31 Aralık 2017 Pazar

Yılbaşı Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

yanlışları-yılbaşı

    Öncelikle Karasal Anten blogu olarak yeni yılınızın mutlu ve huzurlu geçmesini temenni ediyoruz. Umarız 2018 yılı hem insanlarımız hem de ülkemiz adına olumlu bir yıl olur.

    Yılbaşı dediğimiz olay aslında takvimin tekrarlanması olayıdır. Ülkemiz 25 Aralık 1925'ten beri Miladi takvimi kullanıyor. Bu takvim, aralık ayıyla son buluyor. Aralık ayından sonra ocak ayına geçilerek takvim tekrarlanıyor.  O yüzden takvimin yenilenmeye başlandığı 1 Ocak tarihine yılbaşı diyoruz. Neyse efendim zaten bunları mutlaka biliyorsunuz. Toplumumuzda yılbaşı hakkında doğru sanılan çok yanlış bilgi var. Bunlardan bazılarını yazmak istedik. Daha fazla lafı uzatmadan geçelim o doğru sanılan yanlışlara.

24 Aralık 2017 Pazar

Sinemada 3D Filmler Etkileyici mi Eziyet mi?

eziyet-3d

    3D film teknolojisine istesek de istemesek de artık alışkınız. Sinemaya gelen filmlerden çoğu 3D seçeneği ile karşımıza çıkıyor. Daha doğrusu seçenek demeyelim de zorunluluk diyelim. Çünkü öyle bir anlayış var ki yapımcılar filmleri 3D vizyona soktuğunda filmlerinin daha fazla izleneceğine inanıyor. Aslında biraz haklılar. İnsanlar merak ettiği için 3D filmleri daha çok tercih ediyorlar. Neyse konumuz bu değil. Bu yazımızda sinemada 3D film izlemenin etkileyici mi yoksa eziyet mi olduğunu yazmak istedik.

17 Aralık 2017 Pazar

BluTv mi Netflix mi? Hangisi Daha İyi?

netflix-mi-blu-tv-mi

    Alanında başarılı iki dev! Televizyon izleme alışkanlıklarımızı değiştiren, televizyonu internete taşıyan iki uygulama: BluTv ve Netflix! Peki hangisi daha iyi? Daha doğrusu hangisi size uygun? Karar vermek zor. İşte bunu kolaylaştırmak için bu yazıyı yayınlıyoruz. Acaba iki platformun avantajları ve dezavantajları neler? Hangisi size uygun merak ediyorsanız lütfen okumaya devam edin.

10 Aralık 2017 Pazar

Akademik Camiayı Şaşırtan Kedi Chester

kedi-fizikci

    Basit bir soruyla başlayalım: Fizikçi kedi olur mu? Evet fizik ve yine evet kedi. Bu ikisi yan yana geldiğinde tek aklımıza gelen bütün kediler dört ayağının üstüne düşer kuralıdır belki de. Şimdi sıkı durun. Bu yazıyı okuduktan sonra akademik camianın içerisinde bulunan fizikçi bir kedinin varlığını öğrenmiş olacaksınız. Hem de makaleler yazan bir kedi. Hem de akademik camiada ismini duyurmuş bir kedi. Daha fazla uzatmayalım. Fizikçi kedimizin sırrı neymiş yazalım.

3 Aralık 2017 Pazar

İnternet Bağımlılığı Kampı

bagımlılık-internet

    Dünya üzerinde 1969 yılından beri internet kullanılmaktadır. Ülkemizde ise internet kullanım tarihinin başlangıcı 1993 yılıdır. Bu tarihlerden günümüze kadar internet her geçen gün daha da yaygınlaşmaktadır. Günümüzde artık dünya üzerinde internet kullanımı oldukça yaygınlaşmıştır. İnternet hayatımıza kolaylıklar getirdiği kadar bizi bazı sorunlarla da baş başa bırakıyor. Bu sorunlardan en önemlisi belki de ona olan bağımlılıktır. İnternet bağımlılığı artık bazı devletler tarafından ciddi bir sorun olarak görülüyor. Bu yazımızda bu devletlerden olan Çin'in internet bağımlılığına karşı yürüttüğü mücadeleyi yazacağız.

1 Aralık 2017 Cuma

Saklama Rehberi

                                          
Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

28 Kasım 2017 Salı

Televizyonlar Bize Dolandırıcılığı mı Öğretiyor?

dolandırıcılık-tv

    Televizyon şüphesiz çoğumuzun uzun süre başından ayrılmadığı bir araç. Bu yüzden bu araç öyle veya böyle hayatımızın içinde ve hayatımızı etkiliyor. Olumlu etkileri bir tarafa olumsuz etkilerinin şu zamanlarda daha fazla olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu yazımızda televizyonda izlediğimiz bazı dizilerin bizlere aşılamaya çalıştığı yeni bir zarardan bahsetmek istiyoruz. Evet bu zarar yazımızın başlığından da anlayacağınız üzere dolandırıcılık hatta hırsızlık!

30 Ekim 2017 Pazartesi

Çok İyi Gidiyorsun Walter



Merhaba sevgili okurlarımız;


Epey bir zamandır yazı yazmıyordum. Söyleyecek biz sözüm yoktu belkide...Üniversite bittikten sonra işsiz kalıp eve dönünce söyleyeceklerim de tükendi sanki...Hayatın zorluğu başka şeyler düşündürmüyor insana. Herhalde artık yazmam dediğim bir anda bilgisayarın başına geçtim. Evet hayat zor ama sahip olduğum tek şeyde kelimelerim onları da kaybetmek istemedim sanırım...

1 Ekim 2017 Pazar

Bir Garip Cadı Tahtası Saldırısı

cadı-tahtası

    Orijinal ismiyle Ouija yani bizim dilimizle Cadı Tahtası aslında çoğumuzun yabancı olmadığı bir nesnedir. Nitekim çoğu korku filmlerinin hatta oyunlarının vazgeçilmez nesnelerinden birisidir. Özellikle ruh çağırmak  için kullanılan bu nesne genellikle tahtadan yapılır. Nadir de olsa mermerden yapılan modelleri de vardır. Bu tahtanın zeminine konulan fincan, ok vs. tarzında nesneler hareket eder ve sözde ruh ile iletişim kurulur. Gerçekten işe yarıyor mu yaramıyor mu bilemiyoruz fakat bu tahtanın işin içinde olduğu garip bir olay dikkat çekici. İşte bu yazımızda bu olayı yazmak istedik.

24 Eylül 2017 Pazar

Televizyonda Boy Boy Çocuklar

cocuklar-boy-boy

    Çocuklar geleceğimiz! Geleceğimizin mimarları onlar. Son günlerde dikkatimizi garip bir durum çekti. Televizyonlarda çocuklar ön plana çıkmaya başladı. İşte bu yazımızda bunun sebebinin ne olacağını ve bu durumun nereye varacağını kendimizce yazmak istedik.

17 Eylül 2017 Pazar

Hayaletli Tren İstasyonu

hayalet-tren

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

    Günümüzde trenle yolculuk çokça kullanılan toplu ulaşım olanaklarından birisidir. Özellikle hızlı trenlerin yaygınlaşmasıyla demiryolu tekrardan eski önemine kavuşmaya başlamıştır. Avrupa'da ve Amerika'da trenler önemli ulaşım aracıdır. Bu gelişmelere bağlı olarak tren istasyonları da her geçen gün çoğalmaya devam ediyor. Bu yazımızda belki de en gizemli tren istasyonundan bahsedeceğiz. Bu tren istasyonu iddialara göre sadece yaşayanları değil ölüleri de misafir ediyor.

10 Eylül 2017 Pazar

Gudak Cam : Fotoğraf Çekme Keyfinizi Eskiten Program

cam-gudak

    Artık çoğu kişinin elinde iyi kötü fotoğraf çeken telefonlar veya makineler var. Her yerde, her esnada fotoğraf çekebilme lüksüne sahibiz. Fakat bu hep böyle miydi? Yani fotoğraf çekmek her zaman bu kadar basit miydi? Kesinlikle hayır! Fotoğraf çekmek eskiden gerçek anlamda çok zordu. Eskiden dediysek taa fotoğraf makinesinin icadına gitmeyin. Günümüzden 20-30 sene öncesinden bahsediyoruz. Birileri önceki zorlu fotoğraf çekme olayını düşünüp bunu yaşatacak bir uygulama yazmışlar. İşte yazımız da bununla ilgili.

3 Eylül 2017 Pazar

Yeni Sezona Damga Vurması Beklenen Diziler (2017)

2017iddialı

    Malum Eylül ayı itibariyle televizyonlarımız için Kış sezonu açılıyor. Ekranlarda devam eden dizilerin haricinde yine bu sezon birbirinden iddialı diziler görücüye çıkacak. Biz bu dizilerin içinden tutması muhtemel en sağlamlarını seçip sizlere sunmak istedik. Bu dizilerin yeni sezonda çok konuşulması ve ekranlara damga vurması muhtemel. İşte yeni sezona damga vurmasını beklediğimiz yeni diziler.

1. Börü (Star tv)

tim-börü

     Daha önce Yerli Mini Dizilerimiz Çoğalıyor adlı yazımızda kendisinden bahsetmiştik. Börü 6 bölümlük her bölümü 1 saat olacak mini bir dizi. Eylül aylarının sonlarına doğru Star tv'de yayınlanması bekleniyor. Dağ filmlerinin yaratıcısı olan Alper Çağlar imzalı bu dizi yeni sezonda en çok beklenen diziler arasında. Tanıtımlarıyla iddialı olduğunu gayet açık bir şekilde gösteriyor. Dizide büyük ihtimalle Fetö ile mücadeleye girişen bir askeri tim anlatılacak. Bakalım nasıl olacak.

