27 Ağustos 2017 Pazar

İdrardan Elektrik ve Şarj Üretmek

şarj-elektrik-idrar

    İnsanoğlu enerji üretimi konusunda her zaman alternatif arayışlarda bulunmuştur. Bu arayışlar çerçevesinde elektrik üretimi konusunda da farklı kaynaklar her zaman denenmiştir. Birazdan yazacağımız son başarılı deneme bizleri şaşırtacak düzeyde. Bu başarılı girişim bilimin ve teknolojinin ne kadar ileri gidebileceğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

İdrardan Elektrik ve Şarj Üreten Cihazlar Yapıldı

    İngiltere'nin Bristol kentinde bilim insanları idrar ile çalışan iki cihaz üretmiş. Bu cihazlardan birisi idrar sayesinde elektrik üretirken diğeri şarj üretiyormuş. Şimdilik üretim kapasiteleri düşük miktarda olsa da bu kapasiteyi artırmak için çalışmalar yapılıyormuş. Cihazların içinde bulunan mikroorganizmalar şarj ve elektrik üretimini sağlıyormuş. Bu mikroorganizmalar idrarın içindeki bakteriler ile beslenip üretimi gerçekleştiriyormuş. Ne muhteşem değil mi?

    Bu gelişme bizlere 1995 yapımı Su Dünyası adlı bilimkurgu filmini hatırlattı. O filmde de denizci abimiz ufak teknesinde idrarını arıtıp temiz bir su elde ediyordu. Evet belki aynı bir gelişme değil fakat daha da iyisi. Bakalım ileride daha neler göreceğiz.



Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Türk Televizyonlarının En Acayip 2 Dizi-Filmi

isler-acayip


    Çoğumuz ekranlarda hep aynı şeyleri görmekten bıkmadık mı? Bu bir gerçek. Çoğumuz ekranlarda farklı işler görmek istiyoruz. Aslında sadece izleyiciler değil ekranın öteki tarafındakilerde yani bazı yapımcılarda farklı işler yapmak istiyor. Şu gün olmasa da geçmişte bu türden girişimler gördük. İşte bu girişimlerden en akılda kalan iki adet dizi-filmi bu yazımızda tanıtmak istedik. Belki içinizde farklı işler arayan fakat bu iki dizi-filmden haberdar olmayanlar vardır. Haberdar edelim istedik.

1. Kabuslar Evi (2006)

evi-kabus

    Evet bu ülkede 2006 yılında korku-gerilim türünde bir dizi film yapıldı. Hem de çoğumuzun yakından tanıdığı bir isim tarafından. Çoğumuz onu "Babam ve Oğlum" filmi ile tanısak da o farklı işleriyle de dikkat çekiyor. Evet Çağan Irmak'tan söz ediyoruz. Kabuslar Evi adlı dizi-film Çağan Irmak'ın Türk televizyonu için yaptığı farklı bir işti. Bu dizi-filmde her hafta farklı bir hikaye işleniyordu. Fakat bu hikayelerin ana mekanı gizemli bir konaktı. Bu konak kiralık bir konaktı ve her kim gelirse gerilimi bol bir hikaye yaşanıyordu. Kabuslar Evi adlı bu dizi-filmde çok sayıda ünlü oyuncu rol almıştı. Çetin Tekindor, Hümeyra, Fikret Kuşkan, Levent Üzümcü, Okan Yalabık, Hülya Koçyiğit bu ünlü isimlerden bazıları. Bize göre televizyonlarımızda farklı bir iş görmek isteyenler geçmişte yayınlanmış bu dizi-filmi izlemeli.

2. Acayip Hikayeler (2012)

hikayeler-acayip

    İsminden de anlaşılacağı üzere gerçekten acayip bir işti. İçerisinde sadece korku-gerilim yoktu aynı zamanda fantastik bir tarafı da vardı. Yine Kabuslar Evi gibi her bölümünde ayrı bir hikaye işlenmişti. Galip Tekin imzalı "Acayip Hikayeler"in sunucusu ise acayip sanatçı Hayko Cepkin'di. Yine Kabuslar Evi gibi çok sayıda ünlü oyuncu bölümlerinde rol almıştı. Haluk Bilginer, Şevval Sam, İdil Fırat, Altan Erkekli, Tamer Karadağlı, Özlem Tekin bu ünlü isimlerden bazıları. Gerçekten farklı bir havası olan fakat ne yazık ki ekranda fazla tutunamayan bu iş izlenmeye değer. Mutlaka bir bakın deriz. 


