28 Şubat 2017 Salı

Outlast Akıl Hastanesi Gerçek mi?

gercekoutlast

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   2013 Yılında çıkan Outlast oyunu bir hayatta kalma korku temalı oyundur. Bugünlerde çoğu kişi tarafından oynanan bu oyun gerçekten korkuyu iliklerimize kadar hissetmemize sebep oluyor. Oyunda Miles Upshur adlı gazeteci garip olayların geçtiği konuşulan bir akıl hastanesine haber için gidiyor. Tek başına gittiği bu akıl hastanesinde de o korku dolu garip olaylarla karşılaşıyor. Eğer korku oyunlarını seviyorsanız mutlaka oynayın derim. Bunun dışında çoğu kişi gibi benim de aklıma oyunda geçen akıl hastanesinin gerçek olup olmadığı sorusu takıldı. Bu soruya cevap bulmak için bir dizi araştırma yaptım. Bu araştırmalar sonucunda ulaştığım fikri yazmak istedim.

Mount Massive Asylum

   Öncelikle Outlast oyununa konu olan akıl hastanesinin haritasının en azıyla gerçekten bir akıl hastanesi örnek alınarak tasarlandığını söyleyeyim. Bu hastane ABD'deki Lake County'nin uzak dağlarında bulunan Mount Massive Asylum adlı bir akıl hastanesidir. İddiaya göre bu hastanede hastalara yasa dışı deneyler yapılmıştır. Yine iddiaya göre bir gün bu hastanede hastalar isyan çıkardı. Bu isyan çok kanlı bir isyandı. Hastalar hastaneyi ele geçirse de güvenlik güçleri kanlı bir şekilde isyanı bastırdı. Tabii bunlar ne kadar doğru tartışılır orası ayrı.

   İddialara göre oyuna konu olan Mount Massive Asylum 1971 yılında yaşananlar dolayısıyla kapatılmıştır. 1972 Yılında ise hastane ile ilgili çoğu kayıt CIA tarafından yok edilmiş. Ve sıkı durun 2009 yılında bu hastanenin tekrar açıldığı söyleniyor. Yine burada yasa dışı deneyler yapıldığı iddia ediliyor. Bu bilgilerin gerçek olup olmayacağı ise şüpheli. Fakat şahsen böyle bir hastanenin var olabileceği kanısı oluştu bende. 

Hastane Oyundan Daha Korkutucu

   İnternette Outlast'a konu olan Massive Asylum hastanesinin bazı fotoğraflar var. Bu fotoğraflar eğer gerçekse hastanenin gerçekten korkutucu olduğunu söylemem gerekiyor. Yani oyundan daha korkutucu bir havası var. İşte o hastaneden bazı fotoğraflar:

outlast-1

outlast-2

outlast-3


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

24 Şubat 2017 Cuma

(Görev: Hakimiyet) Bölüm: 4 "Hedef Avrasya!"

avrasya

Bölüm 3'ü Okumak İçin Tıklayınız!

-- Bunu düşünmek bile tamamen delilik! Bakın zaten buraya gelerek ölüm fermanımı imzalamış oldum. Bırakın gideyim ve şansımı deneyeyim. Dışarıda yaşamak için daha çok şansım var.

   Profesör bunları söylerken odada bulunan direnişçiler çıldırmak üzereydi. Profesör tam bir korkak gibi davranıyordu. Onu ikna etmek için belki de saatlerdir dil döküyorlardı. Jack çıldıranların arasındaydı. Dayanamadı konuştu:

-- Bir yolunu biliyorsunuz fakat neden yardım etmiyorsunuz. Tüm bu olanları bitirebiliriz. Tüm bu yaşananlara son verebiliriz. Robotları yenebiliriz. 

-- Bunlar sadece hayal. Onları yenemezsiniz. Yaşananlara son veremezsiniz. Her şey bitti.

-- Bunu nasıl söylersin! Daha düne kadar dışarıda yaşıyordun. Onlardan kaçmayı başarıyordun. Demek hala bir umut var. Onların zayıf noktalarını biliyorsun. Sistemlerini biliyorsun.

-- Evet. Ama bu bir şeyi değiştirmez. Benim dışarıda yaşamayı başarmam günü kurtarmaktan öteye gidemez. Dünyayı kurtarmaya yetmez.

-- Sen bir korkaksın. Evet korkaksın. Bunu anladım!

-- Korkak ha! Bana bakın bayım. Gözlerime bakın. Bu gözlerin neler gördüğünü  tahmin bile edemezsin. Bakın! Bu gözler karımın ve çocuklarımın vahşice ölümünü gördü. Onların infazlarına şahit oldu. Daha 5 yaşındaki küçük kızımın göğsüne giren mermiyi gördü. Yere yığılışını, yerde can çekişini gördü. Korkak ha!.. Onları kurtarmak için çırpındım. Bu korkakça bir hareket değil bence...

   Profesör kafasını öne eğdi. Odadaki herkes susmuştu. Jack söylediğine pişman olmuştu. Bir an Louise ile göz göze geldi. O esnada profesör ayağa kalktı. Şimdi tüm gözler profesörün üzerindeydi. Jack profesöre yaklaştı. Onu mutlaka ikna etmek zorundaydı. Nitekim profesör son şansları olabilirdi. Brüksel direnişi çökmüştü. Komutan Markov'un birlikleri yenilmişti. Robotlar adım adım ilerliyorlardı. Jack tüm bunları düşünerek konuşmaya başladı:

-- Belki de bizim için değil. Kızınız için yaparsınız bunu. Kızınızın intikamını almak istersiniz. Onunla birlikte her gün ölen daha küçük kızların dahası bebeklerin intikamı. Bakın profesör siz yardım edin veya etmeyin biz savaşmaya devam edeceğiz. Öleceğimizi bilsek bile bunu yapacağız. Çünkü hayatlarımızı geri istiyoruz. Ve çok küçücük bir umut olsa dahi buna sarılıyoruz. Çocuklarımızın ölmeyeceği bir dünyanın umudu bu...

   Jack bunları söyledikten sonra odadan çıkmak için yavaş yavaş kapıya yürüdü. Arkasında ise Abdullah ve Louise vardı. Tam kapıya gelmişlerdi ki profesör konuştu:

-- DeaX Projesi...RoboNet- X üzerindeki anormallikleri fark edince tasarladım. Tüm ağı kapatmaya yarıyor. Fakat yarım kaldı. Daha doğrusu kontrolü kaybettik...

   Jack hızla geri döndü. Odadaki herkes şimdi profesöre kulak vermişti. Bir çıt bile çıkmıyordu. Profesör ise Jack'e bakarak konuşuyordu:

-- Haklısın yıllarca kaçtım. Korkakça kaçtım. Her gece uyuduğumda karım ve çocuklarım geliyor gözümün önüne. Kızımın çırpınışı geliyor... Onun için savaşacağım. Onu gerçekten kurtarmak için. Daha rahat uyuması için... Eğer bana bilgisayar verirseniz DeaX'ın son kodlamasını yapabilirim. Ve eğer şanslıysak sistemi çökertebiliriz. 

-- Elbette size istediğiniz bilgisayarı veririz. Fakat RoboNet- X ağına nasıl erişeceksiniz. İnternet yok.

-- Şanslıysak dedim zaten. Bunu elle yapmamız gerekecek. Gerekli programı çipe yükleyeceğim. Ve bu çipi merkez sisteme takmamız gerekecek.

   Şimdi herkes birbirine bakıyordu. Gerçekten de bu çok zor bir işti. Robotların ana karargahına gitmek ölüme gitmekle aynı anlama geliyordu. Fakat başka çaresi yoktu. Bunu yapmak zorundaydılar. Jack kafasını kaşıdı. En yakın merkezi düşündü. Kendisi düşünürken profesör bu düşüncesine cevap verdi:

-- Avrasya karargahı. Orası şu anda bize en yakın olan ana merkezlerden. Avrupa ve Asya robot ordularının ortak merkezi. Zamanında bizzat çalıştım orada. Yani bir bakıma avantajlıyız. Eğer içeri girebilirsek bu işi halledebilirim. Ve orası eskisi gibiyse içeri girmek için bir şeyler yapabilirim.