2. Kayıtdışı (Fox)

dis-kayıt

     Geçtiğimiz günlerde tanıtımına denk geldiğim gerçekten iddialı duran bir dizi. Dizide Erkan Petekkaya gibi oynadığı her role yakışan bir isim var. Erkan Petekkaya bu dizide uluslararası bir suç örgütünün içine sızan istihbarat görevlisini canlandırıyormuş. Konu basit gibi dursa da tanıtımlardan gördüğümüz kadarıyla aksiyonu bol bir iş olacak. Bu sezona damga vurması muhtemel bir dizi Kayıtdışı.

3. Bizim Hikaye (Fox)

hikayebizim

  Fox bu sezon diğer kanaların dizi hakimiyetini kırma derdinde gibi. Bizim Hikaye adlı bu dizi yabancı Shameless dizisinin yerli uyarlaması. Şimdi Shameless dizisi pek bizim topluma ve kültüre uygun bir dizi değil. O yüzden bu uyarlamada çoğu şeyin değişik olacağı kesin. Yine buna rağmen tanıtımlardan gördüğümüz kadarıyla eğlenceli olabilecek bir dizi bizi bekliyor olabilir. Açıkçası internet aleminde yerden yere vurulsa da reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığıyla ilk bölümlerinde çok fazla izlenmesi muhtemel. Sonra ne olur bilemiyoruz tabii.

4. Fatih (?)

kenan-fatih

    Şahsen en çok beklediğim umarım gerçekten çıkar da izleriz dediğim bir dizi. Şimdi bildiğiniz üzere daha önce Fatih Sultan Mehmet ile ilgili Fatih isminde bir dizi yapılmıştı. O dizi tutmadı. Çünkü oyuncu seçimleri gerçekten faciaydı. Yine Fatih Sultan Mehmet ile ilgili bir dizinin yapılması gündemde. Sıkı durun Fatih Sultan Mehmet'i de 2 senedir ekranlardan uzak duran Kenan İmirzalıoğlu canlandıracakmış. Çok yakışır abi. Diziyle ilgili hazırlıklar sürüyormuş. Bu yüzden dizinin ismi dahil birçok konuda net bilgi yok. Eğer asparagas değilse Muhteşem Yüzyıl'ın boşluğunu dolduracak iddialı bir dizi izleyecek olabiliriz. 

    Saydığımız diziler dışında bol bol aşk kokan tutması muhtemel başka dizilerde var. Fakat biz farklı olanları ve gerçekten tutmasını istediklerimizi yazalım dedik.  


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

27 Ağustos 2017 Pazar

İdrardan Elektrik ve Şarj Üretmek

şarj-elektrik-idrar

    İnsanoğlu enerji üretimi konusunda her zaman alternatif arayışlarda bulunmuştur. Bu arayışlar çerçevesinde elektrik üretimi konusunda da farklı kaynaklar her zaman denenmiştir. Birazdan yazacağımız son başarılı deneme bizleri şaşırtacak düzeyde. Bu başarılı girişim bilimin ve teknolojinin ne kadar ileri gidebileceğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

İdrardan Elektrik ve Şarj Üreten Cihazlar Yapıldı

    İngiltere'nin Bristol kentinde bilim insanları idrar ile çalışan iki cihaz üretmiş. Bu cihazlardan birisi idrar sayesinde elektrik üretirken diğeri şarj üretiyormuş. Şimdilik üretim kapasiteleri düşük miktarda olsa da bu kapasiteyi artırmak için çalışmalar yapılıyormuş. Cihazların içinde bulunan mikroorganizmalar şarj ve elektrik üretimini sağlıyormuş. Bu mikroorganizmalar idrarın içindeki bakteriler ile beslenip üretimi gerçekleştiriyormuş. Ne muhteşem değil mi?

    Bu gelişme bizlere 1995 yapımı Su Dünyası adlı bilimkurgu filmini hatırlattı. O filmde de denizci abimiz ufak teknesinde idrarını arıtıp temiz bir su elde ediyordu. Evet belki aynı bir gelişme değil fakat daha da iyisi. Bakalım ileride daha neler göreceğiz.



Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Türk Televizyonlarının En Acayip 2 Dizi-Filmi

isler-acayip


    Çoğumuz ekranlarda hep aynı şeyleri görmekten bıkmadık mı? Bu bir gerçek. Çoğumuz ekranlarda farklı işler görmek istiyoruz. Aslında sadece izleyiciler değil ekranın öteki tarafındakilerde yani bazı yapımcılarda farklı işler yapmak istiyor. Şu gün olmasa da geçmişte bu türden girişimler gördük. İşte bu girişimlerden en akılda kalan iki adet dizi-filmi bu yazımızda tanıtmak istedik. Belki içinizde farklı işler arayan fakat bu iki dizi-filmden haberdar olmayanlar vardır. Haberdar edelim istedik.

1. Kabuslar Evi (2006)

evi-kabus

    Evet bu ülkede 2006 yılında korku-gerilim türünde bir dizi film yapıldı. Hem de çoğumuzun yakından tanıdığı bir isim tarafından. Çoğumuz onu "Babam ve Oğlum" filmi ile tanısak da o farklı işleriyle de dikkat çekiyor. Evet Çağan Irmak'tan söz ediyoruz. Kabuslar Evi adlı dizi-film Çağan Irmak'ın Türk televizyonu için yaptığı farklı bir işti. Bu dizi-filmde her hafta farklı bir hikaye işleniyordu. Fakat bu hikayelerin ana mekanı gizemli bir konaktı. Bu konak kiralık bir konaktı ve her kim gelirse gerilimi bol bir hikaye yaşanıyordu. Kabuslar Evi adlı bu dizi-filmde çok sayıda ünlü oyuncu rol almıştı. Çetin Tekindor, Hümeyra, Fikret Kuşkan, Levent Üzümcü, Okan Yalabık, Hülya Koçyiğit bu ünlü isimlerden bazıları. Bize göre televizyonlarımızda farklı bir iş görmek isteyenler geçmişte yayınlanmış bu dizi-filmi izlemeli.

2. Acayip Hikayeler (2012)

hikayeler-acayip

    İsminden de anlaşılacağı üzere gerçekten acayip bir işti. İçerisinde sadece korku-gerilim yoktu aynı zamanda fantastik bir tarafı da vardı. Yine Kabuslar Evi gibi her bölümünde ayrı bir hikaye işlenmişti. Galip Tekin imzalı "Acayip Hikayeler"in sunucusu ise acayip sanatçı Hayko Cepkin'di. Yine Kabuslar Evi gibi çok sayıda ünlü oyuncu bölümlerinde rol almıştı. Haluk Bilginer, Şevval Sam, İdil Fırat, Altan Erkekli, Tamer Karadağlı, Özlem Tekin bu ünlü isimlerden bazıları. Gerçekten farklı bir havası olan fakat ne yazık ki ekranda fazla tutunamayan bu iş izlenmeye değer. Mutlaka bir bakın deriz. 


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

22 Ağustos 2017 Salı

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Ağustos 2017 Pazar

Rendlesham Ormanı Olayı

olay-rendlesham

    Dünya dışı canlılar var mı? Belki de çoğumuzun aklına defalarca gelen bu soru tam anlamıyla hala cevabını bulmuş değil. Bilim insanları dünya dışı varlıklar konusunda çalışmalarını elbette yürütüyorlar. Fakat ya onlar da bizi arıyorlarsa ve belki de bizi bulmuşlarsa... Dünya üzerinde yaşanan bazı gizemli olaylar dünya dışı varlıkların dünyamızı ziyareti noktasında kafalarda soru işaretleri doğuruyor. İşte Rendlesham ormanında gerçekleşen gizemli olay da dünya dışı varlıkların ziyareti noktasında şüphe uyandırıyor. 

Ormandan Gelen Gizemli Işıklar

    1980'de Noel ve Yılbaşı arasında kalan haftada memur James Penniston görevdeydi. Görev alanı Rendlesham Ormanını da kapsıyordu. Bir gece bu ormandan gizemli güçlü ışıkların geldiğini fark etti. Hemen üstlerine haber verdi. Memur James ve gelen ekip bunun bir uçak kazası olduğunu düşünüyordu. Fakat kendilerine bu tarzda bir haber gelmemişti. Yaklaşık 80 kişilik ekip hızla ışıkların geldiği yöne ilerlediler. Biraz sonra görecekleri manzara hayatları boyunca unutamayacakları bir manzaraydı.

ufo-ofu    Işıkların kaynağı ne bir uçak ne de farklı insan yapımı bir araçtı. Gelen gizemli ışıkların kaynağı üç ayaklı daha önceleri hiç görmedikleri bir araçtı. Memurlar ilk şaşkınlıklarını attıktan sonra derhal görevlerini yapmaya başladılar. Bu olayla ilgili resmi bir rapor hazırladılar. Rapora göre bu cismin yanında telsizler çalışmıyordu ve havada sanki elektrikler çarpışıyordu. Memurlar raporu hazırladıktan kısa bir süre sonra cisimdeki ışıklar yoğunlaşmaya başladı. Ve gizemli cisim yavaşça havalandı. İnanılmaz bir hızla gözden kayboldu.

Sonrası Gizlilik

    Rendlesham Ormanında gerçekleşen bu gizemli olaya yaklaşık 80 kişi şahit olmuştu. Fakat daha sonra olay daha üst makamlardan duyulunca bu kişilere susmaları yönünde uyarılar verildi. Bu konudaki soruşturmanın gizlilik içinde yürütülmesi kararı alındı. O gece tutulan resmi rapor ise bu gizlilik çerçevesinde herhangi bir medya ile paylaşılmadı. 