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

22 Ağustos 2017 Salı

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.

20 Ağustos 2017 Pazar

Rendlesham Ormanı Olayı

olay-rendlesham

    Dünya dışı canlılar var mı? Belki de çoğumuzun aklına defalarca gelen bu soru tam anlamıyla hala cevabını bulmuş değil. Bilim insanları dünya dışı varlıklar konusunda çalışmalarını elbette yürütüyorlar. Fakat ya onlar da bizi arıyorlarsa ve belki de bizi bulmuşlarsa... Dünya üzerinde yaşanan bazı gizemli olaylar dünya dışı varlıkların dünyamızı ziyareti noktasında kafalarda soru işaretleri doğuruyor. İşte Rendlesham ormanında gerçekleşen gizemli olay da dünya dışı varlıkların ziyareti noktasında şüphe uyandırıyor. 

Ormandan Gelen Gizemli Işıklar

    1980'de Noel ve Yılbaşı arasında kalan haftada memur James Penniston görevdeydi. Görev alanı Rendlesham Ormanını da kapsıyordu. Bir gece bu ormandan gizemli güçlü ışıkların geldiğini fark etti. Hemen üstlerine haber verdi. Memur James ve gelen ekip bunun bir uçak kazası olduğunu düşünüyordu. Fakat kendilerine bu tarzda bir haber gelmemişti. Yaklaşık 80 kişilik ekip hızla ışıkların geldiği yöne ilerlediler. Biraz sonra görecekleri manzara hayatları boyunca unutamayacakları bir manzaraydı.

ufo-ofu    Işıkların kaynağı ne bir uçak ne de farklı insan yapımı bir araçtı. Gelen gizemli ışıkların kaynağı üç ayaklı daha önceleri hiç görmedikleri bir araçtı. Memurlar ilk şaşkınlıklarını attıktan sonra derhal görevlerini yapmaya başladılar. Bu olayla ilgili resmi bir rapor hazırladılar. Rapora göre bu cismin yanında telsizler çalışmıyordu ve havada sanki elektrikler çarpışıyordu. Memurlar raporu hazırladıktan kısa bir süre sonra cisimdeki ışıklar yoğunlaşmaya başladı. Ve gizemli cisim yavaşça havalandı. İnanılmaz bir hızla gözden kayboldu.

Sonrası Gizlilik

    Rendlesham Ormanında gerçekleşen bu gizemli olaya yaklaşık 80 kişi şahit olmuştu. Fakat daha sonra olay daha üst makamlardan duyulunca bu kişilere susmaları yönünde uyarılar verildi. Bu konudaki soruşturmanın gizlilik içinde yürütülmesi kararı alındı. O gece tutulan resmi rapor ise bu gizlilik çerçevesinde herhangi bir medya ile paylaşılmadı. 

    Rendlesham Ormanında gerçekleşen olayda belki de bizi dünya dışı varlıklar ziyaret etmişti. Belki de görülen cisim bir devletin gizlice ürettiği farklı bir askeri araçtı. Bunlar bir tarafa gerçekten o gece esrarengiz bir olay gerçekleşmişti. Şu gün bile sırrı çözülemeyen gizemli olay...


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

15 Ağustos 2017 Salı

Dertlerden Kurtulup Başarıya Ulaşmanın Yolları

ulasmakbasari

Not: Yazıyı okurken dinlemek isterseniz buyurunuz efendim: :)


   Şimdi değerli okurlarıma hayattaki zorluklardan kurtulmanın ve başarıya ulaşmanın reçetesini vereceğim. Kesin çözüm kesinlikle bunları yaptığınızda her şey bitecek.  Bu zamana kadar bizi yoran insanlara, sorunlara hepsine kocaman bir  elveda diyoruz... Şaşırtıcı dimi bu kadar kolay çözüme ulaşmak...Aradığımız huzura ulaşabileceğiz sonunda...Başarı artık kapınızda...

basamakklar

   Şimdi sizlere aşama aşama sayacağım lütfen her gün bunları yapın. Evet şimdi muhteşem reçete karşınızda!!!!