   Odadaki herkesin yüzünde ufak bir mutluluk belirmişti. Umut gittikçe büyüyordu. Jack'de bunu daha çok körüklemek istiyordu:

-- Avrasya karargahı İstanbul'da köprünün diğer tarafında. Bundan 3 sene evvel oraya kadar uzanan tünelimiz vardı. Robotlar keşfetti ve yok etti. Fakat Çatalca'ya kadar bir tünelimiz gidiyor. Tehlikeli ama oradan sonrasını yüzeyden devam edebiliriz. Köprüyü geçebiliriz.

   Bu esnada Abdullah konuşmaya başladı:

-- Tabii köprü hala duruyorsa. En son gitmemizin üzerinden oldukça uzun bir zaman geçti. 

   Jack gülümseyerek cevap verdi:

-- Köprüyü yıkacaklarını sanmam. Üzerinden geçmek imkansız olabilir ama. Bir yolunu düşünmeliyiz. Mutlaka bir yolunu buluruz oraya kadar ulaşırsak.

   Odadaki herkes Jack'i onaylamıştı. Direniş için şimdi gerçekten bir umut belirmişti. Çok kısa süre sonra toplantı bitti. Profesör çalışmalarına başladı. Jack ve adamları ise yolculuk için hazırlıklara başlamıştı. Sadece onlar da değil. Merkezde bulunan eli silahlı direnişçilerin hemen hepsi hazırlıklara başlamıştı. Bu direnişçilerin yarısı burada savunmada kalacaktı. Diğer yarısı ise profesöre katılıp Avrasya karargahına doğru yola koyulacaktı. Hepsi heyecanlıydı. Yıllardan beri savunma yapıyorlardı. Şimdi ise saldıracaklardı. Kendilerini yok etmeye çalışanlara karşı saldıracaklardı. Belki küçük bir ihtimal onları yeneceklerdi...

 Bölüm: 5 "Uzun Yol"

Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

21 Şubat 2017 Salı

Firefox Tema Nasıl Değiştirilir?

tema-firefox

   Geçtiğimiz günlerde Google Chrome tarayıcısında temanın nasıl değiştirileceği hakkında bir yazı yazmıştım. O yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu yazımda ise Firefox tarayıcının temasını nasıl değiştireceğimizi adım adım yazacağım. Firefox günümüzde yine çoğu kullanıcıya sahip çok kullanışlı bir tarayıcıdır. O yüzden mutlaka bu yazı yararlı olacaktır. Yapacağımız değişiklik sayesinde Firefox tarayıcıya hoş bir görüntü de vermiş olacağız. Neyse fazla uzatmadan nasıl yapacağımızı anlatayım:

Dikkat! Resimleri üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

1. Öncelikle sağ üst kısımda bulunan simgeye tıklayarak Menü seçeneğini açıyoruz:

firefoxtema1

2. Çıkan ekranda aşağıda "Özelleştir" seçeneğine tıklıyoruz:

firefoxtema2


3. Karşımıza yeni bir ekran daha gelecek. Burada aşağıda sağ kısım "Temalar" seçeneği var. Oradan Firefox tarayıcınızın temasını değiştirebilirsiniz:

firefoxtema3


4. Son olarak daha fazla tema indir seçeneğini kullanarak daha fazla temaya erişebilirsiniz:

firefoxtema4

Nasıl Yapılır Videosu:





Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

19 Şubat 2017 Pazar

Jeff The Killer Gerçekten Var mı?

killerjeff


DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   Korkutucu yüzüyle ve aynı derecede korkutucu gülüşüyle uykularımızı kaçırmaya aday olan Jeff The Killer gerçekten var mıdır? Onun ardındaki korkutucu hikaye ne derece doğrudur? Bu yazımda Jeff The Killer karakterinin var olup olmadığını kesin bir şekilde yazacağım. Eğer onun varlığına inanıyorsanız okumaya devam edin. İnanmıyorsanız arkanızı kollayın. (Şaka şaka şöyle bir korkutucu giriş yapayım dedim.)

Kimdir Bu Jeff The Killer?

   Daha çok anime karakterlerine benzettiğim bu ablamız şu sıralar internet aleminde bolca tartışılır olmuş. Öncelikle söylemeliyim ki Slender Man kadar olmasa da paranormal karakterler açısından popülaritesi yüksek. Özellikle yüz ifadesi, siyah gözler ve gülüşü (Gülüş değil bildiğin çığlık) Jeff The Killer'a  korkutucu yapan özelliklerdir. Ayrıca bir de hikayesi vardır bunun.

killerjeff2

   Hikayede özetle, Jeff ve ailesi yeni bir mahalleye taşınır. Mahalledeki diğer çocuklar Jeff'e zorbalık yapmaya başlarlar. Bir gün Jeff dayanamaz ve çocuklardan birini kardeşi de yanındayken bıçaklayarak öldürür. Polis kapılarına geldiğinde ise Jeff'in kardeşi ben yaptım deyip suçu üstüne alır. Jeff bu duruma kızar ve zorbalık eden çocuklarla tekrar karşı karşıya gelir. Bu sefer niyeti onları öldürmektir. Kovalamaca başlar. Bu kovalamaca sonucunda da bir şekilde Jeff'in gözlerine klorak karşımı bir sıvı dökülür. (O yüzden siyah) Ayrıca yine bu kovalamaca da yüzü yanar. (O yüzden yüzü bembeyaz) Bu olay sonrasında zaten Jeff'in kafası iyice yanar. Bir de ağzına bıçakla Joker icabı gülücük yapar. (Allah akıl fikir versin ne diyeyim)

    Peki bunlar gerçekten yaşanmış mıdır? Özellikle çocukları hedef alan bir Jeff The Killer gerçekten var mıdır?

İnternet Efsanesi

    Jeff The Killer bir creepypaste ürünüdür. Peki creepypaste nedir? Bu bir sitedir. İçerisinde çeşitli paranormal hikayeler yazılıdır. Bu hikayelerin çoğu da genelde uydurmadır. Şunu kesin bir şekilde tekrarlıyorum böyle bir karakter yoktur. Bu sadece hayal ürünüdür. Yani eğer aranızda bunu gerçek sanıp korkanlarınız varsa korkmayın! Peki Jeff The Killer karakteri nasıl popüler oldu? Bazı videolar ile. Bu videolarda Jeff The Killer olduğu söylenen fotoğraf arka planında çığlıkla aniden çıkıyordu. Fotoğrafa gelince. Fotoğraf gerçekten bir kıza ait fakat üzerinde çeşitli oynamalar yapılarak hayali Jeff The Killer'a benzetilmiş. 

   Özetle Jeff The Killer diye bir psikopat yok. Rahat uyuyabilirsiniz.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

17 Şubat 2017 Cuma

Windows 10 Fare İşareti Nasıl Değiştirilir?


degistirmeimlec

   Bilgisayarımızı daha da kişileştirmeye ne dersiniz? Yıllardan bari aynı fare işaretini kullanmayı bıraksak. Kendimize özgü bir işaretçimiz olsa. Mesela en sevdiğimiz filmin başrol oyuncusunu işaretçimiz yapsak. Nasıl mı yapacağız? İşte bu yazımda fare işaretçisi nasıl değiştirilir onu yazmak istedim. Aramızda mutlaka bilen vardır. Bilmeyenler için anlatıyorum. Öncelikle belirtmeliyim ki bu anlatımı Windows 10 sistemini baz alarak yaptım. Fakat yanılmıyorsam Windows 8 ve 7 içinde hemen hemen aynı şekilde yapılıyor. Neyse hemen resimli bir şekilde anlatayım fare işaretçimizi nasıl değiştireceğimizi:

Resimleri üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz!