    Rendlesham Ormanında gerçekleşen olayda belki de bizi dünya dışı varlıklar ziyaret etmişti. Belki de görülen cisim bir devletin gizlice ürettiği farklı bir askeri araçtı. Bunlar bir tarafa gerçekten o gece esrarengiz bir olay gerçekleşmişti. Şu gün bile sırrı çözülemeyen gizemli olay...


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

15 Ağustos 2017 Salı

Dertlerden Kurtulup Başarıya Ulaşmanın Yolları

ulasmakbasari

Not: Yazıyı okurken dinlemek isterseniz buyurunuz efendim: :)


   Şimdi değerli okurlarıma hayattaki zorluklardan kurtulmanın ve başarıya ulaşmanın reçetesini vereceğim. Kesin çözüm kesinlikle bunları yaptığınızda her şey bitecek.  Bu zamana kadar bizi yoran insanlara, sorunlara hepsine kocaman bir  elveda diyoruz... Şaşırtıcı dimi bu kadar kolay çözüme ulaşmak...Aradığımız huzura ulaşabileceğiz sonunda...Başarı artık kapınızda...

basamakklar

   Şimdi sizlere aşama aşama sayacağım lütfen her gün bunları yapın. Evet şimdi muhteşem reçete karşınızda!!!!

  •  Güne mutlu uyanın. Nasıl yapacaksınız orasını da siz bulun canım.
  • Aynada kendinize bakın ve gülümseyin. Kocaman ama lütfen...
  • Her zaman pozitif olun . Hayatınız berbat halde olsa bile siz pozitif olun canım ne var sanki...
  • Ne iş yapıyorsanız mükemmel bir istekle yapın. ASLA YORULMAMALISINIZ!!!!!!
  • Her zaman mutlu olun.
  • Etrafınıza neşe saçın.
  • Gittiğiniz ortamı hareketlendirin.
  • İletişim becerilerinizi doğru yönde kullanın.
  • Her türlü fırsatı kullanın.
  • ŞAANNANANANA
  • JASKAJSAJOI
  • MSDKJSADLKASOP
  • ÖMDSKLDKEPO
   Geçenlerde dinlediğim bir seminerde konuşmacının anlattıkları işte bunlardı. Bu sayede nasıl başarılı olabileceğimizi ve sorunlarımızdan kurtulacağımızı anlatıyordu. Hayatımızı nasıl planlamamız hakkında uzun uzun nutuklar çekti. Modern insan böyle olmalı çünkü... Popüler kültür bunları emrediyor. 

   Yok öyle bir dünya kardeşim!

   Hadi şimdi biraz gerçekçi olalım.Bu şekilde her anımızı kurgulayarak, robot gibi yaşama imkanımız var mı? Gerçekten yapabilir miyiz? Aranızda sürekli pozitif olabilecek olan var mı? Nasıl olsun ki zaten hepimizin farklı hayatları var. Her hayatın kendi içerisinde farklı dinamikleri var. Gün içerisinde moralimizi bozabilecek o kadar çok olay yaşıyoruz ki... Tüm bunların arasında nasıl sürekli pozitif kalabiliriz.Hep ileriye nasıl bakabiliriz geçmişin gölgesi her an bizi takip ederken.

   Bir sürü sorunla boğuşan hayatlarımızı kahkahaların arkasında sürekli saklayabilir miyiz? Bir yerde ortaya çıkmaz mı ? İnsanın acılarını bu kadar gizlemesinin mümkün olabileceğine inanmıyorum ben. Başkaları bilmese de siz bilirsiniz. İçinizde bir ses sizi takip eder ve acılarınızı kulağınıza fısıldar. Eğer sürekli hayatınızda rol yaparsanız elbette ki olabilir. Ama nereye kadar böyle gidebilir.

 Her zaman olumlu olamayabiliriz. Her fırsatı kullanamayabilirsiniz. Her an iyi iletişim kuramayabilirsiniz. Deneseniz de işler yolunda gitmeyebilir. Acı çekebilirsiniz. Mutlu  olabilirsiniz. Birini sevebilirsiniz, belki aşık da olabilirsiniz.Sevdiğini kişi sizi sevebilir, sevmeye de bilir.Kahkahada atabilirsiniz,  ağlaya da bilirsiniz.... Yorulup dinlene de bilirsiniz. İşler yolunda gitmeyebilir ya da yolunda da olabilir.. İnsan olmak böyledir aslında biraz sancılı bir süreç. Hatalarımızla kol kola öğrenerek ilerliyoruz.Her yeni günde değişerek, karanlıkta el yordamıyla ilerlemeye çalışıyoruz.
degistirr
   Seminerden çıktıktan sonra kendi kendime modern hayatın bize dayattığı bu otomatik insandan olmak istemiyorum ben dedim. Popüler köle haline gelmemeliyim. Daha başarılı daha mükemmel ama da az insan olmak istemiyorum. 

    Hata yapmaya ihtiyacımız var sonrada doğruyu bulmaya... Geçmişte yaşananlar canımızı sıkabilir ama yinede geçmişte yaşamamalıyız. Yaşadığımız anın farkına varmalıyız. Ve en önemlisi kendimize inanmalıyız . Laf olsun diye söylemiyorum gerçekten kendimize inanmaya ihtiyacımız var... Sürekli denemeliyiz. olmayabilir olsun ucunda ölüm yok ya. Olana kadar deneyelim. Çabayla elde ettiğimiz her şey bizi mutlu eder zaten. Modern hayatın sahip olduğunuz insani değerleri alıp götürmesine izin vermeyin.

   Bir fikir ve bir an dünyayı değiştirebilir. Daha çok okumalı ve yeni yerler görmek için çalışmalıyız. Acılarıyla, mutluluklarıyla yaşayan bir insan olmalıyız. Belki yaşadığımız sorunlardan kurtulamayabiliriz ama baş etmeyi öğrenebiliriz.  Çevrenizdeki insanlar sürekli başarılı hayatın yolunu size göstermeye çalışsa da siz kendi yolunuzu bulmaya çalışın. 

           Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.



13 Ağustos 2017 Pazar

Televizyon İzleyicileri İçin Dev Arşiv

arsiv-trt

    Türkiye'de televizyon adına ilk çalışmalar 1960'lı yıllarda başlamıştır. Bu çalışmalar sonucunda 31 Ocak 1968 tarihinde TRT yayın hayatına başlamıştır. TRT kanalı Türkiye için bir dönüm noktasıdır. Nitekim o sadece sıradan bir televizyon kanalı değildir. O aynı zamanda tarihin bir tanığıdır. İşte TRT bu tanıklığı gözler önüne sermek için ve bir bakıma bizi geçmişle yeniden buluşturmak için arşivini tüm herkese açtı.

Nasıl Ulaşırım? İçinde Ne Var?

    Arşiv deyince gözünüz hemen korkmasın. Gidip de bir yerlerden izin alıp TRT size istediğiniz kaseti tozlu raflardan vermiyor. Giriyorsunuz internete yazıyorsunuz www.trtarsiv.com diye adres çubuğuna ve koca arşiv geliyor önünüze. İşte bu kadar basit. Peki bu arşivin içinde neler var? Aslında neler yok ki?

    TRT arşiv sitesinde sadece yayın hayatına başladıktan sonraki videolar yok. 1919 Tarihinden başlayan bir video arşivi var. Siteye girdikten sonra sarı menüdeki Zaman kısmına tıklayarak videoları tarihsel bir sırada görebilirsiniz. Bunların dışında eski TRT haberleri olsun dizileri olsun programları olsun hep bu sitede mevcut. Kesinlikle televizyon izleyicilerinin bir kere de olsa göz atması gereken muhteşem bir yer bizce. Tavsiye ediyoruz.


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

10 Ağustos 2017 Perşembe

Yerli Mini Diziler Çoğalıyor

börü-cember

    Çok çok uzun süreleri ve hep aynı konuları işlemesi sebebiyle yerli dizilerimiz eski çekiciliğini yavaş yavaş kaybediyor. Gençlerimiz artık internetin daha da fazla yaygınlaşması ile normal olarak yabancı dizilere yöneliyor. Çünkü onlar daha kısa ve konuları daha yaratıcı. Birileri bu gidişatı sonunda fark etmeye başladı. İlk olarak internet dizilerimiz olmaya başladı şimdi de ekranlarda mini dizilerimiz çoğalıyor. Bu yazımızda ekranlarımızda kendini hissettirmeye başlayan bu değişime değinmek istedik.

Çember ve Börü

    Aslında tek sezonluk "İçerde" dizisinin başarısını da katarsak izleyici artık daha kısa süren etkileyici dizilere yöneliyor diyebiliriz. Yani yavaş yavaş eski alışkanlıklar terk ediliyor gibi. İşte bu durumu fark eden yapımcılarımız bu yeni yönelime uygun işleri piyasaya sürmeye başladı. Bizce de çok iyi yaptılar. Aşağıda örneklerini verelim hemen.

    Kanıt dizisinin yapımcıları tarafından bu yaz sezonunda yeni yönelime uygun Çember dizisi çıkarıldı. Dizinin her bölümü en fazla bir buçuk saatti ve sadece 6 bölüm sürdü. Bir bakıma Türk usulü mini bir dizi diyebiliriz. Çember dizisi öyle kalitesiz bir iş de değildi. Gayet kaliteli her bölümü film tadında güzel bir işti. İçinizde Kanıt tarzı polisiye işleri seven varsa mutlaka izlesin deriz. 

tanitim-börü    Elbette Çember dışında başka girişimlerde var. Bu girişimlerden birisi de Börü dizisi. Dağ I ve Dağ II filmleriyle önemli bir başarıya imza atan Alper Çağlar bu sefer televizyona damga vurmaya hazırlanıyor. Televizyon için her bölümü 1'er saatten toplam 6 bölüm olacak Börü dizisini hazırladı. Dizi bu Eylül'de büyük ihtimalle Star Tv'de görücüye çıkacak. Ayrıca dizinin finalinin sinemada gösterilmesi gündemde. Yani Alper Çağlar yine farklı bir işe imza atmaya çalışıyor. 