  •  Güne mutlu uyanın. Nasıl yapacaksınız orasını da siz bulun canım.
  • Aynada kendinize bakın ve gülümseyin. Kocaman ama lütfen...
  • Her zaman pozitif olun . Hayatınız berbat halde olsa bile siz pozitif olun canım ne var sanki...
  • Ne iş yapıyorsanız mükemmel bir istekle yapın. ASLA YORULMAMALISINIZ!!!!!!
  • Her zaman mutlu olun.
  • Etrafınıza neşe saçın.
  • Gittiğiniz ortamı hareketlendirin.
  • İletişim becerilerinizi doğru yönde kullanın.
  • Her türlü fırsatı kullanın.
  • ŞAANNANANANA
  • JASKAJSAJOI
  • MSDKJSADLKASOP
  • ÖMDSKLDKEPO
   Geçenlerde dinlediğim bir seminerde konuşmacının anlattıkları işte bunlardı. Bu sayede nasıl başarılı olabileceğimizi ve sorunlarımızdan kurtulacağımızı anlatıyordu. Hayatımızı nasıl planlamamız hakkında uzun uzun nutuklar çekti. Modern insan böyle olmalı çünkü... Popüler kültür bunları emrediyor. 

   Yok öyle bir dünya kardeşim!

   Hadi şimdi biraz gerçekçi olalım.Bu şekilde her anımızı kurgulayarak, robot gibi yaşama imkanımız var mı? Gerçekten yapabilir miyiz? Aranızda sürekli pozitif olabilecek olan var mı? Nasıl olsun ki zaten hepimizin farklı hayatları var. Her hayatın kendi içerisinde farklı dinamikleri var. Gün içerisinde moralimizi bozabilecek o kadar çok olay yaşıyoruz ki... Tüm bunların arasında nasıl sürekli pozitif kalabiliriz.Hep ileriye nasıl bakabiliriz geçmişin gölgesi her an bizi takip ederken.

   Bir sürü sorunla boğuşan hayatlarımızı kahkahaların arkasında sürekli saklayabilir miyiz? Bir yerde ortaya çıkmaz mı ? İnsanın acılarını bu kadar gizlemesinin mümkün olabileceğine inanmıyorum ben. Başkaları bilmese de siz bilirsiniz. İçinizde bir ses sizi takip eder ve acılarınızı kulağınıza fısıldar. Eğer sürekli hayatınızda rol yaparsanız elbette ki olabilir. Ama nereye kadar böyle gidebilir.

 Her zaman olumlu olamayabiliriz. Her fırsatı kullanamayabilirsiniz. Her an iyi iletişim kuramayabilirsiniz. Deneseniz de işler yolunda gitmeyebilir. Acı çekebilirsiniz. Mutlu  olabilirsiniz. Birini sevebilirsiniz, belki aşık da olabilirsiniz.Sevdiğini kişi sizi sevebilir, sevmeye de bilir.Kahkahada atabilirsiniz,  ağlaya da bilirsiniz.... Yorulup dinlene de bilirsiniz. İşler yolunda gitmeyebilir ya da yolunda da olabilir.. İnsan olmak böyledir aslında biraz sancılı bir süreç. Hatalarımızla kol kola öğrenerek ilerliyoruz.Her yeni günde değişerek, karanlıkta el yordamıyla ilerlemeye çalışıyoruz.
degistirr
   Seminerden çıktıktan sonra kendi kendime modern hayatın bize dayattığı bu otomatik insandan olmak istemiyorum ben dedim. Popüler köle haline gelmemeliyim. Daha başarılı daha mükemmel ama da az insan olmak istemiyorum. 

    Hata yapmaya ihtiyacımız var sonrada doğruyu bulmaya... Geçmişte yaşananlar canımızı sıkabilir ama yinede geçmişte yaşamamalıyız. Yaşadığımız anın farkına varmalıyız. Ve en önemlisi kendimize inanmalıyız . Laf olsun diye söylemiyorum gerçekten kendimize inanmaya ihtiyacımız var... Sürekli denemeliyiz. olmayabilir olsun ucunda ölüm yok ya. Olana kadar deneyelim. Çabayla elde ettiğimiz her şey bizi mutlu eder zaten. Modern hayatın sahip olduğunuz insani değerleri alıp götürmesine izin vermeyin.

   Bir fikir ve bir an dünyayı değiştirebilir. Daha çok okumalı ve yeni yerler görmek için çalışmalıyız. Acılarıyla, mutluluklarıyla yaşayan bir insan olmalıyız. Belki yaşadığımız sorunlardan kurtulamayabiliriz ama baş etmeyi öğrenebiliriz.  Çevrenizdeki insanlar sürekli başarılı hayatın yolunu size göstermeye çalışsa da siz kendi yolunuzu bulmaya çalışın. 

           Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.



13 Ağustos 2017 Pazar

Televizyon İzleyicileri İçin Dev Arşiv

arsiv-trt

    Türkiye'de televizyon adına ilk çalışmalar 1960'lı yıllarda başlamıştır. Bu çalışmalar sonucunda 31 Ocak 1968 tarihinde TRT yayın hayatına başlamıştır. TRT kanalı Türkiye için bir dönüm noktasıdır. Nitekim o sadece sıradan bir televizyon kanalı değildir. O aynı zamanda tarihin bir tanığıdır. İşte TRT bu tanıklığı gözler önüne sermek için ve bir bakıma bizi geçmişle yeniden buluşturmak için arşivini tüm herkese açtı.

Nasıl Ulaşırım? İçinde Ne Var?

    Arşiv deyince gözünüz hemen korkmasın. Gidip de bir yerlerden izin alıp TRT size istediğiniz kaseti tozlu raflardan vermiyor. Giriyorsunuz internete yazıyorsunuz www.trtarsiv.com diye adres çubuğuna ve koca arşiv geliyor önünüze. İşte bu kadar basit. Peki bu arşivin içinde neler var? Aslında neler yok ki?

    TRT arşiv sitesinde sadece yayın hayatına başladıktan sonraki videolar yok. 1919 Tarihinden başlayan bir video arşivi var. Siteye girdikten sonra sarı menüdeki Zaman kısmına tıklayarak videoları tarihsel bir sırada görebilirsiniz. Bunların dışında eski TRT haberleri olsun dizileri olsun programları olsun hep bu sitede mevcut. Kesinlikle televizyon izleyicilerinin bir kere de olsa göz atması gereken muhteşem bir yer bizce. Tavsiye ediyoruz.


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

10 Ağustos 2017 Perşembe

Yerli Mini Diziler Çoğalıyor

börü-cember

    Çok çok uzun süreleri ve hep aynı konuları işlemesi sebebiyle yerli dizilerimiz eski çekiciliğini yavaş yavaş kaybediyor. Gençlerimiz artık internetin daha da fazla yaygınlaşması ile normal olarak yabancı dizilere yöneliyor. Çünkü onlar daha kısa ve konuları daha yaratıcı. Birileri bu gidişatı sonunda fark etmeye başladı. İlk olarak internet dizilerimiz olmaya başladı şimdi de ekranlarda mini dizilerimiz çoğalıyor. Bu yazımızda ekranlarımızda kendini hissettirmeye başlayan bu değişime değinmek istedik.

Çember ve Börü

    Aslında tek sezonluk "İçerde" dizisinin başarısını da katarsak izleyici artık daha kısa süren etkileyici dizilere yöneliyor diyebiliriz. Yani yavaş yavaş eski alışkanlıklar terk ediliyor gibi. İşte bu durumu fark eden yapımcılarımız bu yeni yönelime uygun işleri piyasaya sürmeye başladı. Bizce de çok iyi yaptılar. Aşağıda örneklerini verelim hemen.

    Kanıt dizisinin yapımcıları tarafından bu yaz sezonunda yeni yönelime uygun Çember dizisi çıkarıldı. Dizinin her bölümü en fazla bir buçuk saatti ve sadece 6 bölüm sürdü. Bir bakıma Türk usulü mini bir dizi diyebiliriz. Çember dizisi öyle kalitesiz bir iş de değildi. Gayet kaliteli her bölümü film tadında güzel bir işti. İçinizde Kanıt tarzı polisiye işleri seven varsa mutlaka izlesin deriz. 

tanitim-börü    Elbette Çember dışında başka girişimlerde var. Bu girişimlerden birisi de Börü dizisi. Dağ I ve Dağ II filmleriyle önemli bir başarıya imza atan Alper Çağlar bu sefer televizyona damga vurmaya hazırlanıyor. Televizyon için her bölümü 1'er saatten toplam 6 bölüm olacak Börü dizisini hazırladı. Dizi bu Eylül'de büyük ihtimalle Star Tv'de görücüye çıkacak. Ayrıca dizinin finalinin sinemada gösterilmesi gündemde. Yani Alper Çağlar yine farklı bir işe imza atmaya çalışıyor. 