1. İlk yapacağımız iş aşağıda gösterdiğim bilgisayarımızın sağ en alt köşesindeki tuşa basmak olacak:

imlec1


2. Buraya tıkladığımızda karşımıza sağdan bir ekran gelecek. Aşağıdaki seçeneklerde "Tüm Ayarlar" kısmını bulup tıklayalım:

imlec2


3. Karşımıza Windows Ayarları ekranı gelecek. Bu ekranın arama kısmına "Fare ve dokunmatik yüzey ayarları" yazıp tıklıyoruz:

imlec3


4. Yeni açılan kısımda en altta ek fare seçenekleri var. Oraya tıklıyoruz:

imlec4


5. Karşımıza fare özellikleri çıkacak. "İşaretçiler" kısmına tıklıyoruz. Burada bilgisayarımızda çeşitli işlevlerde ortaya çıkan işaretçileri görüyoruz. Sık kullandığımız işaretçi tabii ki Normal Seçim olacağından onu değiştirdim ben. Siz istediğinizde değişiklik yapabilirsiniz. Gözat'a tıklayıp .ani veya .cur uzantılı indirdiğimiz işaretçiyi yükleyip uygula diyoruz. Böylece işaretçimizi kendimize özgü yapmış oluyoruz:

imlec5


NOT: Eğer işaretçi bulmak ve indirmek istiyorsanız buraya tıklayarak bu türden bir siteye ulaşabilirsiniz.

                                 Nasıl Yapılır Videosu:




Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

15 Şubat 2017 Çarşamba

Google Chrome Tema Nasıl Değiştirilir?

tema-chrome

   Google Chrome çoğumuz tarafından kullanılan çok verimli internet tarayıcılarının başında geliyor. Son yıllarda rakipleri çoğu hamlelerle ön plana çıksa da yine de Chrome, en çok kullanılan internet tarayıcıları arasındaki yerini koruyor. Bu yazımda bu internet tarayıcısında nasıl tema değiştirebileceğimizi anlatacağım. İnternette bu konuya yönelik düzgün anlatım bulamam bu türden bir yazı yazmama vesile oldu elbette. Fazla uzatmadan Google Chrome temasını nasıl değiştireceğimizi anlatayım. Bu arada resimleri üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz:

1. Öncelikle buraya tıklayarak Google Web Mağazasına giriyoruz. Karşınıza aşağıdaki gibi bir ekran gelecek:

chrometema


2. Sol tarafta görünen Temalar kısmına tıklıyoruz:

tetemachrome


3. Uygulamak istediğimiz temanın üzerine tıklıyoruz. Açılan ekranda Chrome'a Ekle seçeneğine tıklıyoruz:

temagoogle


4. Denetleme ve gerekli indirmeleri yaptıktan sonra seçtiğimiz tema Chrome'a uygulanıyor. Böylece kendimize has bir özelleştirme yapmış oluyoruz:

temachrome

Firefox Teması Nasıl Değiştirilir öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz..

                                   Nasıl Yapılır Videosu:





Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

13 Şubat 2017 Pazartesi

(Görev: Hakimiyet) Bölüm: 3 "Deax Projesi"

hakimiyet3

Bölüm 2'i Okumak İçin Tıklayınız!

   Profesör Franz Hoffmann, son kez dışarıya baktı pencereden. Tasarladığı koruma kalkanından emin olmak istiyordu. Bu kalkan robotlar tarafından tespit edilmesini engelleyici bir dizi önlemden oluşuyordu. Sinyal bozucular, şaşırtma amaçlı sinyal yanıltıcı sistem, eve yaklaşacak robotlar için sahte hedef koordinatları veren bir dizi alet vs. bu koruma kalkanının elemanlarıydı. Profesör tüm bunlara rağmen tespit edilmemek adına çok sık yer değiştiriyordu ve fiziki önlemlerini de alıyordu. Mesela her yerleştiği evin çevresine nano mayınlar yerleştiriyordu. Bu mayınlar ufak tefekti ama çok etkiliydi. 

   Profesör dışarının güvenli olduğuna kanaat getirdikten sonra rahat bir nefes alarak koltuğuna oturdu. Her akşam olduğu gibi yıkıntıların arasından bulduğu kitapları incelemeye başladı. Kitaplardan birisi dikkatini çekti. " Hastalıklar Ülkesi" adlı bu kitabın kapağı oldukça yıpranmıştı. Yazarının ismi de okunmuyordu. Bir süre bu kitabı inceledikten sonra sıkıldı ve arkasına yaslandı. Düşünmeye başladı. Olanları düşündü. Robotların hakimiyetini düşündü. Nasıl başlamıştı tüm bunlar? 

   Profesörün yıllarca yönetici konumunda çalıştığı RoboNet-X robotların birbirleriyle bilgi paylaşımına imkan veren bir ağdı. Bu ağ özellikle kontrolün kaybedildiği yıllarda çok gelişmişti. Robotlar birbirleriyle haberleşip duygusuz bir akıllı varlık konumuna gelmişlerdi. Mantık yüklü devreleri insanların dünyaya zararlar verdiğini keşfetti bir gün. Bunun üzerine yine mantık devreleri çalıştırılarak o halde insanlar yok edilmeli denildi. Yok etme bilgisi RoboNet-X sayesinde anında yayıldı ve kontrol kaybedildi. Robotlar insanlardan öğrendikleri şekilde ordular kurdular, bu ordularla savaşmaya başladılar. Yine öğrendikleri şekilde kendi kendilerini üretmeyi başardılar. İnsanların onların üzerindeki hakimiyeti böyle son buldu.

   Profesör Hoffmann, RoboNet-X üzerindeki anormallikleri ilk fark eden kişilerdendi. Ağın bilgi paylaşımının bu kadar serbest olmaması gerektiğini savunuyordu. Ağ için alternatif bir kontrol sisteminden bahsediyordu. Bu sistem gerektiğinde ağı kapatabilecek bir sistemdi. Fakat sistemi geliştirmeye devam ettiği aşamada kontrol kaybedildi ve Profesörün düşüncesi proje olarak kaldı. 

   DeaX diye sayıklıyordu Profesör. Sonra bir patlamayla uyuyakaldığı koltuğundan fırladı. Dışarısı aydınlanmıştı. Hemen pencereye koştu. Gözlerine inanamadı. Karşısında bir Tank vardı ve arazisinde ilerliyordu. Hemen masada duran silahına koştu. Tam o sırada ikinci, üçüncü patlama gerçekleşti. Ev fena sarsılmıştı. Anlaşılan gelenler her kimse nano mayınlara basmıştı. Profesör silahıyla pencereye koştu. Pencereden baktığı anda evin kapısı kırıldı. Kapı arkasında kalıyordu. Yolun sonuna geldiğini düşündü. Fakat her şey daha yeni başlıyordu. Elinde tüfeği ile Jack, arkası dönük olan Profesöre seslendi:

-- Korkmanıza gerek yok Profesör. Bizler Direniş askerleriyiz. Sizi almaya geldik.

   Profesör hem rahatlamış hem de şaşırmıştı. Direniş yerini nasıl tespit etmişti? Robotlar bile bunu yapamamıştı. Şaşkınlıktan konuşamadı. Öylece bekliyorlardı. Bekleme safhasını bu sefer Abdullah bozdu:

-- Jack, birazdan robotlar buraya damlar. Hemen gitmeliyiz.

-- Biliyorum. Fakat misafirimiz normal olarak şaşkın. Belki de kaç zamandır karşısında Tank görmüyordur. Kusura bakmayın Profesör işimizi şansa bırakmak istemedik. Ayrıca mayınlarınız yüzünden iki adamımı kaybettim. Neden tespit edilmediğinizi daha iyi anladım. 

   Profesör şaşkınlığı atmıştı üzerinden. Bir anda açık hedef olduğu aklına geldi. Korkuyla konuşmaya başladı:

-- Arkadaşınız haklı. Koruma kalkanım çalışıyor. Fakat sizin koca tankınız çoktan tespit edilmiştir ve onun yüzünden şu anda tehlikedeyim. Nereye gideceksek gidelim.

