29 Nisan 2016 Cuma

Sır Dolu Tüneller


   İnsanlık tarihinin büyük bir kısmı aydınlatılmamıştır. Bu aydınlatılmayan kısım tarih pastasında oldukça büyük bir dilimi kaplamaktadır. İşte birazdan burada paylaşacağım haber bu dilimde yatan gizemli durumlardan birisi. İsterseniz daha fazla uzatmadan habere geçeyim:

"   Herald dergisinin haberine göre Alman arkeolog Dr. Heinrich Kusch, “Secrets Of The Underground Door To An Ancient World" (Antik Dünyaya Açılan Yer altı Kapısının Sırları) adlı kitabında, Avrupa kıtasının hemen her köşesinde Neolitik yerleşimlerin altlarında tüneller bulunduğunu belirterek, bu tünel ağının İskoçya'dan bugünkü Türkiye topraklarına kadar uzandığını bildirdi.

   Günümüzden yaklaşık 12 bin yıl önce yapılan tünel ağının bazı parçalarının ilk günkü gibi sağlam olduğunu kaydeden Alman arkeolog, Almanya'nın Bavyara bölgesinde bulunan 700 metrelik bir tünelle Avusturya'nın Styria bölgesinde bulunan 350 metre uzunluktaki tünelin bu ağın parçaları olduğunu öne sürdü.
   Dr. Kusch'a göre, 70 santimetre çapında olan ve solucan deliklerini andıran bu tünellerin bazı noktalarında oturma yerleri, erzak depoları ve barınma odaları bulunuyor.
   Alman arkeolog Anadolu topraklarına kadar uzanan ve bugünün otoyollarının işlevini gören bu tünellerin yırtıcı hayvanlardan ve kötü hava koşullarından korunmak için yapıldığının sanıldığını kaydetti.
-CNN TURK- "

   İskoçya'dan Türkiye'ye! Neden çok şaşırıyorum. Uzaklığı görün de siz de anlayın:



   Şaşılacak bir haber ve durum. Ama o eski insanların piramitleri inşa ettiğini düşünürsek (acaba onlar mı yaptı?) bunlar artık pek de şaşırmamız gereken durumlar. Yoksa bu tünelleri de mi uzaylılar inşa etti. Ne dersiniz? Şaka bir tarafa paylaşmak istedim. 


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

25 Nisan 2016 Pazartesi

Yerli Sektörün Çöküşü...


   1980'li yıllarda yerli sinema sektörümüz inanılmaz bir çöküş içerisine girmiştir. Bu çöküş sadece seyirci cephesinde değil üretim açısından da yaşanmıştır. Yeşilçam kendini bir türlü yenileyememiş ve büyük kan kaybederek yeni asra yürümeye başlamıştır. 1996 Yılında bu çöküş Yavuz Turgul imzalı Eşkıya filmi ile durdurulmuştur. O günden sonra Türk sineması inanılmaz bir yükselişe geçmiştir. Ama şimdilerde bu altın çağın yeniden elden kayıp gitmesi tehlikesi ile karşı karşıyayız. Bunun belirtileri yerli sinema sektöründe artık daha belirgin bir şekilde hissediliyor. Peki bu yeniden çöküş sürecini başlatan etkenler neler? Bunları görmekte fayda var.

Özgünlükten Uzaklaşmak...

   Eşkıya filmi kendine has yanlarıyla Türk sinemasını yeni bir döneme taşımıştı. Ama zamanla bu kendine has olma durumunu kaybetmeye başladık. Yaptığımız her iş birbirine benzemeye başladı. Bugün sinemada çıkan yerli filmlere bir bakın. Ya komedi çekiyoruz ya aşk - son yıllarda korku da var-. Bu konuların dışına çıkanları ise ayıplar gibi izlemiyoruz. Halbuki bizi altın çağa taşıyan ne aşk ne de komedi işleriydi. Hayatın gerçeklerini yansıtan dram kokulu - ama gerçek dram- işlerdi. Bugün bu işlere ne kadar önem verdiğimizi Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerinin izlenme oranlarından anlayabiliriz. Adam ödüller alıyor ama bizim yerli sektör onun eserlerini devam ettirme konusunda adım dahi atmıyor. Özgünlükten uzaklaşmanın en büyük etkeni tabii yine biz seyirciler oluyoruz. Aslında biz seyirciler bir bakıma yerli sektörü hem yüceltiyor hem çökertiyoruz.