    İşte bu tarz girişimlerle ekranlarımızın yakın bir zamanda dönüşüm geçirebileceğini görüyoruz. Özellikle yayınlanan mini dizilerin tutulmasıyla yapımcılar daha kısa ve etkileyici işlere dönüş yapabilirler. Aslında bu özümüze dönmek gibi bir şey olacak. Çünkü bundan 14-15 sene öncesinde dizilerimiz bu kadar uzun değildi ve daha etkileyiciydi. Neyse bu da ayrı bir yazının konusu olabilir.

Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

6 Ağustos 2017 Pazar

Robotlar İntihar Eder mi?

intihar-robot

    Garip bir soru farkındayız. Fakat robotları insanlara daha çok benzetmeye çalışmamız bu türden soruları da akıllara getirmiyor değil. Mesela onlara duyguları yüklemeyi başarsak bunlar yarın öbür gün aşk acısıymış falan filan intihara kalkışmaz mı? Bizce mümkün. Neyse gevezelik yapmayı bırakıp konumuza daha akıllıca odaklanalım. Geçtiğimiz günlerde bir haber gördük. ABD'de bir güvenlik robotu intihar etmiş. Önce bu olayı anlatalım daha sonra robotlar intihar eder mi ona değinelim.

Kendini Suya Attı!

intihar-robot2
    Amerika'da çoğu alışveriş merkezinde güvenlik robotları yavaş yavaş kullanılmaya başlanmış. İşte bu güvenlik robotlarından birisi olan Knightscope K5 sıcaktan mıdır yoksa farklı bir sebepten midir bilinmez kendisini bir anda süs havuzuna atmış. Tabii devreleri falan hep yanmış doğal olarak. Bu olay üzerine robotun etrafı hep görevliler tarafından sarılmış ve tıpkı intihar eden bir insanmış gibi çeşitli bulgular toplanmış. Robotun neden intihar ettiği ise halen bilinmiyor. Peki sebebi ne olabilir? Robotlar gerçekten intihar edebilir mi?

Bilim Kurgu mu Sistemsel Hatalar mı?

    Az önce yazdığımız olaydan sonra robotun neden kendini suya attığı konusunda farklı görüşler ortaya çıktı. Kimileri robotun gelecekte yaşanacak olumsuz durumları ön gördüğünü ve bu yüzden intihar ettiğini düşünüyor. Fazlaca Terminatör kokan bir yaklaşım bizce. Diğer taraftan robotun sistemsel bir hatadan dolayı suya atladığı fikri daha akla yatkın görünüyor. 

    Robotların bir insan gibi düşünmediklerini bildiğimizden onların insanlar gibi intihar etmeleri bizce zor. Daha çok robotların intiharı olarak adlandırabileceğimiz olaylar genellikle sistemsel hatalardan kaynaklanabilir. Onlar öyle programlanmadığı sürece kendilerine zarar verecek bir harekette bulunamazlar. Nitekim inisiyatif onların elinde değil. Tabii ileride daha farklı gelişmeler yaşanırsa, robotlar inisiyatif alabilirlerse orası ayrı. Ama şimdilik bir robotun kafamızdaki anlamıyla intihar etmesi olanaksız gibi bir şey.


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

3 Ağustos 2017 Perşembe

Aynadan Yansıyan Yüzler

yansıyan-aynada

Not: Yukarıdaki tablo Picasso'nun "Aynadaki  Kadın" adlı yapıtıdır

Üzerinde yaşadığımız dünyanın katmanları vardır; atmosfer, hidrosfer,litosfer, pirosfer, barisfer....

   Varlığımıza kaynak olan toprağın da  katmanları vardır. Yani üzerinde yaşadığımız evrenin derinlikleri var.İçine doğru ilerledikçe farklılaşıyor. Kendi içerisinde ayrışıyor. Özellikleri ortaya çıkıyor. Dünyada yaşayan tüm canlılardan farklı olan insan da aynı evren gibidir. Tanıdıkça farklılaşır, değişir ve derinleşir...

    Tüm bu düşüncelerin aklıma hücum etmesini sağlayan şey bir kitap... Aslında başka bir kitap alacaktım ama elimde olmadan Herman Hesse'nin Klein ve Wagner kitabını aldım o gün. Daha kitabı gördüğüm an kendime yakın hissetmiştim. Kitabı bitirdiğimde ana karakteri günlerce düşündüm. Aklımdan bir türlü çıkmıyordu. Wagner yani Klein benliğime işlemişti sanki... Günlerce gittiğim her yere Wagner'le birlikte gittim. Klein'le birlikte uyudum ve uyandım. Sonra bir anda nedenini fark ettim. 

    Bir zamanlar aynanın karşısına geçer aynada bana bakan yüzün kim olduğu hakkında saatlerce düşünürdüm. Ben kimdim ya da neydim? Niye içimde birden fazla insan varmış gibi hissediyordum. Ben gülerken bir başka ben neden üzülüyordu...  Sadece insan olmak istiyordum bir insan yalnızca... bir... İçime yığılmış benlerin varlığı iliklerime kadar beni rahatsız ediyordu.

    Eğer burada bu yazıyı okuyan okurlarımla dışarıda tanışsaydık ne demek istediğimi daha iyi anlardınız. Şu an için tanışma şansımız olmadığına göre biraz durumu açıklayayım. Hayatta pek çok insana göre şanslı biriyimdir. Pek başarısız olmadım işin aslı. Liseyi okul birincisi olarak bitirdim. Sonra istediğim üniversiteyi kazandım. Üniversiteyi de yüksek bir dereceyle bitirdim. Çevremdeki insanlar genel olarak bana güvenirler, saygı duyarlar ve başaracağıma inanırlar. Çok sevdiğim dostlarım, arkadaşlarım var. Yani kötü bir hayat yaşadım denemez. Neşeli ve canlı bir insanımdır. Uzun uzun sohbet etmekten hoşlanırım. Elimden geldiği kadarıyla gezip yeni yerler görmeyi severim.

    Tüm bunlara rağmen içimde bir yerlerde hep bir hüznü taşımışımdır. İçinde bulunduğum tüm mekanlara tam olarak ait olamıyormuşum gibi hissederim. Sanki derinlerimde biri sürekli kan ağlıyor. Tuhaf değil mi ben gülerken bir şey beni aşağıya çekiyor... Beni yerden yere vuruyor.

    Sonra bir de hakim olamadığım o koca öfkem. Bana sürekli yapmak istemediğim şeyleri söyleyen bir insan var gibi. Vur, kır  niye susuyorsun ki... O yüzden öfkeliyken pek konuşmam... Bana sahip olmaya çalışan öfkeme sahip olmalıyım.

    Yan yana içimde birçok benle birlikte yürüyordum. Klein'de içindeki Wagner'le birlikte yürüyordu... İçimdeki benler aslında benim katmanlarım...Onlar benim derinliklerim.. Beni ben yapan beni var eden şeyler. Bu durumu anlayamadığım zamanlarda sürekli iki yüzlüymüşüm gibi elimde olanlara şükretmeyen bencilin teki gibi hissederdim kendimi. Sonra bir gün kendimle tanıştım. Yanlış anlamışım kendimi aynaya yansıyan tüm yüzler birleşip beni oluşturuyor. Hepsi benden bir parça...

    Hepimizin içerisinde görünenden farklı insanlar var olabilir aslında bu ürkütücü bir durum veya yanlış bir şey değil. İnsan karışık bir yapıdadır aynı evren gibi. Zamanın kolları altında yaşarız ve sürekli değişiriz. Her değişimde içimizde bir parça kalır...Bu parçalar bizim derinliklerimizdir aslında
Hepsiyle birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz...Eğer kendinizle tanışma fırsatınız olmadıysa belki artık bir şans verebilirsiniz. Bedenimizi iyi tanısak da içinde yaşayan ruhu keşfetmemiş olabiliriz. Artık ertelemeden kendimizle tanışmalıyız. 


Not: Klein ve Wagner kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Zevkle okuyacağınız ve kendinizi düşünme fırsatı veren muhteşem bir kitap.

Yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.



2 Ağustos 2017 Çarşamba

Hayat Kurtaran Gizemli Ses

ses-gizemli

    Dünya üzerinde tahmin edeceğiniz üzere çok sayıda otomobil kazası gerçekleşmektedir. Bu kazaların çoğunda ne yazık ki insanlar hayatını kaybetmektedir. Hayatını kaybedenlerin dışında çok sayıda insanda bu kazalar sonucu kalıcı hasarlar meydana gelmektedir. Birazdan okuyacağınız gizemli olay en başta dünya üzerinde yaşanan bu türden sıradan bir kaza olayı olarak durabilir. Fakat kazadan sonra yaşananlar bu olayı sıradan bir kaza olayı olmaktan çıkarıyor.

Bir Anne Bir Bebek Bir Kaza

    Yıl 2015. 25 Yaşındaki Jennifer Groesbeck yanında daha yeni yürümeye başlamış 18 aylık kızı Lily ile eve dönüyordur. Jennifer, bir süre sonra arabayla bir nehrin yanından geçerken, arabanın hakimiyetini bir anda kaybeder. Çimento bariyerlerine çarpar ve nehre uçar. Araba fena haldedir. Bulundukları yer ise ıssız bir yerdir. Nitekim ancak 14 saat sonra bir balıkçı tarafından arabanın enkazı fark edilir.

