28 Kasım 2016 Pazartesi

Neden Ödül Töreni Yapamıyoruz?




odultoren

   Kısa bir süre önce 43. Altın Kelebek ödül töreni yapıldı. Bu törende ödülden çok Diriliş filmine yapılan büyük ayıp konuşuldu. Elbette bunun siyasi bir olay olduğunu düşünüyorum. Ancak ne yazık ki ödül törenlerimizin tek kusuru çok fazla siyasallaşması değil. Altın Kelebek ödüllerinden sonra aklıma bir soru geldi. Ülkemizde neden doğru düzgün ödül töreni yapamıyoruz? Neden ülkemizin uluslararası medyada ses getirecek bir ödülü yok? Kendimce bu soruları cevaplamaya çalışacağım.

Halkla Bütünleşmemek

   Ülkemizde yapılan ulusal veya uluslararası hiçbir ödül töreni halkın ilgisini çekmiyor. Halk bu törenlere daha çok sosyete tarzı eğlence gözüyle bakıyor. Burada halktan kastım çoğunluktur. Çoğunluk ödül törenini benimsemeyince bu kendi aralarında yapılmış bir eğlence olarak kalıyor. Ödül için yapılan halk oylamaları da bunun düzelmesini sağlamıyor. Çünkü  ne kadar oylama olursa olsun yine ödülü hiç hak etmeyenler alıyor. (bkz: Kiralık Aşk dizisinin en iyi komedi olması) Ödül törenlerinin halkla bütünleşmesi için oylama sisteminin değişmesi ve bu törenlerin itici olmayan tanıtımlarının yapılması lazım.

Törene Gidenlerin İlgisizliği

   Ödülü alan gidiyor abi! Oyuncu geliyor ödülünü alıyor sonra arkadaşlarını alıp kaçıyor. Törenin sonunu beklemek yok. Diğer ödül alanlara saygı duymak onları alkışlamak yok. Bu törene katılanların da pek bu ödülleri takmadığını gösteriyor. Bu durum da yeniden bu tür ödül törenlerinin başarısızlığa düşmesine etken oluyor. Bu durumun düzeltilmesi şart. Getirin abi ödül alanlar törenin sonuna kadar bekleyecek diye bir zorunluluk korkmayın. Bunlar ondan anlar ancak.

Siyaset Siyaset Siyaset!

   Son yıllarda içimiz dışımız siyaset oldu. Bu durumun ödül törenlerine yansıması da normal. Ama olmamalı. Bu kadar olmamalı en azıyla! Adam sırf başka bir siyasi zihniyete sahip diye dalga geçiyor. Öteki kürsüyü propaganda yapmak için kullanıyor. Ne gerek var? Yani ödülünüzü alın kürsüden inin sonra basına demeç verirken yapın şovunuzu. Ekranda neden böyle işlere girişiliyor? Madem girişiliyor o halde neden bizim dünya çapında ödüllerimiz yok diye yakınmayalım. Bu tür hareketler itici gerçekten.

Kanalların Ödülü!

   Ödül törenini yapan bir medya grubu. Fark etmiyor A medyası B medyası falan. Bunlar da ödül verirken elbette kendi kanallarının işine daha yakın davranıyor. Bu durum objektifliği zedeliyor ve yeniden itici bir durumu meydana getiriyor. Bana göre bu sorun çözülmeli. Ödül törenlerini bağımsız bir yapılanma yapmalı. Mesela neden RTÜK bu tarzda bir işe girişmiyor. Bence çok iyi olur. Sonuçta RTÜK televizyona daha hakim ve daha iyi takip ediyor.

   Son olarak benim muhteşem ödül törenleri yapacağımız yönünde umudum az. Zaten pek de umurumda değil bu ödüller.(Tabii uluslararsı arenada ülke tanıtımı açısından önemli.) Ödül dediğimiz bir sahte madalya. Asıl madalyayı halk veriyor zaten gerisi pek mühim değil...

Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

24 Kasım 2016 Perşembe

Gelişmiş Google Translate




cevırı

   Günümüzde sanal çevirmenler gittikçe önem kazanıyor. İnternet aleminin gittikçe global bir hale geldiğini düşünürsek bu çok normal. Artık insanlar dil bilmeseler de bu aleminin nimetlerinden bir şekilde yararlanmaya çalışıyor. İşte burada yardıma sanal çevirmenler yetişiyor. Bu sanal çevirmenlerin en tanınanı ise tahmin edeceğiniz üzere Google Translate. Ancak ne kadar tanınsa da şimdiye kadar pek de iyi çeviriler yaptığı söylenemez. Genelde çok saçma cümlelerle bizlere çeviri hizmeti sunuyordu. Ama bu durum kısa bir süre içinde değişecek gibi görünüyor. Google bu işe el attı sonunda.

