatırı sayılı bir izleyici kitlesi olduğu için görüyoruz. İşte bu hatırı sayılır izleyici kitlesini düşünerek bu dizinin bir şekilde konuşulacağı kanısındayım. Babam ve Ailesi dizisi daha önce yazdığım İçerde dizisine rakip olarak 19 Eylül günü izleyiciye merhaba diyecek. Bakalım hangisi daha çok izlenecek.

CESUR VE GÜZEL (Star Tv)

güzelcesur

   Nasıl bir senaryoya sahip olduğu hakkında bilgi yok fakat aşk kokulu bir dizi olacağı kesin gibi. Listedeki diğer dizilere göre daha geç başlayacak. O yüzden ne zaman başlayacağı konusunda da bilgi yok. Büyük ihtimalle Ekim ayı içerisinde başlayacak. Peki hiçbir bilgi olmamasına karşın nasıl oluyor da bu dizi iddialı oluyor? Tabii ki başrol oyuncuları sayesinde. Başrolde Kıvanç Tatlıtuğ ve Tuba Büyüküstün var. Bu iki ismin birlikte olduğu bir yapımın iddialı olması elbette normal değil mi? Ama yine de her zaman ortada bir Kurt Seyit ve Şura başarısızlığı ihtimali var. İzleyip göreceğiz.

VATANSEVER (TRT 1)

vatanseverere

   Tutulsun veya tutulmasın TRT 1 kanalında ömrü uzun olması muhtemel bir dizi. Nitekim TRT 1, dizilerini reyting canavarına kurban etmeyen bir kanal. Bu yönden seviyoruz onu. Diriliş ile yakaladığı başarıyı bir şekilde yaymak isteyen TRT 1, dönem dizilerine sıcak bakıyor gibi. Vatansever dizisi de bir dönem dizisi olacak. Söylenene göre bu dizide Köroğlu ve Bolu Bey'in çekişmesini izleyeceğiz. Açıkçası dönem dizileri bana hep çekici gelmiştir. Vatansever dizisinde başrolde Arap televizyonlarında büyük şöhret yakalayan Murat Yıldırım var. Dizi büyük ihtimalle Ekim ayı içerisinde başlayacak.



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

8 Eylül 2016 Perşembe

Falcon 9 Patlaması Bir Saldırı mı?

falcon89

   Öncelikle konuya geçmeden, daha önce yazdığım 51.Bölge yazısını okumakta fayda var. O yazıda ABD'nin aslında uzaylılar ile iletişim halinde olabileceğine değinmiştim. Yine belirtmem de fayda var ki eğer uzaylı vs. konularını fazlaca küçümsüyorsanız bu yazıyı mizahi açıdan okuyup pek de ciddiye almamanızda yarar var. Ciddiye alıp da tartışma ortamı yaratmayalım değil mi?

   Falcon 9 patlamasıyla ilgili haberi buradan okuyabilirsiniz. Nitekim bu yazıda patlamayı yeni baştan anlatmaya gerek duymuyorum. İlgileneceğimiz konu daha çok bu patlamadan sonra ortaya atılan bir iddia ile ilgili. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu patlamanın bir saldırı olma ihtimali var. Şimdi eğer bir saldırıysa kim neden yapmış olabilir onun üzerinde duralım.

Uzaylıların Uyarı Saldırısı

   ABD 51.Bölgede uzaylılarla iletişim halindedir tezini kabul edersek, elbette uzayla ilgili tüm planlarını bu doğrultuda yürüteceğini düşünebiliriz. Peki ya her zaman çıkarlar örtüşebilir mi? Dünya dışı varlıklarla yapılan bir görüşmede ortam gerilmiş olamaz mı? Bunun üzerine böyle bir saldırı olmuş olabilir mi? Uzaylılar bizi açıkça uyarmış olabilir mi? Hayır deyip kestirip atmayın hemen. Nitekim patlamayla ilgili görüntülerdeki cisim bu ihtimalin savunucularının elini bir hayli güçlendiriyor. Haydi şu fotoğrafa bir bakalım:

falcon9


   Fotoğrafta da görüldüğü üzere bir cisim patlama anında -hatta daha öncesinde- gökyüzünde beliriyor. İşte bunu görenler olayda uzaylı parmağı olabileceği düşüncesi etrafında birleşiyor. İşin ilginç tarafı bu cisim uçarken rokete yaklaştığında patlamanın gerçekleşmesi. Aslında videoyu izlediğinizde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. İzleyin ve siz karar verin:






Devletler Arasındaki Bir Hesaplaşma

   Devletlerin görünür savaşları olduğu gibi kapı arkasında gerçekleşen savaşları da vardır. Buna biz soğuk savaş deriz. Soğuk savaşlarda devletler tüm kozlarını ortaya koymazlar. Yani illa gizli tuttukları çok gelişmiş silahları vardır. Videoyu izlediğimde acaba havada görünen cisim gizli silahlardan birisi mi dedim. Nitekim bu sıralar pek hissedilmese de yeni soğuk savaşlar kapıda. Özellikle Güney Çin denizindeki belirsiz kaynak çekişmeleri bazı ülkeler arasındaki ilişkileri etkiliyor. Kuzey Kore bu noktada önemli aktörlerden birisi. Acaba hala gücü tam olarak bilinemeyen bu ülkenin bu patlamada bir parmağı olabilir mi? Çok uçuk bir ihtimal fakat Kuzey Kore bu, ne yapacağı hiç belli olmaz.