    İşte bu tarz girişimlerle ekranlarımızın yakın bir zamanda dönüşüm geçirebileceğini görüyoruz. Özellikle yayınlanan mini dizilerin tutulmasıyla yapımcılar daha kısa ve etkileyici işlere dönüş yapabilirler. Aslında bu özümüze dönmek gibi bir şey olacak. Çünkü bundan 14-15 sene öncesinde dizilerimiz bu kadar uzun değildi ve daha etkileyiciydi. Neyse bu da ayrı bir yazının konusu olabilir.

Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

6 Ağustos 2017 Pazar

Robotlar İntihar Eder mi?

intihar-robot

    Garip bir soru farkındayız. Fakat robotları insanlara daha çok benzetmeye çalışmamız bu türden soruları da akıllara getirmiyor değil. Mesela onlara duyguları yüklemeyi başarsak bunlar yarın öbür gün aşk acısıymış falan filan intihara kalkışmaz mı? Bizce mümkün. Neyse gevezelik yapmayı bırakıp konumuza daha akıllıca odaklanalım. Geçtiğimiz günlerde bir haber gördük. ABD'de bir güvenlik robotu intihar etmiş. Önce bu olayı anlatalım daha sonra robotlar intihar eder mi ona değinelim.

Kendini Suya Attı!

intihar-robot2
    Amerika'da çoğu alışveriş merkezinde güvenlik robotları yavaş yavaş kullanılmaya başlanmış. İşte bu güvenlik robotlarından birisi olan Knightscope K5 sıcaktan mıdır yoksa farklı bir sebepten midir bilinmez kendisini bir anda süs havuzuna atmış. Tabii devreleri falan hep yanmış doğal olarak. Bu olay üzerine robotun etrafı hep görevliler tarafından sarılmış ve tıpkı intihar eden bir insanmış gibi çeşitli bulgular toplanmış. Robotun neden intihar ettiği ise halen bilinmiyor. Peki sebebi ne olabilir? Robotlar gerçekten intihar edebilir mi?

Bilim Kurgu mu Sistemsel Hatalar mı?

    Az önce yazdığımız olaydan sonra robotun neden kendini suya attığı konusunda farklı görüşler ortaya çıktı. Kimileri robotun gelecekte yaşanacak olumsuz durumları ön gördüğünü ve bu yüzden intihar ettiğini düşünüyor. Fazlaca Terminatör kokan bir yaklaşım bizce. Diğer taraftan robotun sistemsel bir hatadan dolayı suya atladığı fikri daha akla yatkın görünüyor. 

    Robotların bir insan gibi düşünmediklerini bildiğimizden onların insanlar gibi intihar etmeleri bizce zor. Daha çok robotların intiharı olarak adlandırabileceğimiz olaylar genellikle sistemsel hatalardan kaynaklanabilir. Onlar öyle programlanmadığı sürece kendilerine zarar verecek bir harekette bulunamazlar. Nitekim inisiyatif onların elinde değil. Tabii ileride daha farklı gelişmeler yaşanırsa, robotlar inisiyatif alabilirlerse orası ayrı. Ama şimdilik bir robotun kafamızdaki anlamıyla intihar etmesi olanaksız gibi bir şey.


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

3 Ağustos 2017 Perşembe

Aynadan Yansıyan Yüzler

yansıyan-aynada

Not: Yukarıdaki tablo Picasso'nun "Aynadaki  Kadın" adlı yapıtıdır

Üzerinde yaşadığımız dünyanın katmanları vardır; atmosfer, hidrosfer,litosfer, pirosfer, barisfer....

   Varlığımıza kaynak olan toprağın da  katmanları vardır. Yani üzerinde yaşadığımız evrenin derinlikleri var.İçine doğru ilerledikçe farklılaşıyor. Kendi içerisinde ayrışıyor. Özellikleri ortaya çıkıyor. Dünyada yaşayan tüm canlılardan farklı olan insan da aynı evren gibidir. Tanıdıkça farklılaşır, değişir ve derinleşir...

    Tüm bu düşüncelerin aklıma hücum etmesini sağlayan şey bir kitap... Aslında başka bir kitap alacaktım ama elimde olmadan Herman Hesse'nin Klein ve Wagner kitabını aldım o gün. Daha kitabı gördüğüm an kendime yakın hissetmiştim. Kitabı bitirdiğimde ana karakteri günlerce düşündüm. Aklımdan bir türlü çıkmıyordu. Wagner yani Klein benliğime işlemişti sanki... Günlerce gittiğim her yere Wagner'le birlikte gittim. Klein'le birlikte uyudum ve uyandım. Sonra bir anda nedenini fark ettim. 