   Google geçtiğimiz günlerde çeviri uygulamasında iyileştirmeler yaptı. Bu iyileştirmelerden bizim açımızdan en önemlisi İngilizce-Türkçe çeviriler. Yapılan iyileştirmeler sonucunda İngilizceden Türkçeye yapılan çeviriler büyük oranda geliştirildi. Artık saçma sapan cümleler bulmak daha zor. Ancak Türkçeden İngilizceye yapılan çeviriler hala sıkıntılı gibi duruyor. Fakat geliştirmelerin devam edeceği aşikar. Yakın bir zamanda artık internet dünyasında dil bilmemek bir olumsuzluk olmaktan çıkacak gibi görünüyor.

   Gelişmiş çeviriyi denemek istedim. Aşağıda Nikola Tesla ile ilgili bir takım bilgilerin İngilizce metni var:

" Tesla went on to pursue his ideas of wireless lighting and electricity distribution in his high-voltage, high-frequency power experiments in New York and Colorado Springs and made early (1893) pronouncements on the possibility of wireless communication with his devices. He tried to put these ideas to practical use in an ill-fated attempt at intercontinental wireless transmission, his unfinished Wardenclyffe Tower project."

   Yukarıdaki İngilizce metnin çevirisini Google aşağıdaki gibi yaptı. Oldukça iyi değil mi? :

   "Tesla, New York ve Colorado Springs'deki yüksek voltajlı, yüksek frekanslı güç deneylerinde kablosuz ışıklandırma ve elektrik dağıtımı konusundaki fikirlerini sürdürmeye devam etti ve cihazlarıyla kablosuz iletişim olasılığı hakkında erken (1893) önergeler yaptı. Bu fikirleri, kıtalararası kablosuz iletimi, bitmemiş Wardenclyffe Tower projesini kötüye kullanma girişiminde pratik bir şekilde kullanmaya çalıştı."
   


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

20 Kasım 2016 Pazar

29 Yıl Süren İkinci Dünya Savaşı: Hiroo Onoda


onodahiroo

   1939 Yılında Avrupa'da Nazizm ve Faşizm yayılmacılığı sebebiyle başlayan 2. Dünya Savaşı, Uzak Doğu ülkelerini de derinden etkilemiştir. Nitekim yine aynı yayılmacı zihniyete sahip ve Asya Asyalılarındır sözüyle yola çıkan Japonya, bu savaşta önemli bir rol oynamıştır. 1945 Yılında ancak atom bombaları ile durdurulabilen bu ülke savaşı adeta halkının sadakati ve itaati sayesinde yıllarca üstün götürmüştür. İşte bu sadakat ve itaat örneklerinden birisine Hiroo Onoda adlı bir asker imza atmıştır. Peki kimdir bu Hiroo Onoda? Neden 7 yıl içinde bitmiş olan savaş onun için 29 yıl sürmüştür? Bu yazımda ilginç olan bu konuya değinmek istedim.

Asla Teslim Olmayacaksınız!

   Dünya savaşının sonlarına yaklaşılıyordu. ABD ve Sovyetlerin savaşa girmesiyle işler tersine dönmüştü. Mihver devletler savaşı kaybetmek üzereydiler. Bunun bilincinde olan Japonya yeni bir taktik geliştirdi. Bu taktik adalara askerleri gönderip orada gerilla savaşına girişmek üzerine kuruldu. Askerlere verilen emir açıktı. Ne olursa olsun teslim olmayacak sonuna kadar savaşacaklardı. İşte Hiroo Onoda da adalara gönderilen askerler arasındaydı. Onu günümüz Filipinler'deki Lubang adasına göndermişlerdi.

   Adaya 23 yaşında ayak basar Onoda. Ekibinde kendisinden başka 3 asker daha vardır: Yuichi Akatsu, Shoichi Shimada ve Kinshichi Kozuka. Onlar adaya ayak bastıktan kısa bir süre sonra savaş biter ve Japonya koşulsuz teslim olur. Fakat iletişim yetersiz olduğu için adalardaki çoğu asker bu durumdan habersizdir. Bunlar arasında Onoda ve ekibi de vardır. ABD askerleri ne kadar megafonla savaşın bittiğini duyursa da Onoda ve ekibi bunun yalan olduğunu düşünür ve savaşmaya devam eder.