   Ekip, Profesörü koruyarak dışarı çıktı. Dışarıya yeni ayak basmışlardı ki tepelerinden iki tane Uçan Ölüm geçti. Jack'in ekibine bu operasyonda Viyana direnişinden destek ekipler verilmişti. Tankta bu desteğin diğer bir ayağıydı. Bu tür askeri araçlar yüzeyde hala robotlar tarafından yok edilmemiş yerlerde saklanıyordu. Çok önemli olmadıkça da riske edilmiyorlardı. Profesörün alınma operasyonuna katılan tankta eve yakın bir yerde gizliydi. İşte o Tank az önce hızla geçen Uçan Ölümlerin roketlerinden nasibini aldı ve gürültüyle patladı. Herkes bu patlama karşısında siper almıştı. Patlamanın etkisi geçince Jack'in işaretiyle tüm ekipler dağınık bir şekilde köstebek deliğine koşmaya başladılar. 

   Köstebek deliğine ilk ulaştırılan Profesör oldu. Daha sonra Jack'in ekibiyle beraber birkaç kişi daha girdi deliğe. Operasyon planına göre bazı ekiplerde dışarıda farklı noktalardan Viyana-4 ağına gireceklerdi. Bu, bölgeye gelecek robot askerleri şaşırtmak için yapılacak bir taktikti. Nitekim bu taktik tuttu. Robot askerler yanlış noktalara ilerledi. Asıl deliğe ulaşanlar ise patlatılmış haliyle karşılaştı.

   Köstebek delikleri yüzeye operasyon yapan ekipler tarafından açılıyordu. Bunların asıl şehir ağı ile bir bağlantısı vardı. Operasyon bitince veya planlanan zamanda bitmeyince bu bağlantı imha ediliyordu. Böylece asıl şehir ağı tespit edilemiyordu. İşte böyle bir ağ sisteminden geçerek şehre ulaştırıldı Profesör Hoffmann. Şehirdeki direnişçiler onu büyük bir sevinçle ve umutla karşıladı. Fakat Profesör onlar kadar mutlu değildi. Hatta üzüntülü gibi bir hali var denilebilirdi. Bunu fark eden Jack sebebini de merak ediyordu...

                                                      Bölüm: 4 "Hedef Avrasya!" 



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

11 Şubat 2017 Cumartesi

Bu Gemidekiler Neden Öldü? : SS Ourang Medan Olayı

medanourang

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   Çok önceleri denizlerin gizemli gemisi Mary Celeste ile ilgili bir yazı yazmıştım. O yazıdan uzun bir süre sonra yine konumuz denizin ortasında başka bir gizemli gemi. Hatırlarsanız Mary Celeste olayında gemidekilere ne olduğu tam anlamıyla bir gizemdi. Yani gemidekiler kayıptı. Fakat SS Ourang Medan gemisindekiler kayıp değil. Yerlerinde cansız bir şekilde bulunuyorlar. İsterseniz nedir bu esrarengiz SS Ourang Medan olayı hemen anlatayım.

Yardım Çağrısı ve Dehşet!

   Takvimler 1947 Haziran ayını gösterdiğinde, Endonezya Sumatra açıklarından Hollanda bandıralı bir kargo gemisi geçiyordu. Bu geminin ismi tahmin edeceğiniz üzere SS Ourang Medan'dı. Bir süre sonra Sumatra açıklarında seyreden bu gemiden acil mesajlar gönderilmeye başlandı. Mesajlar dehşet vericiydi. Mesajı gönderen kişi "Kaptan dahil tüm mürettebatımız öldü! Ben de ölüyorum!" diyordu. Mesajı alan Silver Star adlı bir başka gemi hemen koordinat tespitini yapıp Ourang Medan için kurtarma çalışması başlattı. Silver Star, gemiye mesajlar yollasa da geri dönüş alamadı. Bunun üzerine küçük bir filikayla gemiye çıkıldı. Gemideki manzara dehşet vericiydi. Bir köpek dahil tüm mürettebat ölmüştü. Acil mesajları yollayan kişi de haberleşme odasında bulunmuştu. 

   Ourang Medan gemisinde bulunan cesetler gemide gizemli bir şeyler yaşandığını işaret eder nitelikteydi. Cesetlerin hepsinin elleriyle işaret ederek güneşe baktıkları görülüyordu. Yine çoğu ne ile karşılaşmışsa donakalmış bir şekildeydi. Hiçbir cesedin üzerinde darbe veya yaralanma izi de yoktu. Gemiye çıkan ekip daha sonra kazan dairesine ilerledi. Dairenin sıcaklığı 30 dereceden fazla olmasına rağmen ekibin oraya girdiklerinde ürperti hissettiklerini rapor ettiği iddia edilmiştir. Bu durum gemiye hayaletlerin veya şeytani varlıkların saldırmış olabileceği fikrini doğurmuştur.  Daha sonra kurtarma ekibi kargo dairesine girmeye çalışmıştır. Fakat o esnada gemiden dumanlar çıkmaya başlayınca ekip derhal gemiyi terk etmiş ve çok geçmeden Ourang Medan gemisi patlayarak derin sularda kaybolmuştur. 

Sebebi Taşıdığı Kimyallar mı?

   Geminin neden patladığı şu gün bile tartışma konusudur. Fakat gemi için asıl gizem cesetlerin durumudur. Mürettebat neden ölmüştür? 1954 Yılında bulunan bir defter gemide bazı kimyasalların taşındığını ortaya çıkarmıştır. Çoğu uzman buna dayanarak gemidekilerin bu kimyasallar sebebiyle öldüğünü öne sürmüştür. Ayrıca patlamanın da yine bunlar yüzünden olabileceği fikri doğmuştur. Burada akıllara gelen soru ise şu: Kimyasallar tüm mürettabatta aynı etkiyi nasıl yaratabilir? Yani tüm cesetler aynı şekilde bir duruşa nasıl sahip olabilir? Diğer bir teoriye göre ise kazan dairesinde Karbonmonoksit sızıntısı olmuştur ve bundan dolayı gemidekiler ölmüştür. Fakat bu durumda mürettebat gemi güvertesine çıkıp temiz hava soluyabilirlerdi. Yani akla pek yatkın görünmüyor. 

   Gemi ile ilgili en dikkat çekici teori ise hayaletlerin veya uzaylıların saldırısı olabileceği fikridir. Böyle bir fikir fantastik görünse de cesetlerin bir şeylerden korkmuş yüz ifadeleri ve duruşları gerçekten paranormal bir olayı işaret etmektedir. Paranormal mi yoksa değil mi? Şimdilik bir sır ve uzun bir süre daha sır olacağı kesin. Ourang Medan gemisi denizin dibinde cesetleriyle aydınlanmayı bekliyor.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

9 Şubat 2017 Perşembe

Unutamadığım Atari Oyunları



unutamadığımoyunlar

    Daha önce Atariyi nasıl android cihazınızda oynayabileceğinizi yazmıştım. İsterseniz buraya tıklayarak o yazıya ulaşabilirsiniz. Bu yazımda ise biraz bencillik yapmak ve kendi adıma unutamadığım Atari oyunlarını yazmak istedim. Özellikle çocukken beni çok heyecanlandıran ve belki de günlerimi harcadığım oyunlar bunlar. Hepsinin yeri farklıdır bende. Eminim içinizden bunları oynayanlarda vardır. Neyse fazla gevezelik etmeden bu oyunlar hangileri tek tek anılarıyla birlikte yazayım.

Tom and Jerry Frantic Antics!

tomandjerry

  Gamestar modeli bir atarimiz vardı. Elime ilk geçen oyunlardan birisi buydu. Bu oyunun başında saatlerimi harcadığımı bilirim. Özellikle ilk bölümün sonunda birden saldıran köpek yüzünden az can kaybetmedim. Bunun dışında kanalizasyonda Jerry ile oynadığımız bölümü geçemiyordum. Sonradan bilgisayarıma kurup hileyle geçtim de rahatladım. Oyunda tam net hatırlamıyorum fakat sahiplerimizi mi ne kurtarıyorduk. Hiç sonunu getiremedim zaten. Atarilerin kötü tarafı oyun kaydetme özelliklerinin olmamasıydı. Oyunu oynarken bölümleri kaydetme seçeneği vardı fakat kaset çıktığında hepsi siliniyordu. Belki de bu yüzden Frantic Antics'in sonunu göremedim.