   Özetle Falcon 9 patlaması tarihe esrarengiz olarak geçmeye aday bir olay. Uzmanlar bu patlamada teknik hata var deseler bile özellikle videoyu izleyen insanların pek tatmin olmayacağı aşikar.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

1 Eylül 2016 Perşembe

WhatsApp Facebook Paylaşımı Nasıl Kapatılır?

whatsap-7

   Gün geçmiyor ki milyonlarca kullanıcısı olan WhatsApp Yeni bir güncelleme çıkarmasın. Her güncellemesinde haber sitelerine haber olan bu uygulamanın bu sefer getirdiği yenilik, kullanıcıların canını sıkacak cinsten. WhatsApp son güncellemesiyle Facebook'la veri paylaşımına izin verdi. Bu izinle birlikte artık kullanıcıların bazı bilgileri Facebook'ta kullanılabilecek. Yani Facebook herhangi bir ürün tanıtımında sizi kullanabilecek. Hem de izin dahi almadan. Peki can sıkıcı duruma engel olamaz mıyız? Evet olabiliriz. Veri paylaşımını engellemek için bir yol var. Işte bu yazımda o yolu anlatacam.

   Öncelikle WhatsApp uygulamasını açın. Daha sonra sırasıyla Ayarlar > Hesap yolunu takip edin. Hesap ayarlarına girdiğinizde en altta "Hesap bilgilerimi paylaş." seçeneğini göreceksiniz. Eğer böyle bir seçenek yoksa büyük ihtimalle Hala eski bir sürümü kullanıyorsunuzdur. Bu seçenekteki işareti kaldırın. Böylece veri paylaşımını engellemiş olacaksınız.

WhatsApp



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Yapılsa Yok Diyemeyeceğimiz 4 İcat

ıcatlar



   100 Yıldan daha fazla bir zaman diliminden önce bir grup sanatçı bugünleri çizmeye karar verdi. 2000 Yılı itibariyle dünyanın nasıl görüneceğini çizmişlerdi. Çizimlere baktığımızda genel itibariyle hayallerinin fazlasıyla gerçekleştiğini görüyoruz. Ancak gerçekleşmeyenler daha doğrusu belki de gerçekleşme aşamasında olanlar da yok değil. Aşağıda paylaşacağım ve 100 yıl önce sanatçıların çizmiş olduğu 4 icat yok diyemeyeceğimiz icatlar bence. Hemen o 4 çizime ve icatlara geçeyim fazla da lafı uzatmadan.

ucanaraba

Öncelikle insanlığın en büyük hayallerinden birisiyle başlayalım. Uçan arabalar 100 yıl önce sanatçılar tarafından böyle çizilmiş. Onlara göre 2000 yıllarında böyle uçan arabalar olacaktı. Hani neredeler? Uçan araçlara yönelik günümüzde çalışmaların olduğu kesin. Ancak elle tutulur bir gelişme yok hala. Belki de uçaklar bu hayalimizi tatmin etti. Fakat yine de en azıyla şu trafiği rahatlatmak adına uçan arabalara yok diyemezdik. Elbette insan nüfusu arttığı sürece hava yolundaki uçan arabalarda pek trafik için çözüm olmaz.

berber

Benim gibi berber fobisi olanlar için inanılmaz bir icat olurdu. Aslında robotlar geliştirilirse bu pek de hayal değil. Robotlara berberlik yapacak bir program yüklenirse neden olmasın değil mi? 100 yıl öncesinden çizilen bu hayal olsa süper olur diyebilirim kendi adıma.

makyas

Baylar! Kapıda saatlerce beklemeye son! Bayanlar! Müjde saatlerce makyaj yapıp yorulmaya son! Bırakın o sizin yerinize yapsın. 100 Yıl önce bir sanatçının hayal dünyasından çıkan bu icat olsa ne güzel olurdu değil mi? Bunu özellikle bayanlara soruyorum. Aslında yine robot teknolojisi geliştirildiğinde bu icat farklı bir tarzda hayata geçebilecek. 

kitapbeyin

Ah şöyle bir icat olsa. Atsak kitapları makineye, yazılsa kafamıza. Aslında düşünüyorum da öyle bir durumda bilginin çekiciliği yok olabilir miydi? İnsandaki bilgiye ulaşma onunla mutlu olma durumu körelebilir miydi? Belki de 100 yıl önce bunu çizen sanatçı bunları düşünmüştür. Acaba bulduğu cevap ne olmuştur?





Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.