Yalnız Bir Asker!

   ABD adalardan çekilince Onoda ve ekibi hain olarak gördükleri halka saldırmaya başlar. Hatta Filipinli güvenlik güçleriyle mücadeleye girişirler. Bu mücadelelerden birisinde ekip ilk kaybını verir. Yuichi Akatsu yakalanır. Daha sonraları da Shoichi Shimada ve Kinshichi Kozuka çatışmada öldürülür. Ekipten sadece Hiroo Onoda kalır ve o buna rağmen savaşmaya devam eder. Emir açık ve nettir teslim olmak yok! Böceklerle beslenir. Yeri geldiğinde akrep ve yılan bile yer. Bitkilerde onun yemekleri arasındadır.

Komutanımı Çağırın!

   1974 yılında yani dünya savaşı bittikten 29 yıl sonra Norio Suzuki adlı bir kaşif adada Onoda'ya rastlar. Onoda onu tam vuracakken Japon İmparatorunun kendisini merak ettiğini söyler ve kurtulur. Sonra ise neden teslim olmadığını sorar. Emir açıktır ve nettir. Suzuki, bu itaatkar askeri ikna etmeye çalışır.  Sonunda Onoda, bana emri veren komutan gelirse teslim olurum der. Şanstır ona emri veren komutan hayattadır. Gelir ve teslim olmasını emreder. O gün yani savaştan 29 yıl sonra Onoda teslim olur. 23 yaşında ayak bastığı adadan 52 yaşında ayrılır.

teslımm


    Hiroo Onoda, öldürdüğü insanlardan dolayı yargılanır fakat Filipinler Başkanı Marcos onu bağışlar. Bu sadakat ve itaat simgesi adam 29 yıl sonra döndüğü ülkesinde kahraman gibi karşılanır. Hiroo Onoda 16 Ocak 2014 tarihinde 91 yaşında vefat etmiştir. Onun hikayesi adeta Japonlara özgü sadakati yansıtmaktadır. 
arsılama


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

11 Kasım 2016 Cuma

Aradığım Kanal Bulundu: Nova Prospekt


cnyavuz

   Youtube artık eskisi gibi değil bildiğiniz gibi. İçerisinde artık içerik üreten çok sayıda kanal var. Artık televizyon yavaş yavaş yerini buralara doğru bırakıyor galiba. Neyse bunu ayrı bir yazıda ele alacağım zaten. Malum nerede çokluk, orada bir sıkıntı. Youtube kanalı çok ama içlerinden gerçekten işe yarayanları az diyebilirim. Burada geçip önüne gelen oyun kanalı açıyor demeyeceğim ki demiş oldum. Aslında bende bir ara oyun kanalı açmayı düşündüm fakat bilgisayarımın durumu aklıma gelince vazgeçtim. Adamlar GTA 5 falan oynuyor abi. Benim bilgisayar Süper Mario Forever anca.

Ve Sonunda...

   Nova Prospekt kanalından kardeşim sayesinde haberim oldu. Abi dedi adam mezarlıkta bir gece falan geçiriyor. Nasıl ya? Hem de gece sesler falan geliyor. Haydaaa! Elbette kanalı merak etmem için bu yeterliydi. Kardeşimle kanalın ismi üzerine baya anlaşmazlığa düştükten sonra -bunu anlatabilmek için taa evden kalkıp geldi yanıma- kanala ulaşmayı başardım. Hemen mezarlıkta bir gece adlı videoyu açıp izledim. Zaten videoyu alt tarafa bırakacağım.

   Adamımızın ismi Can Yavuz. Bu adam garip bir adam. Böyle vurmalı kırmalı işleri seviyormuş. Daha önce oyun falan çekiyormuş da pek tatmin olmamış. Sonra patlamalı işlere girişmiş. Sonradan da gizemli, gerilimli işlere girişmeye başlamış. Bence güzel de olmuş. Açıkçası yapabileceğimi bilsem bende bu tarz bir şeylerle uğraşmak isterdim. Blogda yazdığım gizemli olayları bizzat yerine gidip görmeyi isterdim. Neyse bizim yerimize yapanlarda var işte. Açıkçası videolarını takip etmeye çalışacağım. Ayrıca ileride daha da çok çılgın işlere kalkışacağını görür gibiyim.