Mortal Kombat Ultimate 3

mortalkombat

   İşte bu oyun çok farklı. Mortal Combat'ı aramızda bilmeyen yoktur. Bilmeyen varsa bir dövüş oyunu olduğunu söyleyeyim. Bu oyunun benim için unutulmaz olan tarafı kardeşimle veya abimle oynuyor oluşumdur. Garipsemeyin düşünsenize daha konsollar yokken veya bilgisayar yaygın değilken bir oyunu karşılıklı oynuyorsunuz. Bu bir çocuk için inanılmaz keyif verici bir durumdur. En azıyla benim için öyleydi. Genelde abime yenilsem de kardeşimi yeniyordum. Tekli modunda ise sonuna kadar gidip kralı yenmiştim. Şu gün bile arada açıp oynarım bu oyunu.

Tiny Toon Adventures - Buster's Hidden Treasure

toontiny

   Özellikle bu oyunla ilgili gıcık bir çocuğun varlığını hatırlıyorum. Bizim düşmanımızdı galiba o. Onunla uğraşıp duruyorduk. Oyunu böyle baya ailecek karşısına geçip oynamışlığımız vardır. İnanılmaz zevkli bir oyundu zamanında. Şu anda oynamasam sıkılırım büyük bir ihtimalle. Çok renkli oluşu ve çizgi filmlerden hatırladığım sevimli karakterleri barındırması hoşuma giden taraflarıydı. Bu oyunun bulunduğu kasette 3 farklı oyun daha vardı. Onlardan birisi de Contra'ydı. Contra oyununu anlatmama gerek yok. Çıkın sokağa bulun atari oynayan nesili sorun onlara. Çoğu bilecektir Contra'yı.

Spider - Man - The Animated Series

seriesanimated

   Çok kısa süre oynadığım fakat unutamadığım oyun. Çok kısa oynamıştım çünkü kaseti ödünç almıştım. Tam doyamadan geri vermek zorunda kalmıştım. Spider - Man filmini bu oyundan önce mi izledim yoksa sonra mı net hatırlamıyorum. Galiba sonraydı. Fakat Spider-Man'i bu oyunla tanıdığımı hatırlıyorum. Yani şimdi bana sorsalar kardeş örümcek adamı ilk nereden hatırlıyorsun diye bu oyunu söylerim. Belki de bu yüzden aklımda güzel bir yer edinmiştir.

Sonıc and Knuckles - Knuckles in Sonıc 3

knucklessonıc

   Benim için efsaneler efsanesi bir oyundur kendisi. Bu oyun için sabah erkenden kalkıp atari kurduğumu bilirim. Ayrıca sonunu getirebildiğim tek atari oyunudur. Her şey bir tarafa oyunun bir hikayesi var abi. Dr. Robotnik adlı adamın kötülüklerine karşı mücadele ediyoruz. Dr. Robotnik benim tanıdığım ilk kötü oyun karakterlerindendir. Sonıc demişken sevimli tilki Tails'den bahsetmeden de olmaz. Bu tilki bizim Sonıc'in en yakın arkadaşıdır ve oyunda yan yana mücadele edebilmektedirler. Bu yüzden de az oynamadık kardeşimle yan yana. Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki bu oyunu hiç unutmayacağım ve arada hala açıp oynayacağım.



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

7 Şubat 2017 Salı

Dyatlov Geçidi Gizemi

dyatlov-

   DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek içerikler barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   Takvimler 1959 yılını gösterdiğinde İgor Dyatlov liderliğinde 10 kişilik bir kayakçı grubu bir araya gelmişti. Bu grup sekiz erkek ve iki kızdan oluşuyordu. Kayakçıların niyeti Ural Dağlarının Otorten Dağına bir gezi düzenlemekti. Grup bu niyetlerini gerçekleştirmek adına 25 Ocak'ta harekete geçti. Bu esnada grup üyelerinden Yuri Yudin, ayağını burktuğu ve hasta olduğu için devam edemedi. 27 Ocak tarihi grubun son görüldüğü tarih oldu. Daha sonrasında bu grubun akıbeti dünyamızdaki sayısız gizemler arasına girdi. Hayır onlar kaybolmamıştı! Daha feci bir şey ile karşılaşmışlardı.

   Gezi planına göre grup 12 Şubat'ta bulundukları spor kulübüne telgraf çekecekti. Beklenen telgraf bir türlü gelmedi. Kulüp gecikme olacağını varsayarak bir süre daha bekledi. Fakat bu süre zarfında da haber çıkmayınca bir kurtarma ekibi oluşturuldu. Oluşturulan kurtarma ekibi 26 Şubat'ta grubun parçalanmış çadırına ulaştı. Bunun üzerine devam eden arama çalışmalarında gündemi uzun süre meşgul edecek cesetlere ve bazı bulgulara ulaşıldı.

Gizemli Cesetler

   İlk olarak ormanın girişinde sönmüş bir ateşin dibinde iki ceset bulunur. Bunlar Krivonişenko ve Doroşenko'dur. Bu cesetlerin üzerinde yalnızca iç çamaşırı ve çorap vardır. Araştırmalar bu ikilinin ağaca çıkıp ortalığa baktığı kanısındadır. Daha sonra kamp alanı ile iki cesedin bulunduğu ağaç arasında üç ceset daha bulunur. Cesetler lider Dyatlov, Kolmogorova ve Slobodin'e aittir. Bu üç cesedin kampa dönmeye çalışırken öldükleri tahmin edilmektedir. Diğer kalan dört ceset ise uzun süre sonra yine ağacın bulunduğu konumdan 75 metre uzaklıkta bulunur. Bu cesetler diğerlerine göre daha iyi giyimlidir. Ancak burada garip durum bu kişiler birbirlerinin kıyafetlerini giymiştir. Bu durumla çadırın içeriden yırtılarak açıldığı bulgusu birleştirildiğinde grubun panik halinde olduğu tahmin edilmektedir.
cadirdyatlov


   Cesetler üzerinde yapılan sonraki incelemelerde anlam verilemeyen bazı bulgulara ulaşılmıştır. Mesela Slobodin'in kafatasında öldürücü olmayan bir kırık vardır. Tahminen Slobodin nereden geldiği belli olmayan bu darbeyi almış sonra bayılmış ve donarak ölmüştür. Yine cesetlerden bazılarının kaburgaları kırıktır. Ayrıca cesetlerden birisinin dili, gözleri ve dudağı yoktur. Tüm bunlara rağmen cesetlerin travmaya rağmen dış yüzeylerinde belirgin bir yaralanma izi de yoktur. İddialara göre cesetlerin üzerinde açıklanamayan lekeler vardır. Bu gibi bulgular grubun öldükleri tahmin edilen 2 Şubat 1959 günü ne yaşadıkları tam bir gizemdir. Bu gizeme yönelik bazı iddialarla güçlendirilen teoriler öne sürülmüştür.

Ne Yaşandı?

   Grubun son kamp yaptığı yer Sovyet Rusya'nın roket ve nükleer testler yaptığı iki alanın arasında kalmaktadır. Nitekim bölgeye aynı tarihlerde uğrayan başka gruplar havada garip turuncu küreler gördüğünü rapor etmişlerdir. Bunun daha sonra roket denemelerinden kaynaklandığı teyit edilmiştir. Cesetlerin bazılarının kıyafetinin üzerinde bulunan yüksek radyasyon miktarı da yaşananların bu testler ile alakalı olabileceğini gösterir niteliktedir. Yine grupta Dyatlov dışındaki kameralarda neler olduğunun açıklanmaması bu olayla Sovyet testlerinin bir ilgisinin olacağı tezini güçlendirmektedir. 

dyatlovceset


   Grup üyelerinden Slobodin'in yüzündeki bazı şişkinlikler ve yerde karnını tutarak yatış biçimi onun bir şeylerle mücadele ettiğini gösterir niteliktedir. Fakat işin garibi bölgede grubun dışında başka bir ayak izine rastlanmamıştır. Slobodin'in mücadele ettiği şeyin keşfedilmemiş bir vahşi canlı olabileceği düşüncesi bu noktada doğar. Bunun dışında yine bu bulguya bakarak uzaylılar yaptı teorisi geliştirilir. Fakat iki görüşte dayanağı sağlam olmayan taraflara sahiptir. 