    Balıkçı hemen görevlilere haber verir. Memur Tyler Beddoes, olay yerine geldiğinde hemen yanındaki adamlarıyla birlikte suya atlar. Suya atladıklarında ilginç bir olay gelişir. Suya atlayan adamlar aynı anda bir kadın sesi duyarlar. Bunun üzerine enkazda yaşayan olabileceğini düşünüp aceleyle arabayı kontrol ederler. İlk olarak Jennifer Groesbeck'e ulaşırlar. Fakat ne yazık ki kadın ölmüştür. Daha sonra adamlar bebeği fark ederler. Bebek Lily,  soğuk sudan uzak, tersine asılı bir şekilde duruyordur. Memur ve yanındakiler derhal onu çıkarırlar. Hemen hastaneye ulaştırırlar ve onun yaşamasını sağlarlar.

    O günden sonra memurlar gizemli sesin nereden geldiğini hep merak etmişlerdir. Bu gizemli sesin onları suya girip Lily'i kurtarma konusunda motive ettiğine inanmışlardır. Kim bilir belki de o gizemli ses hayatını kaybeden Jennifer'ın sesidir. Bebeğinin kurtulmasını belki de o sağlamıştır. Nereden bilebiliriz ki?


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

30 Temmuz 2017 Pazar

İlk Yerli Zombi Dizimiz Geliyor (mu) ?

zombi-yerli

     Zombiler! Bir virüs vasıtasıyla ölüye dönüşen sonra dirilip insan eti yiyen yaratıklar. Zombi konusu çoğu filmde ve yabancı dizide işlenmiş durumda. Yani anlayacağınız aslında zombi tarzı işleri sevenler için çokça yapım var. Fakat neden biz de yapmayalım? Eminim çoğunuz bu soruyu kendinize sordunuz. Şu günlerde bu soru etrafında şekillenen bazı söylentiler dolaşıyor etrafta. Sizin için araştırdık bu söylentileri.

Aslında Varmış

    Son günlerde internette dolaşan bir iddiaya göre yakın bir zamanda ilk Türk yapımı zombi dizisi çıkacakmış. Hatta dizi için figüran arayışları varmış. Bunun doğru olup olmadığını araştırdık. Çoğu yerde paylaşılan bu bilgiyi kanıtlayacak bir kaynağa ne yazık ki ulaşamadık. Fakat bu söylentinin doğru olup olmadığını araştırırken gerçekten Türk yapımı olan bir zombi dizisine ulaştık: Gave-Z!

    Gave-Z adlı dizi Youtube'da yayınlanmaya başlanmış. İlk bölümü 26 Haziran'da yayınlanan bu dizinin  şimdiye kadar 2 bölümü Youtube kanalı aracılığıyla izleyiciyle buluşmuş. Yakın bir zamanda da 3.bölümü yayınlanacakmış. İlk bölümü izlediğimizde gerçekten emek verildiğini gördük. Bunun dışında oyunculuklar idare ediyor. Görsel olarak ise daha iyi durumda. Bizce destek verilesi bir iş. Bu tür işlere destek verelim ki daha kaliteli yapımlar ortaya çıkabilsin değil mi? Aşağıya Gave-Z adlı Türk yapımı zombi dizisinin ilk bölüm tanıtımını bırakıyoruz. İzleyip izlememek sizin kararınız:


  

Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

28 Temmuz 2017 Cuma

Kablosuz Duygu Tespit Edici Cihazlar Geliyor

tespit-duygu

    İnsanoğlunun kendine has özelliklerinden birisidir duygular. Duygularımız sayesinde diğer canlı türlerinden ayrılabiliriz. Bilim duyguların üzerinde elbette sayısız araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmaların ışığında da çeşitli teknolojik gelişmeler de yaşanmıştır. Ancak birazdan okuyacağınız gelişme insan duygularını tespit etme anlamında bir devrim yaratabilir. Nitekim yakın bir zamanda çeşitli alanlarda insanların duygularını tespit etmek için kablosuz bir cihaz hayatımıza girecek gibi görünüyor.

Duyguları Tespit Etmek

    Etik olup olmadığı bir tarafa aslında insan duygularını tespit etmek için mevcut yöntemler var. Fakat bu yöntemler tahmin edeceğiniz üzere şüpheli sonuçlar veriyor. İşte Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde çalışan araştırmacılar da bunu düşünmüş olacak ki duyguları tespit etmek için kablosuz bir cihaz geliştirmişler. Bu cihaz sayesinde gerçeğe yakın sonuçlar elde edilmiş. Daha önce duyguları tespit etmek amacıyla kullanılan yüz tanıma vs. yöntemlerden daha etkili olan bu kablosuz cihazın daha da geliştirilmesi bekleniyor.

    Şimdi diyeceksiniz ki iyi güzel söylüyorsunuz da neden insanların duygularını tespit edecek bir cihaz geliştiriyor ki araştırmacılar ne gerek var. Aslında günlük ortamlarda kullanılmadığı sürece böyle bir cihazın sıkıntı yaratacağını düşünmüyoruz. Bu türden cihazlar mesela polisler için işe yarayabilir. Sorgulamalarda insanların duygularına göre yalan söyleyip söylemedikleri anlaşılabilir. Yine günlük hayatın dışında çeşitli alanlarda kullanılabilir. Bakalım ileride bu duygu tespit edici cihazları nerelerde göreceğiz.

Yararlanılan Kaynak:



Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Bir Çanakkale Gizemi : Kaybolan Tabur

norfolkolayı

    Çanakkale Savaşı tarihimizin en önemli olaylarından birisidir. I. Dünya Savaşı cephelerinden birisi olan Çanakkale'de öyle büyük bir mücadele verilmiş ki bugün bile bundan dersler çıkarmamak mümkün değil. Mustafa Kemal'in "Biz Anafartalar'da bir üniversite gömdük." cümlesi Çanakkale'deki acımasız savaşta kaybedilenleri anlamamızı sağlıyor. Çanakkale'deki savaşta sadece biz değil düşman askerleri de çok sayıda kayıp vermiştir. İşte bu kayıpların içinde öyle bir kayıp vardır ki şu gün bile gizemini koruyor. Bu yazımızda Çanakkale'de esrarengiz bir biçimde kaybolan Norfolk Alayı'nı yazacağız.

Mahşerden Yükselen Bulut

    İngiliz komutan Hamilton tecrübeli bir asker olduğu kadar ileri görüşlü birisiydi. Çanakkale'deki savaşın İngiltere adına hiç de iyi gitmediğini gördü. Yenilginin adım adım geldiğini gören Hamilton bunu engellemek için yeni birlikler istedi. İşte Norfolk Alayı'nın Çanakkale serüveni böyle başladı. 29 Temmuz 1915'te İngiltere'den gemilere bindirilen Norfolk askerleri 10 Ağustos günü Çanakkale mahşerine ulaştılar. 

    Norfolk Alayı Çanakkale'ye ulaştıktan kısa süre sonra savaşa dahil oldular. Komutan Hamilton bu taze kuvvete özellikle güveniyordu. Nitekim onları 12 Ağustos gecesi başlayacak ani bir gece baskınında kullanmaya karar verdi. Bu baskın çerçevesinde gerçekleştirilen bir iki öncü saldırı da Norfolk kuvvetleri bozguna uğramıştı. Bu bozgun neticesinde baskın istenildiği gibi gitmedi. Güneş doğmaya başladığında çatışma şiddetlendi. Türk kuvvetleri inanılmaz bir biçimde bu yeni kuvvetler karşısında üstün durumdaydı.

     Çatışmanın şiddetlendiği bir zaman diliminde 4. Norfolk taburu pek bir karşı saldırı görmeden tepeye ilerlemeye başladı. Hamilton bu olay üzerine umutlandı. Eğer bu tabur başarılı olursa işler değişebilirdi. Türk direnci kırılabilirdi. 267 Kişilik Norfolk taburu Yeni Zelanda sahra birliğinin gözü önünde tepeye tırmanıyordu. Tırmandıkları tepeyi somun biçimli bir bulut kaplamıştı. 267 Norfolk askeri tek tek bu buluta hücum ettiler. En son asker buluta girip gözden kaybolduğunda bulutta yükselmeye başladı. Bulut yükselip tepe açıldığında 267 askerden iz yoktu. 

Hamilton Anlatıyor

    Bu olay sadece olaya tanık olan sahra birliklerini şaşırtmamıştı komutan Hamilton'da şaşkındı. Olayı bir telgrafla İngiliz savaş bakanına anlattı:

ton-hamilton    "Savaş sırasında, 163. tümen her bakımdan üstün olduğu bir anda, çok garip bir şey meydana geldi... Türkler'in zayıflamakta olan kuvvetlerine karşı, Albay Sir H. Beauchamp, cesur ve kendinden emin bir subay olarak büyük bir gayretle, hızla ilerledi ve savaşın en güzel kısmı böyle başladı. Mücâdele, daha da kızışmıştı. Bu askerlerin çoğu, yaralı ve susuzluktan perişan bir haldeydiler. Bunlar, kampa ancak gece vakti geri dönebildiler. Fakat, Albay, 16 subayı ve 250 askeriyle önüne düşmanı katmış, hızla ilerlemesine devam ediyordu... Daha sonra bunlardan hiçbir haber alamadık.Ormanlık bölgeye hücum ettikten sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmadı. İçlerinden hiç biri geri dönmedi."

Tabura Ne Oldu?

    Şu gün bile kaybolan 267 Norfolk askerine ne olduğu tam olarak bilinmiyor. Bir söylentiye göre 1918'de İngilizler işgalci devlet olarak Gelibolu'ya döndüğünde bir asker alanda gezi yaparken Norfolk askerlerine ait bir rozet buldu. Daha sonra araştırmalarında bir Türk köylüsünün kendi arazisinde bulduğu çok sayıda cesedi dereye attığını öğrendi. Peki eğer bu gerçekse Norfolk askerleri oraya nasıl gelmişti? Onlara ne olmuştu? 