Para Kazanma Kaygısı...

   Bugün yapımcıların çoğu para kazanmak için hamleler yapıyorlar. Bu doğal bir durumdur. Ancak işin hoş olmamasını sağlayan bir etken vardır ki o da biz seyircilerdir. Bugün bizler öyle bir şekilde tüketime alıştık ki daha çok dünya düzeyine yaklaşamayacak işlere koşuyoruz. Bu durumu gören yapımcılarda bize daha çok kalitesiz işi sunuyorlar. Sonra da bizler bu durumdan şikayetçi oluyoruz. Halbuki bu durumu doğuran biziz. Bugün bir Türk yapımcı Matrix gibi bir film yapsa izleneceğine kim garanti verebilir. En başta ön yargılarımız bunu engeller. "Türkler Matrix gibi film yapamazlar." yargısı hemen hemen hepimizin içine yerleşmiş durumda. Peki Matrix filmini yapsak. İsimini de "Matrix'te Aşk" koysak. İçeriğe de bol entrika bol cinsel şaka yerleştirsek kaç kişi izler? Emin olun çoğumuz filmi izlemek için birbirimizle yarışırız. 

İmkan Yok Abi...


   "Abi adamların film bütçeleri bizi 10'a katlar. İmkan yok o yüzden iş çıkmıyor." Bu duyacağınız en basit bahane. Bütçemiz gerçekten yok mu? Bütçe bir film için önemlidir ama aynı zamanda da o kadar da önemli değildir. Bugün bütçesi olmayan ama inanılmaz derecede izlenen çok sayıda film sayabiliriz. Bir seviyeye kadar bütçe önemlidir ondan sonra işin kalitesi daha ön plana çıkar. Hem biz "Fetih 1453" gibi bütçeli filmler yapabileceğimizi de gördük. Aynı zamanda "GORA" gibi filmler sayesinde teknolojiyi iyi kullanabileceğimizi de gördük. Sorun buralarda değil boşa aramayın. 

Nasıl Çöküş?

   Kardeşim çöküş dedin ama bak yerli filmler çatır çatır izleniyor. Rekorlar kırıyor. Zaten bende özgün üretim çöküşünden bahsediyorum. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki azımsanmayacak bir kitle bugün yerli sektörün gidişinden hiç memnun değil. Bunu son yıllarda artan yabancı film gişelerinden anlayabiliriz. Yabancı sektör giderek gücünü yeniden arttırmaya başladı. Yakın bir zamanda bunu daha belirgin bir şekilde hissedeceğiz. 

Sonuç Olarak

   Özet olarak Yerli sinema sektörü büyük bir tekrara düşmüş durumda. Bu durum çöküşü de beraberinde getiriyor. Nitekim son yıllarda yabancı filmler yeniden güçlenmeye başladı. Yakın bir zamanda daha da güçlendiklerini göreceğiz.

   Çöküş yalnızca sinemamızda değil televizyonda da büyük bir çöküş yaşıyoruz. Nitekim dizi sektöründe de tekrara düşmüş durumdayız. Aynı konular etrafında dolaşıp duruyoruz. Diriliş tarzı diziler bu çöküşü yavaşlatıyor.Ancak köklü bir zihniyet değişimi olmadan çöküş engellenemez. 

NOT: Uzun süredir blogta bir anket yapıyorduk. Anket sonuçlarına baktığımızda yabancı dizilerin büyük bir güç kazanarak sektörde payını artıracağının sinyallerini alıyoruz:

(OY VERDİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM. )



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

21 Nisan 2016 Perşembe

Geleceğe Posta At!


   Turgut Özal zamanında yani seksenlerde "2000 Yılına mektup yaz" adlı bir kampanya düzenlenmiş. Bu kampanyaya katılan insanlar geleceğe mektup yazarak PTT'ye teslim etmişler. Ve 2000 yılına gelindiğinde mektuplar alıcılarına ulaşmış. Geçmişten gelen mektupları gelecekteki insanlar okumuş. Peki yine böyle bir kampanya olsa katılır mıydınız? Aslında kampanyaya gerek yok bir site bunu sizin için yapıyor. Hem de ücretsiz.

Nasıl Oluyor...