Yeni Gelişmeler


ruskoca
   Dyatlov olayı ile ilgili dosya 1990 yılında medyaya açıldığında gurubun çektiği bir fotoğrafta tanımlanamayan bir kişi görülüyordu. Bu kişinin aslında Kocaayak adlı yaratık olduğu iddia edilmiştir. Fotoğrafın gerçek olduğunun kanıtlanması Kocaayak teorisini güçlendirmiştir. Hatta bu fotoğraf onun en güçlü kanıtı olarak sunulmaktadır. 

   Ocak 2016'da grubun öldüğü veya öldürüldükleri Dyatlov Geçidinde bir ceset daha bulundu. Bu ceset 50 yaşında bir erkeğe aitti. Bu cesedin nasıl öldüğü ve orada ne aradığı konusunda net bir bilgi yoktur.  

   Dyatlov Olayında grubun paniklediği hatta ilk bulunan ikilinin yaktıkları ateş dolayısıyla kısa süreli görme kaybı yaşadıklarına bakarak o gün gerçekten korkunç bir şeyler yaşandığı tartışılmaz bir gerçektir. Fakat tam olarak ne yaşandığı tüm gizemini şu gün bile korumaktadır.  

KONU DIŞI NOT: Arkadaşlar bu yayınlanan 200. yazımız! Şimdiye kadar yazılarımızı okuyan sizlere çok teşekkür ediyoruz. Yazmaya devam edeceğiz takipte kalın :)


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

5 Şubat 2017 Pazar

(Görev: Hakimiyet) Bölüm: 2 "Yeni Bir Umut"



    Yer altında savunma şehirleri kurma fikri 2114 yılında Dünya İnsan Birliği tarafından tartışılmış ve nitekim 2120 yılında ilk yer altı ağları kurulmuştu. 2154 yılında korkulan olunca yani robotlar arası ortak ağ olan RoboNet-X üzerindeki hakimiyet son bulunca insanlar yer altında savunmaya geçmişlerdi. Özellikle robot karşıtı örgütler büyük insan kıyımlarından çok önceleri savunma için hazırlanmışlardı. İşte Komutan Markov bu örgütlerde yıllarca görev yapmıştı. Şimdi ise Brüksel-7 merkezinde masanın başında kurmaylarıyla beraber düşünceliydi. Masanın diğer ucunda Jack vardı. Komutan Markov'un en güvendiği isimlerden birisiydi Jack ve her toplantıya katılırdı.

   -- Brüksel'deki son alışveriş merkezi de yok edildi demek. Artık evlerde bir şeyler arayacağız herhalde. Ama onları da aşamalı olarak yok ediyorlar. Kendi şehirlerini kuruyorlar. Fakat karamsar olmayın dostlarım. Viyana'dan güzel haberler geldi.

   Komutan Markov bu sözlerinden sonra ayağa kalktı ve önünde duran kapalı zarfı açtı. Zarftan bir fotoğraf çıkardı. Bu fotoğrafı masanın ortasına attı. Niyeti herkesin görmesiydi. Masanın başındakiler fotoğrafa bakarken o konuşmaya başladı:

   -- Profesör Franz Hoffmann. Yıllarca RoboNet-X ağı için yönetici konumunda çalıştı. Bildiğiniz üzere robotlar bu ağ için çalışan herkesi öldürmüştü. Yani onlar hatta biz bile böyle biliyorduk. Fakat Profesör Hoffmann yaşıyormuş. Viyana'daki direniş merkezinden bu yönde bilgi geldi. 

   Masanın başındakiler bu habere sevinmişti. Eğer profesör gerçekten yaşıyorsa bu bir umut demekti hem de çok büyük umut. Sonuçta ağı biliyordu ve mutlaka ağın zayıf noktalarından da haberi vardı. Jack ise sevinç karşısında daha ihtiyatlıydı. Ortada garip bir durum seziyordu. Profesör bu zamana kadar nasıl yaşamıştı? Şimdiye kadar nasıl fark edilmemişti? Jack bunları düşünürken Komutan Markov ciddi bir yüz ifadesiyle konuşmasına devam etti:

   -- Ciddi bir sorunumuz var dostlarım. Evet profesör yaşıyor ancak yer altında değil. Yer üstünde! Nasıl başardığını bilmiyoruz. Ama gelen bilgilere göre yer üstüne çıkan gruplardan birisi rapor etmiş bunu. Grupta profesörü tanıyanlar varmış ve onu görmüşler. Yerini tespit ettik. Onu mutlaka yer altına getirmeliyiz. En azıyla robotlar fark etmeden bunu yapmalıyız.

   Az önceki sevinç yerini derin düşüncelere bırakmıştı. Komutan Markov'un gözü şimdi Jack'deydi. Jack profesörün alınması işinin kendisine verileceğini anlamıştı. Aslına bakılırsa o alışveriş merkezinden çıkıp buraya gelmeleri bir başarıydı ve direniş tarafından takdirle karşılanmıştı. Bu durum görevin kendilerine verilmesini anlamlı kılıyordu. Komutan Markov bir süre daha sustuktan sonra gözlerini Jack'den ayırmadan konuşmaya başladı:

   -- Dostlarım yakında Avrupa robot ordusu Brüksel yer altı şehirlerimize saldıracak. Bu yönde ciddi istihbaratlar var. Tahliye kararını verdik. Sivilleri aşamalı olarak Köln-3 ve Nürnberg-2 merkezlerine aktarıyoruz. Fakat ben ve birliğim burada kalıp elimizdekilerle savaşacağız. Böylece Jack'e ve dolayısıyla Profesöre zaman kazandırmış olacağız.

   Şimdi masadaki tüm gözler Jack'deydi. Jack tereddüt dahi etmeden Profesörü sağ salim alacaklarını söyledi. Komutan Markov gururla baktı. Artık Brüksel-7'deki son toplantının bitme vakti gelmişti. Komutan Markov bunun farkına vararak son sözlerini söyledi:

   -- Dostlarım  robot ordusu adım adım ilerliyor. Bildiğiniz gibi son 3 yıldır sırasıyla Amerika, Avustralya ve Uzak Doğu direnişleriyle bağlantımız koptu. Bu durumun ne kadar kötüye gittiğini gösteriyor. Fakat Profesör sayesinde direnişimizin kaderi değişebilir. Bunun için elimizden geleni yapalım. Direnişimiz adına hepinize şans diliyorum.

   Toplantı bitmişti. Kurmaylar tek tek kalktı ve odayı boşaltmaya başladılar. En son Jack çıkarken Komutan Markov ile göz göze geldi. Komutan Markov'un bakışı asla unutulmayacak umut dolu bir bakıştı. Kaç yıldır birlikte çalışıyorlardı. Fakat Jack ilk defa onu bu kadar umutlu görmüştü. Jack'i kapının hemen ardında Louise ve Abdullah bekliyordu. Merkezde bir karmaşa hakimdi. Siviller tahliye ediliyordu. Louise ve Abdullah ise olanlara anlam veremiyordu. Bundan dolayı Jack yanlarına geldiğinde açıklama yapmasını beklediler. Fakat Jack açıklama yapana kadar yanlarına direnişçi bir asker geldi ve konuşmaya başladı:

   -- Yola çıkmak için sizi bekliyoruz efendim!

   Loise ve Abdullah aynı anda nereye diye sordular. Jack ise biraz da gülümseyerek cevap verdi:

   -- Viyana'ya. Direnişin kaderini değiştirmeye!...