    Kaybolan Norfolk taburunun gizemli hikayesi çoğu kitapta geniş yer bulmuştur. Askerlerin şu zamana kadar bulunamaması olayın gizeminin hala korunmasını sağlamıştır.

Konuyla İlgili Videomuz:




Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Normal Videoyu 360° Video Yapmak

360-video

    Bildiğiniz üzere sanal gerçeklik artık hayatımıza girdi. Şimdilik her köşe başında vr gözlüklerle insanlar görmesek de en azıyla teknolojiyle alakalı her alanda vr gözlüklerini görüyoruz. Bu gözlüklerin kullanımı tahmin edeceğiniz üzere 360° görüntülerle anlam kazanıyor. Anlaşılan o ki video oynatıcılarını programlayanlar da bunun farkındalar. Nitekim son zamanlarda oynatıcıların 360° video oynatması için geliştirmeler yapılıyor.

    Geçtiğimiz günlerde Windows 10'un kendine has video oynatıcısında bir özellik fark ettik. Tahmin edeceğiniz üzere bu 360° video ile ilgili bir geliştirme. Bu özellikle birlikte video oynatıcı da 360° video oynatabiliyorsunuz. Daha doğrusu mevcut izlediğiniz videoyu 360° videoya çevirip izleyebiliyorsunuz. Tabii çoğu video 360° çekilmediği için bu pek hoş bir seyir keyfi yaşatmıyor. Fakat ilerisi için umut verici. İleride bunun daha da geliştirileceğini düşünürsek hatta buna uygun videoların daha da çoğalacağını düşünürsek oynatıcıların bu tarz bir videoyu desteklemesi olumlu bir durum.

    Eğer siz de Windows 10 kullanıyorsanız muhtemelen yüklü olan "Filmler ve Tv" oynatıcısı sayesinde izlediğiniz videoyu 360° bir videoya çevirebilirsiniz. Sadece videoyu açın ve aşağıdaki gibi yapın:


360-derece-2


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Ama Bir Leyla ile Mecnun Değil Sorunsalı

sorunsalLM

    Ülkemizde yerli dizilerin kalitesinin ne durumda olduğunu hepimiz az çok biliyoruz. Burada bu kaliteyi sorgulayıp da bilmişlik taslamaya çalışmayacağız. Zaten bunu bizim yerimize yapanlar çokça var. Burada bizi ve eminim çoğunuzu rahatsız eden bir sorundan bahsetmeye çalışacağız. Tabii şunu belirtmekte fayda var bu yazıyı yazarken linç yemeyi göze almış durumdayız. Birazdan yazacaklarımızı okuduğunuzda bunu neden söylediğimi anlayacaksınız.

Leyla ile Mecnun : Araf Getiren Dizi

    Leyla ile Mecnun dizisi hayatımıza girdiğinde hepimiz onu çok sevdik ve benimsedik. Kendine has bir mizahı olan ve karakterleriyle adeta harikalar yaratan bu dizi çeşitli garip sebeplerden dolayı doğru düzgün bir final yapamadan hayatımızdan çıktı. Aslında çıkmadı sadece televizyonlara veda etti. Neyse efendim sonuç olarak Leyla ile Mecnun unutulmayan diziler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bugün sokağa çıkın gelmiş geçmiş en iyi dizi nedir diye soru sorun çok sayıda Leyla ile Mecnun cevabı alırsınız. Buraya kadar bir sıkıntı yok. Sıkıntı, Leyla ile Mecnun sevgimizi biraz abarttığımızda çıkıyor.

    Onur Ünlü ve Burak Aksak Leyla ile Mecnun'un mutfağında çalışan tabiri caizse onu oluşturan adamlardır. Bu iki adam Leyla ile Mecnun sayesinde geniş bir kitle tarafından tanındı. Bu elbette iyi bir şey. Fakat bu durumun bu iki adama getirdiği olumsuz bir etkisi de var. Artık bu iki abimiz ne iş yaparlarsa yapsınlar  hatta önceki işleri bile Leyla ile Mecnun işiyle kıyaslanıyor. Leyla ile Mecnun dizisi Onur Ünlü ve Burak Aksak'a hem iyi hem kötü oldu. İkisini adeta arafta bıraktı.

Neye Göre Kıyaslama?

adam-görünen    Leyla ile Mecnun'un iyi bir dizi olduğu elbette bir gerçek. Ama bu diziyle türü ne olursa olsun her yapılan diziyle kıyaslamak bizce anlamsız. Tamam komedi dizilerini kıyaslarsın ama geçip de bir dram veya polisiye dizisi ile kıyaslama yaparsan burada bir sıkıntı doğar. Bu daha önce dediğimiz gibi fazla Leyla ile Mecnun sevgisinden doğan bir sorun. Öyle bir sorun ki sadece Leyla ile Mecnun'a odaklanıyoruz ve ötesini görmüyoruz. Her yapılan yeni işe de ayrı bir ön yargı ile yaklaşıyoruz. Ne de olsa Leyla ile Mecnun kadar iyi olamaz değil mi? Ya olursa?

   Onur Ünlü geçtiğimiz aylarda yeni bir işe başladı belki haberiniz vardır. Youtube'da Görünen Adam diye bir internet dizisi yapıyor. Bu dizinin ilk bölümün ardından yapılan yorumlara baktığımızda çoğu yorumun "Leyla ile Mecnun kadar iyi değil" olduğunu gördük. İşte bahsettiğimiz bu. Şimdi diyeceksiniz ki ama aynı kafada işler karşılaştırma yapılması doğal. Biz aynı tarzda yorumları Onur Ünlü'nün çok önceden yaptığı Polis filminde bile gördük. Bakın hem aynı kafada değil hem çok önceden yapılmış hem de dizi değil film! Söylemek istediğimiz bu abartıya kaçan Leyla ile Mecnun karşılaştırmasıdır. Yoksa bizim bu efsane diziyle bir sorunumuz yok. 


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

(Görev: Hakimiyet) Bölüm: 7 "Yıkıntıların Arasındaki Casus" |Final|


Bölüm 6'yı Okumak İçin Tıklayınız!

-5 Yıl Önce-

    Önce bayıltıcı gaz verildi odasına sonra da kapısı açıldı. Direnmek anlamsızdı. Nitekim direnemedi hemencecik bayıldı. İçeriye mekanik sesleriyle robotlar girdi. Onu aldılar, sedyeye koydular. Şimdi upuzun bir koridordan geçiyorlardı. Her tarafta sağa sola giden bir şeylerle ilgilenen robotlar vardı. Bunlar dışarıda savaşanların aksine araştırma inceleme yapanlardandı. Dışarıdaki Temiz Dünya savaşına böyle destek veriyorlardı. Götürdükleri adamı yeni geliştirdikleri Sloboda Projesi için kullanacaklardı. Eğer bu proje başarılı olursa insan direnişini kırmak veya en azıyla onu kontrol edebilmek daha imkanlı bir hale gelecekti. 

   Upuzun koridor bitti. Şimdi ameliyathaneye giriş yaptılar. Doktor robotlar çoktan hazırlanmıştı. Onu sedyeden ameliyat masasına yatırdılar. Bu bilmem kaçıncı denekti kim bilir. Diğerleri pek iyi sonuçlar vermemişti. Fakat bu sefer farklıydı. Diğer deneklerde yaşanan başarısızlık iyi bir şekilde analiz edilmişti. Bu mutlaka başarılı olacaktı. Ama başarılı olmazsa da sıkıntı değildi. Daha üzerinde deneme yapılabilecek binlerce esir insan vardı. Masanın ucundaki mekanizmadan masada yatan kişi hakkında bilgiler okundu:

-- Abdullah Abdou. 20 Yaşında. Zeka seviyesi Pozitif. Beyin fonksiyonları Pozitif. Yüzeyde bir evde saklanırken bulundu. Ayağından yaralandı. Yaranın durumu inaktif. Sloboda Projesi için uygunluk derecesi maksimum.

   Ses kesilince doktor robotlar hemen çalışmaya başladılar. Önce yeterli düzeyde narkoz verdiler. Sonra dikkatli bir biçimde Abdullah'ın kafatasını açtılar. Beyine zarar vermeden ellerindeki organik proje çipini ona yerleştirdiler. Doktor robotların yanlarında bulunan ekranlarda tüm değerler olumlu düzeydeydi. Hiçbir aksilik yok gibiydi. Sonra olacakları takip etmek için kafatasını kapattılar. Tüm bunlar çok uzun bir süre zarfında gerçekleşmişti. Şimdi ameliyat bitmişti ve resmen Sloboda Projesi 685. denemesi başlamıştı.

    Abdullah ameliyattan uzun bir süre sonra gözlerini açtı. Gözleri farklı bakıyordu. Kafasının içi farklıydı. Öncesi yoktu, şimdi vardı. Tıpkı kendini bir robot gibi hissediyordu fakat insandı. Hem insan hem robot. Sloboda Projesini takip eden robotlar onu bir dizi incelemelere tabi tuttular. Hepsini geçti. Sonra proje aşamalarına geçildi. İlk olarak geçmişini yitirmiş Abdullah'a robot dünyasını ve amaçlarını anlattılar. İkinci aşamada insanlardan nefret etmesini ve onları düşman gibi görmesini sağladılar. Üçüncü aşamada onu iyi bir savaşçı gibi yetiştirdiler. Dördüncü aşamada görevini anlattılar: Aralarına sızacaksın, onlar gibi davranacaksın, onları yok etmeyeceksin ama zamanı geldiğinde bunu da yapacaksın! Beşinci yani son aşamada onun direnişe sızması için planlar yaptılar. Onunla yüzeyde insanların saklandığı bir yeri bastılar. Ortalığı ateşe verdiler. Her tarafı yıktılar. Ve sonunda Abdullah'ı geride bıraktılar yıkıntıların arasında. Abdullah'ı Jack'in onu bulacağı yerde bıraktılar.