   Sitemizin ismi FutureMe.org. Bu site aracılığıyla gelecek bir zaman dilimine E-Posta atabiliyorsunuz. İsterseniz adım adım bunu nasıl yapacağınızı anlatayım:

Öncelikle siteye girdiğinizde aşağıdaki gibi bir ekran geliyor karşınıza:


ADIM 1: Bu formu doldurmamız gerekiyor. Dili ingilizce olduğundan isterseniz çeviri yapabilirsiniz. Ama yine de ben belirteyim ne ne anlama geliyor: TO: Postayı göndereceğiniz E-Mail adresini yazıyorsunuz. SUBJECT: Konu başlığı. YOUR LETTER: Postanızı yani mesajınızı buraya yazıyorsunuz. DELİVER ON: Postanın hangi tarihe gönderileceğine karar veriyorsunuz. MAKE THİS LETTER: Mektubun özel mi yoksa kamusal mı olduğunu belirtiyorsunuz. ADD A PİCTURE: Postanıza isterseniz bir fotoğraf ekleyebilirsiniz.

   Mesajınızı yazdıktan sonra "Send to the Future" tuluna basarak postanızı gönderebilirsiniz.

ADIM 2: Postanızı attıktan sonra karşınıza bir ekran gelecek. Bu ekranda site sizden bağış isteyecek. Siteye bağış yapıp yapmamak sizin elinizde. Karar sizin yani. Bazıları buekran gelince sitenin para istediğini sanıyor aslında öyle bir durum yok.

   Ben kendime bir mesaj yazdım 2030 yılına attım. Ömrümüz yeterse bir bakalım nasıl olacak. Bence sizde mutlaka deneyin. Denemekten zarar gelmez.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

17 Nisan 2016 Pazar

5.Dalga


   5.Dalga bu yıl (2016) gösterime giren Amerikan bilim kurgu filmidir. Film Ricky Yancey tarafından yazılan aynı isimli kitaptan beyaz perdeye aktarılmıştır. Şimdi diyeceksiniz ki kardeşim iyi de senin site film sitesi değil ki neden yazıyorsun bunu. Zaten benim derdim de filmin konusu. Bunun dışında filmin konusuyla birlikte filme de değineceğim. Bu yüzden bu yazı ortak bir yazıdır. Yani bu blogla birlikte yaziyoruz.blogspot.com adlı blogda da yayınlanacaktır. Bunu baştan bir söyleyeyim.

Yine Uzaylılar!

   Şüphesiz bu uzaylı konusuna epey takık bu insanoğlu. Ben şahsen dünya dışında bir yaşamın varlığına inanıyorum. Zaten çok sayıda insan da buna inanıyor. Asıl sorun bu dış yaşamın bize ne kadar benzediği ve dost mu yoksa düşman mı olduğu. İşte 5.Dalga filmi bizzat bunu konu ediniyor. Bir gün ansızın uzaylılar geliyor. Gökyüzünde yerini alıyor. Ne hikmetse petrol uğruna ülkeleri birbirine katan ABD bu uzaylı kardeşlerimize (!) bir şey yapmıyor. Onlarla iletişime geçmeye çalışıyor. Sonuç ise 1.Dalga ile kendisini gösteriyor. Şimdi burada 4 dalga neyi getirdi diye yazmayayım da biraz şaşırtısı kalsın filmin. Zaten bizim işimiz 5.Dalga ile.

   Siyah Giyen Adamlar filminde (Kaçıncıydı hatırlamıyorum) bir sahne vardı. İşte ekranın karşısında insanların arasına sızmış insan kılığında uzaylı ajanlar ile konuşuyorlardı. Hatta merhum Michael Jackson bile vardı bu uzaylı ajanların arasında. İşte 5.Dalga bununla ilgili. Aramıza sızan uzaylılar. Hem de insanları avlayan uzaylılar. Kulağa ne kadar hoş bir teori olarak geliyor değil mi?

Hesaplayalım...

   Bir sözelci olarak hemen basit bir hesap yapayım. Dünya üzerinde yaklaşık 7,125 Milyar (2013) insan yaşamakta. Ama asıl vurucu kısım kayıt altında olmayan insanlarda. Evet çoğu sorunlu bölgede (savaş vs.) diyelim ki 10 Milyon insan daha var. Bunların yarısı uzaydan gelmiş diyelim. 5 milyon uzaylı aramızda. Ama sen olasılıklarla gidiyorsun? Kanıt var mı kanıt dediğinizi duyar gibiyim. Kanıt yok. Ama teroiler var. Mesela 51.Bölge olayı bu konuda bize güzelce yardımcı olabilir. O olayda dünyamıza gerçekten uzaylılar geldiyse ve bunlar aramıza girmeyi başardıysa? Neden olmasın. Bugün ABD teknolojisi bir anda nasıl gelişti? Bunun arkasında gerçekten çok zeki insanlar mı var yoksa insan görünümlü dünya dışı varlıklar mı? Einstein veya Nikola Tesla neden bir uzaylı olmasın?