                                              Bölüm: 3 "DeaX Projesi" 


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

4 Şubat 2017 Cumartesi

Türk Filmlerinin Unutulmaz 5 Çocuk Karakteri


   Yabancı filmlerin unutulmaz 5 çocuk karakterini yazdık da bizimkileri yazmasak olur mu? Tabii ki olmaz. Aslında baktığımızda böyle bir liste oluşturmak gerçekten zor. Nitekim özellikle Yeşilçam filmlerinde çocuk karakterler oldukça fazla ve itiraf etmeliyim ki çoğu da bu listeye girmeyi hak ediyor. Fakat malum elimizde 5 kişilik kadro var. Birazdan yazacağım karakterler benim için yeri ayrı olan ve sizin içinde öyle olduğuna inandığım karakterlerdir. Lafı fazla uzatmadan listemize geçelim:

5. Deniz ( Babam ve Oğlum )

babamveoglum

   Yeşilçam falan dedik ama listeye daha yakın bir zamanda çekilmiş filmle başlıyoruz. Haydi hayırlısı. 2005 yılında vizyona giren Babam ve Oğlum filmi hangimizi ağlatmadı ki? Çağan Irmak imzalı bu filmin unutulmaz çocuk karakteri Deniz, hem şanssız hem de şanslı hayatıyla gönlümüzde yer edinmiştir. Şanssız çünkü annesiz büyümüş, babası hasta bir çocuktur. Şanslıdır çünkü geniş hayal gücü vardır ve büyük sıcak bir ailenin yanına gelmiştir. Deniz'in özellikle attan ürküp dedesiyle yakınlaşması hepimiz için manidardır. Yine filmin sonundaki o babaya veda sahnesi... Bu arada Deniz karakterini Ege Tanman canlandırmıştır. 

4. Güllüşah ( İbo ile Güllüşah )

güllüşah

   Efsane Kemal Sunal filmlerinden birisinin unutulmaz karakteridir Güllüşah. Zengin ailenin şımarık kızı olur yargısını tersine çeviren cesur bir çocuktur. İbo'nun yakın dostudur aynı zamanda. Onunla aynı yola baş koyar. İbo sevdiğine kavuşacaktır başka çıkarı yok. Bunun için iki kafadar planlar kurar ve başarıya ulaşır. Güllüşah karakteri Yeşilçam filmlerinde nadir olarak gördüğümüz kız çocuk karakterlerinin en güçlüsüdür bana göre. Tabii bir de Garip filmindeki Fatoş var. Güllüşah karakterine can veren isim Gülşah Soydan'dır. 

3. Kahraman ( Canım Kardeşim )

kahraman

   Yakın zamanda unutulmaz film sahneleri adlı yazımda Kahraman'ın hikayesinden ufak bahsetmiştim. Kahraman gerçekten çoğumuzun aklına kazınmış bir çocuk karakterdir. Onun bir eşek ile dostluk kuracak kadar saf kalbine ölüm hiç yakışmadı. Belki de film bu kısmıyla da mesaj veriyor bize. Saflık bu dünyadan göçüp gitti mesajı bu. Öldükten sonra bilyelerini arkadaşına verecek kadar cömert olan Kahraman, arkasında sadece gözü yaşlı iki abi bırakmadı. O filmi izleyen milyonlarcasının gözünden yaş olup damladı. 

2. Fatma ( Öksüzler )

öksüzlerfatma

    Öksüzler filmi bana göre Sezercik karakterinin en iyi filmidir. Neyse konu  Sezercik değil. Konumuz 1973 yapımı Öksüzler filminde Sezercik ile bulundukları çeteden bebek kaçıran Fatma. Ne koca yüreği vardı şu kızın değil mi? Yaşına başına bakmadan bebeği bağrına basmış ona annelik yapmaya çalışmıştı. Halbuki kendisi anne sevgisinden mahrum kalmıştı. Sonradan baktığı bebek kendisine de şans olup sokaklardan kurtuluyor ya işte filmde en çok sevindiğim sahne orasıydı. Fatma küçücük bedenindeki büyük kalbiyle unutulmazlar arasında.



1. Barış ( Uçurtmayı Vurmasınlar )

ucurtmabarıs

   Ödüllere doymayan 1989 yapımı Uçurtmayı Vurmasınlar filminin küçük Barış'ını hangimiz unutabiliriz ki? Parmaklıklar arkasında, soğuk duvarların dibinde geçen içimizi ısıtan bir dostluktur İnci ile Barış'ın dostluğu. Küçük Barış çok sever İnci ablasını. Anlam veremediği yaşamında onu heyecanlandıran uzaklarda gökyüzünde görünen uçurtmalardır. İnci ablasıyla seyre dalar bunları. Sonra bir gün sevdiği İnci ablası gidince kendisine söz verir. Uçurtma uçuracaktır uzaklardan ve küçük Barış'ı selamlayacaktır böylece. Küçük Barış umutlar aşılayan bir çocuk krakter olarak unutulmazlar arasındadır.   

Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

2 Şubat 2017 Perşembe

Yabancı Filmlerin Unutulmaz 5 Çocuk Karakteri

unutulmazcocuklar

   Oyunculuğun yaşı olmaz. Sinema sektöründe bu altın kural ile yıllarca filmler çekildi. Bu filmlerde çocuk karakterler ön plana çıktı. Ancak bazı çocuk karakterler vardı ki içimize işledi. İşte bu yazımda bana göre unutulmazlar arasına girmeyi başarmış 5 çocuk karakterini yazmak istedim. Tabii tekrardan belirteyim yabancı filmleri baz alarak bu listeyi oluşturdum. İşte hikayeleriyle efsaneleşmeyi başarmış o çocuk karakterler:

5. Kevin McCallister ( Evde Tek Başına )

evdetekbasına

   Türk televizyon kanallarında özellikle yılbaşı zamanında gösterilen Evde Tek Başına film serisinin çocuk karakteridir kendisi. Karaktere hayat veren Macaulay Culkin daha sonraları kariyerinde kötüye gidiş yaşamıştır. Fakat bu kötü gidişe rağmen canlandırdığı afacan Kevin, çocuk karakterler içinde efsaneleşmiş durumda. Kevin ailesi tarafından hep evde unutulan ve evi soymak isteyen hırsızlarla komik dediğimiz bir dizi mücadeleye girişen bir çocuk. Hepimizin bu filmi izledikten sonra Kevin gibi bir günde olsa evde tek başına yaşamak istememiz karakterin başarısını gösteren başka bir durum. Kevin McCallister unutulmaz çocuk karakterler arasında 5. sırada.

4. Bebek Bink ( Bebek Firarda )

bebekfirarda

   Bebek Firarda filmi denildiğinde akla hemen o şirin mi şirin Bebek Bink gelir. 1994 Yapımı bu filmle ilgili ilginç bir bilgi de Bebek Bink'i ikiz Worton'ların canlandırmış olması. Yani filmde gördüğümüz bebek aslında dönüşümlü olarak ikizler tarafından canlandırılmış. Bebek Bink kayıplara karışarak komik bir o kadar da maceralı bir olaya sürükleniyor. O bebek haliyle peşindeki suçlulara dünyayı  dar ediyor. Hepimizin şirinliği ile hatırladığı Bebek Bink listemizin 4. sırasında.

3. David ( Yapay Zeka)

daviddd

   2001 Yapımı Yapay Zeka filminin ana karakteri David aslında bir çocuk robot. Fakat onu unutulmaz kılan bu özelliği değil. Onu unutulmaz kılan insan olabilmek adına giriştiği mücadele. İnsan olmak istiyor çünkü onu alan ailede annesinin kendisini sevmesini istiyor. Annesinin onu robot olduğu için sevmediğini düşünüyor. Film boyunca giriştiği mücadele ve aslında imkansızın peşinden koşması kalbimize dokunuyor. Robot çocuk David listemizde 3. sırada. 

2. Hermione Granger ( Harry Potter: Felsefe Taşı )

emmahermione

   2001 Yılında hayatımıza giren ve devrim yaratan Harry Potter film serisinin çalışkan kızı Hermione, listemizin 2. sırasında. Evet kabul ediyorum biraz ona torpil geçtim fakat Emma Watson'ın yükselişinde mihenk taşı olan bu karakteri yazamasaydım olmazdı. Felsefe Taşı filmi vizyona girdiğinde Hermione karakteri hem sinir bozucu hem de zeki tarafıyla akıllara kazındı. Seri ile büyüyen bu karakter daha sonraları kritik yerlerde Harry'nin en önemli arkadaşı olarak yardımlarını esirgemedi. Öyle veya böyle Hermione ki burada Felsefe Taşı filmini baz alarak konuşuyorum unutulmaz çocuk karakterler arasında.