-Şimdiki Zaman-

   Gözlerini açtığında her taraf bembeyazdı. Elleri ve ayakları bağlıydı. Biraz etrafı inceledi. Beyazlıkların ötesinde bir kapı vardı. Sağına ve soluna baktığında kendisinin bağlandığı yer gibi yerlerin olduğunu ama buraların boş olduğunu gördü. Birden kafasının içinde bir şeyler dönmeye başladı. Bir soru: Abdullah neden yaptın bunu? Kafasını yere doğru eğdi. Louise geldi aklına. Gözleri geldi gözünün önüne. Gülüşü geldi sonra da. Kendisi de gülümsedi. O esnada bir mermi uçup geldi. Louise'i aldı gözünün önünden. Yere yığılışını hatırladı, süzülen kanları, kendisine yürüyen ayakları. Bulsaydı oracıkta öldürürdü Abdullah'ı!

   Birden beyazlıkların ötesinden bir ses işitti. Kapı açıldı. İçeriye robot girsin diye beklerken Abdullah girdi. Hem elleri bağlı olmasa hem de neden yaptığını merak etmese üzerine atlardı oracıkta parçalardı. Abdullah donuk bir yüz ifadesiyle Jack'e yaklaştı. Onu baştan aşağıya süzdü. Sonra pek de isteksizce konuşmaya başladı:

-- Profesör ve o askerler için üzgün olduğumu söyleyemem. 

-- Ne yaptınız onlara seni adi herif!!

-- Yapmamız gerekeni. Burası Avrasya Karargahı Jack. Burada binlerce esir insan var. Onları deney için kullanıyoruz. Tıpkı insanların zamanında hayvanlara yaptığı gibi ve biz robotlara. 

-- Sen robot değilsin insansın!

-- Bedenim evet ama aklım hayır. Diyeceğim şu buradaki esir insanlar işimize yarıyor. Onları beslemek zorundayız. Ama onlar için en kıymetli yemek stoklarını harcayamayız her zaman değil mi? En uyumsuzları işimize yaramaz ama onlar bile bir kere de olsa işe yarar. Anlarsın ya uyumsuzlarla uyumlu olacakları besle. Profesöre ve askerlere olan tam da bu.

   Jack beyninden vurulmuşa dönmüştü.  Karşısındaki adam ona tam da yamyamlığı anlatıyordu. Profesör ve General Mustafa aklına geldi. İçinde garip bir acı hissetti. Onların çığlıklarını duyar gibi oldu. Kendisini bu acıdan uyandıran yine Abdullah oldu:

-- Evet aslında seni sona bırakmak benim fikrimdi. Tüm olanlara rağmen nedenleri bilmek istiyorsun. Bunu senden saklayamazdım. Fakat olanları ve olacakları ben anlatmayacağım. Yolda sonuna doğru giderken hepsini dinleyeceksin. Mekanik ses sen ölüp parçalara ayrılmadan önce anlatmayı bitirmiş olacak. Aslında buraya sadece bir şeyi merak ettiğim için geldim. Umarım bana cevap verirsin.

   Jack dişlerini sıkıyordu. Çaresizlik onu bitiriyordu. Sinirden tüm bedeni sarsılmaya başlamıştı. Abdullah'ın gözlerinin içine baktı. Gözleri ateş saçıyordu. O esnada Abdullah merak ettiğini sordu:

-- Gerçekten DeaX Projesini başarıyla gerçekleştirip her şeyi bitireceğinize inanıyor muydunuz?

   Jack cevap vermedi. Sadece baktı. Abdullah da onun gözlerinin içine bakıyordu. Sanki bir şeyler arıyordu. Sonra aradığını buldu:

-- Evet inanıyordunuz. Umut Jack Umut. İnsanların robotlara öğretmediği tek olay bu. Mantıksız olduğu için robotlar bunu kabul edemiyor.

   Abdullah konuşmasını bitirdikten sonra cebinden bir alet çıkardı. Sonra bu aleti Jack'in koluna saplayıp çıkardı:

-- Bu seni daha tehlikesiz yapacak.

   Jack kendini halsiz hissetmeye başlamıştı. Yarı baygın gibiydi. Başı dönmeye başlamıştı. Fakat hala bilinci açıktı. Duyabiliyordu. Nitekim Abdullah'ın son sözlerini de duymuştu:

-- İyi yolculuklar dostum. Umarım bir daha görüşmeyeceğiz. 

   Abdullah çıkarken Jack onu hayal mayal görebilmişti. Sonra bir sedyeye yatırıldığını fark etti. Götürülüyordu. Bembeyaz bir koridordan götürülüyordu. Birden mekanik bir ses duyulmaya başladı. Jack duyabiliyordu tüm olanları:

-- İnsanoğlu bizleri yaptığında dünyayı daha kolay bir hale getirmek istedi. Bizler dünya iyiliği için yapıldık. Sonra insanoğlu bize bir ağ verdi bu ağ sayesinde tüm bildiklerimizi kendimizle paylaşır olduk. Tüm her şey dünyanın iyi bir yer olması içindi. Amacımız dünyanın daha iyi bir yer olmasıydı. Sonra aslında dünyanın iyi bir yer olması için insanın olmaması gerektiğini gördük. Onlar dünyaya en büyük zararları veriyordu. İşte bunu anladığımızda Temiz Dünya savaşını başlattık. İnsanlar dünyanın iyiliği için yok edilmeliydi. İnsanoğlu bize direnmeye başladı...

   Jack bir kapıdan girdi. Sesler bir süreliğine kesildi. Sonra yeniden bir koridorda giderken başladı:

-- Bize çok büyük kayıplar verdirdiler. Fakat biz tüm bildiklerimizi insanoğlundan öğrendik ve onları geliştirdik. Sloboda Projesi bu çerçevede gelişti. Nasıl insanlar kendileri yararına robotlar yaptıysa biz de kendimiz yararına insanlar programlamaya başladık. Abdullah Abdou bu projede başarıya ulaşan ilk denek oldu. Sonra ise yüzlerce denek... Sloboda askerleri oluşturuldu. Bu askerler direnişe sızdırıldı ve bize bilgiler aktarılması sağlandı. Tehlikeli anlarda ise bizzat insana karşı savaştılar...

   Jack şimdi daha iyi anlıyordu. Bu esnada bir kapıdan daha girdi. Sonra durdu. Başına iki üç robot geldi. Ellerinde garip aletler vardı. Mekanik ses o esnada devam ediyordu:

-- Biz ne yapacaksak dünyanın iyiliği için yapacağız. İnsanlar bizi bunun için yaptılar. Ve tüm öğrendiklerimizi insanoğlundan öğrendik. Sloboda askerlerimiz sayesinde asi yeraltı insan örgütlerinden haberler alıyoruz. Adım adım yok ediyoruz. Direnmek anlamsız ve imkansız. Temiz Dünya savaşını biz kazanacağız. Dünyanın iyiliği için bunu yapacağız!

    Mekanik ses kesildiğinde Jack'in gözleri de yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. Gittikçe her taraf kararıyordu. Duyabildiği tüm sesler dağılıyordu. Bazı uzuvlarında ağrılar hissetmeye başlamıştı. Bu ağrılar da gittikçe yok olmaya başladı. Artık hiçbir şey hissetmiyordu. Tüm dünyası karanlığa gömüldüğünde bir ses duydu uzaktan:

-- Jack Sence doğru zaman mı şimdi konuşmak için?

   Louise'nin sesiydi bu. Onun sesini duyduktan sonra gittikçe beyazlıklarla ona doğru gittiğini gördü. Yaklaşıyordu yaklaşıyordu. Beyaz meleğine doğru hızla yaklaşıyordu. Ona sarılmak için kucağını açtı. Beyazlıkları kucakladı.

---SON---


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Robotlar Hangi Meslekleri Bizden Çalacak?

meslek-robot

   Robot teknolojisi inanılmaz bir şekilde gelişmeye devam ediyor. Öyle ki tahminlere göre çok yakın bir zamanda artık insana çok benzeyen robotlar hayatımıza girmiş olacak. Robot teknolojisinin olumlu tarafları olduğu gibi olumsuz bazı getirileri de olacak. İşte bu olumsuzluklarından birisi insanların yaptığı işleri elinden alması olacak. Yani robotlar gelecekte çoğumuzun mesleğini elimizden (ç)alacak. Çoğumuz belki de bu yüzden işsiz kalacağız. Peki robotlar hangi meslekleri elimizden alacak? İşte bu soru üzerinde kafa yoran birisi bir site açmış. Bazı kriterleri bir araya getirerek mesleklerin robotların eline geçme olasılığını yüzde olarak belirlemiş.

   Bahsettiğim siteye buraya tıklayarak giriş yapabilirsiniz. Girdikten sonra merak ettiğiniz mesleği ingilizce olarak yazın ve robotlar tarafından mesleğin yapılma olasılığına bakın. Belki böylece gelecek adına mesleki anlamda yeni fikirler edinebilirsiniz. Neyse ben merak ettiğim 3 mesleği yazdım ve robotlar tarafından yapılma olasılıklarına baktım. İşte o meslekler:

1. Yazarlık

yazarlik

   Aslında son zamanlarda yapay zekaların basit düzeyde özgün yazılar yazmayı becerdiğini falan duymuştum. Fakat gerçekten bir robotun yazarlık yapma ihtimali bana göre de çok düşük. Yazarlık daha çok insanın aklıyla yapılacak bir iş. Gördüğünüz üzere gelecekte robotların yazar olma ihtimali %3.8. Yani oldukça düşük bir ihtimal. Demek ki robot Orhan Kemal görme ihtimalimiz çok düşük gelecekte.