   Yazdıklarım belki gülünç gelebilir. Ama her zaman bir ihtimal vardır. İhtimalleri görmezden gelmemek lazım. Neyse ya konunun dışında fazla da kaçmayalım. 

Konu Güzel Film Tırt...

   Dünyanın asıl sahibi olduğunu iddia eden, onu geri almaya gelen ve bunu insanların arasına sızarak gerçekleştirmeye çalışan uzaylılar fikri benim hoşuma gitti. Zaten buna dayanarak filmi izledim. Ama açıkçası izlediğime pişman oldum. Bu kadar güzel konu ancak bu kadar kötü aktarılabilirdi. Bir kere oyuncu seçimleri yanlış. Başrol oynayan kız gerçekten oyuncu mu merak içindeyim. 

   Film hızlı gelişiyor. Bu kötü değil. Ama açıkçası ben 5.Dalgadan önceki dalgaları daha uzun izlemek isterdim. En azıyla ergenlerin macerasından daha çekici. Lafım filmdeki ergen tavırlara. Bildiğiniz uzaylıların karşısına ergenlerle çıkıyor insanlık. Ne kadar vahim değil mi? Tamam belki kitaptan çeviriyorsun filmi ama yapma be kardeşim girme o muhabbetlere işte.  Kitabın dışına çık. Uzaylılarla savaşan günlük tutan ergen bir kız kulağa ne kadar hoş geliyorsa filmde o kadar hoş. Ergenlikle hiçbir derdim yok. Benim derdim filmdeki yansımasıyla ilgili.

   Özet olarak konu güzel.Ver Christopher Nolan'a şaheser yapsın. Fakat film açık bir ifadeyle tırt. Yani olmamış. Bir de devam filmi falan düşünüyorlarmış. Aman biz böyle iyiyiz. Hiç yapmasınlar bence.  

Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

16 Nisan 2016 Cumartesi

Yeni Tasarım..


   Öncelikle merhabalar. Yaklaşık 1 aydır bloga yazı yazmıyordum. Şu sıralar okul işleri iyice zamanımı meşgul etmeye başladı. Bunun dışında bileceğiniz üzere öğretmen adayı iseniz KPSS denilen bir bela var ki hiç sormayın. Neyse bu halimize de şükür. Şimdi asıl konuya geleyim.

   Uzun süredir blogumun tasarımı konusunda düşünüp duruyordum. Eski tasarım beni bir türlü tatmin etmiyordu. Bu yüzden kolları sıvadım ve yeni bir tema yapmak istedim. Ancak yeterli bilgim olmadığından pek beceremedim. Bunun üzerine önceki gibi hazır bir tema kullanmaya karar verdim. Yine önceki gibi aldığım hazır tema üzerinde çeşitli oynamalar yaptım. Ve blogumun teması şimdi gördüğünüz hale geldi. Ben gerçekten beğendim ve galiba uzun süre bu temayı kullanacağım.

Yazı Yayınlamak Konusunda

   Daha önce de dediğim gibi şu sıralar yoğunum. Daha doğrusu yazı yayınlayacak zaman bulamıyorum. Galiba şu KPSS bitene kadar da durum böyle olacak. Fakat kendime bir planlama yaptım ve bloga düzenli yazı atma konusunda hamle yapacağım. Yani elimden geldiğince bloga yazılar atmaya devam edeceğim. 

   Bloga yazı yazamadığım gibi çoğu blogu okumaktan da uzak kaldım. Bunu da yavaş yavaş düzeltmeye başlıyorum. Kısacası yeni tasarım ile yeni bir düzen oluşturmaya çalışıyorum. Anlayışınız için teşekkürler...
    


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

4 Nisan 2016 Pazartesi

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.
İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.
Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.
Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.
Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.
Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.
Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.
Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!
P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım. 
http://www.agizbakimuzmani.com/
#ipanaperfection  #gülüşünügöster
İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU

Bir boomads advertorial içeriğidir.