1. Mathilda ( Leon: Sevginin Gücü )

mathildaleon

   Evet geldik listemizin birinci sırasına ki burada gerçekten unutulmaz bir karakter var. Hemen öncelikle şu tartışmayı bitirelim artık. Mathilda Leon'a bizim sandığımız gibi aşık değildi. Sadece kendisine ilk defa iyi davranan birisi vardı karşısında ve ona çok büyük sevgi besliyordu. Kendisi buna aşk diyebilir. Çocuktur der. Neyse Mathilda, buram buram dram kokan hayatıyla süt içen bir kiralık katilin yanında adım adım büyüyor. Leon büyük adam. Sıradan bir kiralık katil değil. Öyle olsaydı Mathilda'nın gözünün yaşına bakmazdı zaten. Ama o da yalnız ve sevgiye aç. İşte birbirini tamamlayıp büyüyen iki karakter. Mathilda'nın olgunlaşan yüreği yeni acılara gebe kalırken özellikle son sahneyi gözlerimizden yaş akarcasına izliyoruz. Sahi Leon'un bitkisi şimdi ne durumdadır acaba. Bu arada Mathilda karakterini canlandıran isim Natalie Portman.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

1 Şubat 2017 Çarşamba

(Görev : Hakimiyet) Bölüm: 1 "Direniş"


   - Çok yaklaştılar. Buradan derhal çıkmalıyız!

   Loise bunları söylerken Jack ellerinde ne kadar mühimmat olduğunu hesaplamaya çalışıyordu. Yetersizdi. Yanlarına çok az yedek mermi almışlardı. Birkaç tane de el bombası vardı. Zaten böyle bir baskını beklemiyorlardı. Alışveriş merkezine girip bulabildiklerini alıp yer altına geri döneceklerdi. Tam da geri dönecekleri aşamada baskın gerçekleşmişti. Bir düzine Avrupa ordusuna ait CH-7000 çıkmıştı karşılarına. Bunlar yeni nesil robot askerlerdendi. Gelişmiş lazer silahları ve gerçekten inanılmaz derecede organize hareketleriyle karşısındaki her türden canlıyı imha ediyorlardı. Tek başlarına zayıf gibi görünseler de bir araya geldiklerinde yenilmez oluyorlardı. 

   Jack karar vermek durumundaydı. Nitekim CH-7000'lerin ölümcül ateşi başlamıştı. Robot askerler alışveriş merkezine batı kapısından giriş yapmışlardı. Loise ve Abdullah derhal savunma pozisyonuna geçti. Jack'in aklında ise güney kapısı vardı. Oradan çıkıp açtıkları tünele ulaşabilirlerdi. Fakat bunun için ikinci kattan aşağıya ölmeden inip sonra robot askerlerin önünden geçmeleri lazımdı. Birden kafasında şimşek çaktı. Bir arada durmaları düşmana avantaj sağlıyordu. Derhal dağılıp robotları bölmek gerekiyordu. Tepelerinde duvarlar parçalanırken yüksek sesle konuşmaya başladı:

  - Ayrılıyoruz. Güney kapısından çıkacağız. Abdullah acil çıkış sende. Sakın en alta inme oralar tutulmuştur güney kapısından çıkacağız unutma... 

    Jack'in konuşması büyük bir gürültüyle bölündü. Yakındaki mağazada patlama olmuştu. Anlaşılan lazerlerden birisi içerideki patlayıcı bir nesneye denk gelmişti. Jack patlamanın gürültüsü yok olduktan sonra konuşmasına devam etti:

   -  Loise ikinci merdivenler sende yalnız dikkatli ol. Haydi.

   Loise ve Abdullah uzaklaşırken Jack ateş ederek robotların yığıldığı merdivene doğru koştu. Bir süre sonra robotların bölündüğünü gördü. İleriden silah sesleri geliyordu. Karşısında sadece 4 robot asker kalmıştı. Karşısındaki robot teknolojisini çok iyi bilen Jack, onların ana mekanizmalarının sol omuzlarında olduğunu da biliyordu. Şimdi hemen önünde duran ve kendisini arayan robot askerin sol omzuna nişan alıyordu. Hızlı hareket etmek zorundaydı. En fazla 5 kurşun. Sonra koş, çök ve nişan al. İlk kurşun isabet ettiğinde robot asker afalladı. Dengesini yitirmişcesine etrafa ateş etmeye başladı. İkinci ve nihayet üçüncü kurşunda sol omuz kısmında ufak bir patlama oldu. Şimdi yerdeydi. Diğer robotlar ateş edilen tarafa doğru ateş ederek ilerliyorlardı. Jack çoktan oradan uzaklaşmıştı. 

   Bu esnada Loıse, robotlar ikinci merdivene gelene kadar çoktan aşağı kata inmiş ve güney kapısına doğru ilerlemeye başlamıştı. Onunla birlikte robot askerlerden birisi taktiğin farkına varmış olacak ki güney kapısına doğru yöneldi. Tam o sırada ikinci merdiven patlatıldı. Bu geç kalınmış bir hamleydi. Güney kapısına giden asker merdiven patlayınca bir an durakladı. Bu duraklamadan yararlanmak isteyen ve peşinde 4 robot asker daha olan Abdullah, hızla acil çıkışın oradan ateş etmeye başladı. Loise'de geri dönüp ona destek verdi. Robot asker yere yığılmıştı. Fakat hala kendilerine ateş eden başka robot askerler vardı. Bu durumda çatışmaya devam etmek anlamsızdı. Derhal kapıya doğru koşmaya başladılar. 

    Jack ileride yaşanan çatışmayı görmüştü. Fakat yerinden kalkmadı. Kendisini arayan robot askerlerin oraya doğru gitmesini bekledi. Şimdi güney kapısına yığılacaklardı. Onlardan hızlı hareket edip oraya ulaşmalıydı. Yanındaki el bombasına baktı. El bombasının pimini çekip elinde sıkıca tutarak kapıya doğru koşmaya başladı. Bu koşuşunu robot askerler fark etti. Ona doğru ateş etmeye başladılar. Sonra Jack el bombasını kendisinin tersi bir yöne fırlattı. Niyeti robot askerlerin bir anda olsa hedef şaşırmalarıydı. Nitekim isteği oldu. Robot askerler patlamadan korunmak uğruna durunca bu boşluğu kullanan Jack kapıya ulaşıp ötekilerin yanına geldi. Abdullah ve Loise kapıda savunmaya geçmişlerdi. Jack gelince beklemeden dışarıya fırladılar.

   Onlar dışarıya fırladıkları anda tepelerinden bir Uçan Ölüm geçti. Onlar robotların üstün teknolojili roketli Dronlarına bu ismi vermişti. Uçan Ölüm roketlerini alışveriş merkezine fırlattığında hala içeride robot askerler vardı. Patlama ile bina çöktü. Jack ve ekibi ise patlama ile kendilerini yere attılar. Bekleyecekleri zaman değildi. Hala peşlerinde birkaç robot asker vardı ve ateş ediyorlardı. Derhal ayaklanıp tünele doğru koşmaya başladılar. Tünele geldiklerinde Jack ellerinde kalan el bombaları ile tünelin girişini patlatmaya karar verdi. Patlama tam da peşlerindeki robot askerler tünele ulaştığında gerçekleşti. Ve onların bazı parçaları havaya uçtu.

   Jack ve ekibi kısa süre sonra buraların Uçan Ölüm tarafından patlatılacağını biliyordu. Hızla büyük yer altı ağına girip Brüksel-7 merkezine ulaşmak zorundaydılar. Sırtlarında alışveriş merkezinde buldukları işe yarar eşyaların dolu olduğu çantalarıyla yola koyuldular. Bu eşyalar direniş içindi. Direniş ise her yerdeydi. Daha doğrusu yer altında!... 



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.