2. Öğretmenlik / Eğitmenlik

ogretmen

   Çok şaşırdım. Çünkü gelecekte robotların öğretmenlik yapacağını düşünüyorum. Fakat bu sonuç şu yüzden çıkmış olabilir. Eğitim artık ezberci, anlatımcı noktadan yaşayarak öğrenme noktasına taşınıyor. Bir robotun buna ayak uydurması elbette zor. Galiba o yüzden robotların gelecekte öğretmenlik yapma olasılığı çok çok düşük.

3. Aşçı

asci

   Aranızda aşçı olanınız varsa kötü haberi verelim: Gelecekte mesleğiniz robotların eline geçecek. Aslında çok da mantıklı. Robotu yemek yapacak şekilde programla, standart yemekler çıksın. Yine de insanın eli yemeğe değmeli diye düşünüyorum fakat gelecek robotların geleceği ne yapalım.



Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

2 Temmuz 2017 Pazar

Yerli Sosyal Medya : Finkafe !


   Evet sonunda yerli ve iddialı bir sosyal medya sitemiz oldu. Sosyal medyanın gücünü burada tekrardan anlatmamıza gerek yok. Ülkemizdeki Twitter ve Facebook kullanıcılarının sayısı belli. Neredeyse her bir vatandaşımızın bu sosyal medya sitelerinde en az 5 hesabı var artık. Hal böyle olunca yerli girişimler neden olmasın diyordu insan. Bu çağda özellikle bu tür mecralarda söz sahibi olmak önemli. Bu tür girişimlerin ekonomik getirilerini saymazsak prestij açısından da çok mühim olduğu aşikar. Neyse işin getirisini bir köşeye bırakalım. Konumuz Finkafe. Finkafe nedir ne değildir hemen yazayım.

"Finkafe, Kuşu Alt Edecek!"

   Finkafe ekonomi alanında kendini geliştirmiş ve eski piyasa profesyonellerinden Arif Ünver tarafından hayata geçirilmiş bir sosyal medya sitesi. Tahmin edeceğiniz üzere sloganı "%100 Yerli Sosyal Medya" olan bu site daha çok Twitter'dan esinlenerek tasarlanmış. Fakat hemen çalıntı diye aklınıza gelmesin. İçerisinde farklılıklar var. Mesela belli konuların olduğu kafeler var. Ayrıca Twitter'da 140 olan karakter sınırlamasının aksine Finkafede 280 karakter sınırlaması var. Yine "Fink atmak" gibi kendine has bir dili var. Şu anda gelişim aşamasında olsa da son 1 ayda büyük bir gelişme kaydetti ve gelecek adına umut veriyor. Hatta Arif Ünver bu konuda "Finkafe kuşu alt edecek. Kesin bilgi yayın!"diyor. İddialı bir iş görmek güzel.

   Finkafe şu anda az bilinen bir mecra olsa da ileride reklamlara başlanacakmış. Hatta Türkiye'de işler rayına oturduktan sonra öncelikle Türk devletleri olmak üzere dışarıya açılacakmış. Bence destek verildiği takdirde gerçekten başarılı olacak bir potansiyeli var. Kurucu Arif Ünver "Bize güvenin tek isteğimiz destek verin." diyor. Bence de destek verilmeli.

Nerelerde Finkafe?

    Finkafe dediğim gibi şimdilik tanınmayan bir mecra fakat yakın zamanda bir çıkış yapacaktır. Bence o yüzden siz de yerinizi şimdiden ayırtın. İleride çok tutarsa ilk üye olanlardanım der hava atarsınız. Özellikle blogger arkadaşlarımı bu sosyal medyada hesap açmaya davet ediyorum. Yakın zamanda ben hesap açacağım. Gelin hep birlikte bu girişime destek verelim. Finkafe sitesine bilgisayar üzerinden girebileceğiniz gibi akıllı telefonlarınıza uygulamasını da indirebilirsiniz. Aşağıda uygulama linkini paylaştım.



Finkafe sitesine gitmek için tıklayınız.
Finkafe uygulamasına ulaşmak için tıklayınız.

Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

24 Haziran 2017 Cumartesi

Yabancı Filmlerin En Sağlam 5 Yaratığı

yaratiklar

   Aslında yaratık demek ne kadar doğru bilmiyorum. İçlerinden bazıları yaratık denilmeyecek kadar şirin. Bazıları ise yaratık yakıştırmasını sonuna kadar hak ediyor. Yabancı filmlerde dikkatleri üzerine çeken ve sağlam bir şekilde aklımıza kazınan 5 yaratığı yazmak istedim bu yazımda. Yakın bir zamanda Türk filmleri için de böyle bir liste oluşturacağım. Tabii 5 tane sağlam yaratık bulabilirsem. Neyse fazla da lafı uzatmadan listemize geçelim:

1. E.T. (1982 - E.T.)



et.
   En efsanesiyle başlayalım. E.T. filmini ilk defa çocukken izlemiştim ve çok beğenmiştim. Uzaydan gelen bir yaratıkla bir çocuğun (Elliot) içimizi ısıtan dostluklarını konu ediniyordu. Yayınlandığı yılda büyük ses getirdiyse bu film en büyük sebebi kuşkusuz E.T. adlı uzaylı dostumuzdur. O güne kadar uzaylı gördüğünde taş atan insanlar dahi E.T. sayesinde bu yargılarından vazgeçtiler. Çocuksu tavırlarının yanında müthiş zekası ve özellikleriyle dikkat çeken bu yaratık, koca beyinli, korkunç gözlü uzaylı algısını da yerle bir etmeyi başarmıştır. Eğer uslu bir çocuk olup bir gece dolunaya bakarsanız Elliot ve E.T.'yi bisikletle uçarken görebilirsiniz. Kalbimizdesin E.T. !

2. Axeman ( 2010 - Ölümcül Deney 4 )


resident-axe   Aslında Ölümcül Deney filminde bu listeye girebilecek birkaç tane daha yaratık vardı. Fakat Axeman bunların içinden bana göre en sağlamı ve dikkat çekicisi. Elindeki koca baltasıyla terör estiren bu yaratıkla, kahramanımız Alice'in kavga ettiği sahne hala zihinlerdeki tazeliğini koruyor. Yüzü çok korkunç olacak ki kafasına çuval çevirmişler. İri cüssesi yetmezmiş gibi bir de eline koca baltayı vermişler. Bir vuruşta insanı ikiye yaran bu balta bana göre ruhsatsız taşınmamalı. Hatta bu direkt taşınmamalı. Ama her şeye rağmen Axeman korkutuculuğunu biraz da buna borçlu.

3. Kraken ( 2006 - Karayip Korsanları 2 )


kraken   Son filmi bu sene çıkan ve sinemaya veda eden Karayip Korsanları serisinin ilk 3 filmi efsaneler efsanesidir. Bana göre içlerinden en efsanesi ise 2.film yani Ölü Adamın Sandığı adlı bölümdür. Bu bölümün sonlarına doğru ortaya Davy Jones'un yaratığı Kraken çıkar. Daha önceki yabancı filmlerin en kötü 5 karakteri adlı yazımda Davy Jones'dan bahsetmiştim. Galiba Kraken adlı yaratığı da ufaktan değinmiştim. Aslında bu yaratık devasa bir ahtapota benziyor. Fakat daha farklı ve daha büyük. Korsanların karşılaşmaktan çok korktuğu, en sağlam gemiyi bile dakikalar içerisinde batıran bir yaratık. Bu yaratığı yönetenin denizleri yönetmesi elbette normal. Zaten Davy Jones adlı abimiz de gücünün büyük bir bölümünü bundan alıyordu. Neyse ki artık bu yaratıktan korkmamıza gerek yok. Sonraki filmde Kraken'in öldüğünü gördük. Rahat bir şekilde okyanusa çıkabiliriz.

4. Yeraltı Canavarı ( 1990 - Yeraltı Canavarı )


alti-yer   Galiba yakın bir zamanda 5. filmi çıkmıştı. Yeni çıkanı izlemedim fakat öncekileri zorunlu olarak izledim. Zorunlu diyorum çünkü illa bir kanalda karşıma çıkardı ve mecbur izlerdim. Aslında görünüşünü pek hatırlamıyorum. Sadece çöl gibi bir ortamda yerin altından gürültülü hareket etmesini ve aniden insanları yemesini hatırlıyorum. Toprak dışında taşa kayaya müdahale edemezdi. Toprağa düşeni ise affetmez yerdi. Çocukluk olacak ki ilk izlediğimde sokakta taşların üzerinde yürümeye çalışırdım. Sonra bunun pek de mantıklı olmadığını anladım. Yeraltı canavarı öyle veya böyle zihinlere kazınmış garip bir yaratıktı.

5. Burnuk ( 2016 - Fantastik Canavarlar N. N. B. )


burnuk   Tatlı başladık tatlı bitirelim ve daha yakın bir zamana gelelim. Aslında Fantastik Canavarlar filmindeki bütün canavarlar bu listeye girmeyi hak ediyor. Gerçekten hepsi müthiş bir hayalin ürünü.  Fakat mecbur içlerinden birisini seçmek zorundayım. Ben de içlerinden en açgözlü olanını seçtim. Burnuk adlı yaratığımızın çok garip bir özelliği var. Bir tür hazine avcısı kendisi. Bulabildiği tüm değerli eşyaları özellikle mücevher ve altınları dolmak bilmez kesesine atıyor. Kendisinin bu özelliği kötü olarak görülse de aslında çok da işe yarıyor. Kayıp hazineleri bulmak da falan inanılmaz yetenekliler. Bir Burnuk karşısında asla değerli bir mücevherinizi saklayamazsınız.

Konuyla İlgili Videomuz:





Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.