   Can Yavuz, ne kadar ilgi çekici olsa da  o kadar da tehlikeli işlerle uğraşıyor. Yani ne bileyim bombalar, korkunç yerler vs. Başına bir şey gelmezse iyi diye düşünüyorum. Umarım böyle bir şey olmaz. Biraz dikkat diyorum sadece. Neyse uzatmayauım eğer izlemek isterseniz aşağıya mezarlıkta bir gece videosunu koydum. Kanala ulaşmak için de buraya tıklayabilirsiniz.





Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

6 Kasım 2016 Pazar

Namaz Kılan İnsan Gölgesinin Sırrı


ınsandıvrıgı

   Anadolu ilk beylikler döneminde bugünkü Sivas Divriği ilçesine hakim olan Mengücekliler acaba biliyorlar mıydı çağın ötesinde bir eser bıraktıklarını? 1985 Yılında UNESCO Dünya Miras Listesine alınan bu eser sadece bulunduğu devrin izleriyle değil esrarengiz bir özelliği ile de görenleri şaşırtıyor. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası'ndan bahsediyorum. Belki duymuşsunuzdur namaz kılan insan gölgesini. Bu yazımda bu gölge nedir ne değildir yazmak istedim.

Her Güneşte Çıkan Silüet



    Divriği Camii, tahminen 1228 yılında Ahmet Şah tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah'tır. Bu eserin giriş kapısına ne zaman güneş gelse ziyaretçileri hayrete düşüren o esrarengiz gölge ortaya çıkmaktadır. Genelde İkindi güneşi ile beraber daha net görünen bu gölge aynı bir insan silüetini andırmaktadır. Ayrıca bu insan silüeti ile birlikte ortaya hemen ön tarafta dikdörtgene benzer bir gölge daha çıkmaktadır. İnsan silüeti sanki namaza durmuş gibi bir şekilde ortaya çıkar. Önündeki dikdörtgeninde Kuran-ı Kerim'i temsil ettiği düşünülür. Aşağıdaki fotoğraftan bunu daha iyi görebilirsiniz:

admdmdmd



Peki Nasıl?

   Bu silüetin rastgele oluştuğunu düşünmek garip bir durum olsa gerek. Şu açık bir gerçek ki mimar Hürrem Şah bunu bilerek yapmış. Peki nasıl? Uzmanların tahminine göre camii yapılmadan önce 2 yıl boyunca sırf bunun için çeşitli gözlemler yapılmış. 2 Yıl boyunca mimar Hürrem Şah, güneşin doğuşunu, batışını ve hatta yıldızları dahi gözlemlemiş. Çeşitli hesaplamalardan sonra ortaya esrarengiz aynı zamanda bu muhteşem eser çıkmış. Yine uzmanlara göre bu gölge güneşin ilk doğuşunda ortalığa bakıp temaşa ediyor, ikinci aşamada önündeki kitabı okuyor, üçüncü aşamada ise namaz kılıyor, son aşamada ise gölge kadın silüetine dönüyor.

   Günümüzde beton yapıları görünce mimar Hürrem Şah'ın 2 yıllık gözlemine ve büyük emeğine saygı duymamak imkansız. İyi ki bu eser bu zamanlara kadar gelmiş. İnşallah onu daha iyi koruyabiliriz. 


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

1 Kasım 2016 Salı

Yeniden Yazıyoruz


   2015 Yılında Yazıyoruz adlı blogumuzla ilgili burada bir yazı paylaşmıştım. Blogu üniversiteden birkaç arkadaş bir araya gelip açmıştık. Fakat o zamanlar tam olarak ilgilenemedik. Şimdi oldukça uzun bir zamandan sonra blogumuzu tekrar aktif hale getirdik. İşe öncelikle daha kullanışlı bir tema ile başladık. Daha sonra içerikte oynamalar yaptık. Artık Yazıyoruz adlı blogumuzda izlediğimiz filmler ve dizilerle, okuduğumuz kitaplarla ilgili yazılar bulacaksınız. Bu yazıları genel olarak elimizden geldiğince yararlı ve eğlenceli olacak şekilde yazacağız. Yani okurken sıkılmanızı istemiyoruz. Bunun için çalışıyoruz. Neyse lafı fazla uzatmayayım. Blogumuza bekleriz. 


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.