    Bir zamanlar aynanın karşısına geçer aynada bana bakan yüzün kim olduğu hakkında saatlerce düşünürdüm. Ben kimdim ya da neydim? Niye içimde birden fazla insan varmış gibi hissediyordum. Ben gülerken bir başka ben neden üzülüyordu...  Sadece insan olmak istiyordum bir insan yalnızca... bir... İçime yığılmış benlerin varlığı iliklerime kadar beni rahatsız ediyordu.

    Eğer burada bu yazıyı okuyan okurlarımla dışarıda tanışsaydık ne demek istediğimi daha iyi anlardınız. Şu an için tanışma şansımız olmadığına göre biraz durumu açıklayayım. Hayatta pek çok insana göre şanslı biriyimdir. Pek başarısız olmadım işin aslı. Liseyi okul birincisi olarak bitirdim. Sonra istediğim üniversiteyi kazandım. Üniversiteyi de yüksek bir dereceyle bitirdim. Çevremdeki insanlar genel olarak bana güvenirler, saygı duyarlar ve başaracağıma inanırlar. Çok sevdiğim dostlarım, arkadaşlarım var. Yani kötü bir hayat yaşadım denemez. Neşeli ve canlı bir insanımdır. Uzun uzun sohbet etmekten hoşlanırım. Elimden geldiği kadarıyla gezip yeni yerler görmeyi severim.

    Tüm bunlara rağmen içimde bir yerlerde hep bir hüznü taşımışımdır. İçinde bulunduğum tüm mekanlara tam olarak ait olamıyormuşum gibi hissederim. Sanki derinlerimde biri sürekli kan ağlıyor. Tuhaf değil mi ben gülerken bir şey beni aşağıya çekiyor... Beni yerden yere vuruyor.

    Sonra bir de hakim olamadığım o koca öfkem. Bana sürekli yapmak istemediğim şeyleri söyleyen bir insan var gibi. Vur, kır  niye susuyorsun ki... O yüzden öfkeliyken pek konuşmam... Bana sahip olmaya çalışan öfkeme sahip olmalıyım.

    Yan yana içimde birçok benle birlikte yürüyordum. Klein'de içindeki Wagner'le birlikte yürüyordu... İçimdeki benler aslında benim katmanlarım...Onlar benim derinliklerim.. Beni ben yapan beni var eden şeyler. Bu durumu anlayamadığım zamanlarda sürekli iki yüzlüymüşüm gibi elimde olanlara şükretmeyen bencilin teki gibi hissederdim kendimi. Sonra bir gün kendimle tanıştım. Yanlış anlamışım kendimi aynaya yansıyan tüm yüzler birleşip beni oluşturuyor. Hepsi benden bir parça...

    Hepimizin içerisinde görünenden farklı insanlar var olabilir aslında bu ürkütücü bir durum veya yanlış bir şey değil. İnsan karışık bir yapıdadır aynı evren gibi. Zamanın kolları altında yaşarız ve sürekli değişiriz. Her değişimde içimizde bir parça kalır...Bu parçalar bizim derinliklerimizdir aslında
Hepsiyle birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz...Eğer kendinizle tanışma fırsatınız olmadıysa belki artık bir şans verebilirsiniz. Bedenimizi iyi tanısak da içinde yaşayan ruhu keşfetmemiş olabiliriz. Artık ertelemeden kendimizle tanışmalıyız. 


Not: Klein ve Wagner kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Zevkle okuyacağınız ve kendinizi düşünme fırsatı veren muhteşem bir kitap.

Yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.



2 Ağustos 2017 Çarşamba

Hayat Kurtaran Gizemli Ses

ses-gizemli

    Dünya üzerinde tahmin edeceğiniz üzere çok sayıda otomobil kazası gerçekleşmektedir. Bu kazaların çoğunda ne yazık ki insanlar hayatını kaybetmektedir. Hayatını kaybedenlerin dışında çok sayıda insanda bu kazalar sonucu kalıcı hasarlar meydana gelmektedir. Birazdan okuyacağınız gizemli olay en başta dünya üzerinde yaşanan bu türden sıradan bir kaza olayı olarak durabilir. Fakat kazadan sonra yaşananlar bu olayı sıradan bir kaza olayı olmaktan çıkarıyor.

Bir Anne Bir Bebek Bir Kaza

    Yıl 2015. 25 Yaşındaki Jennifer Groesbeck yanında daha yeni yürümeye başlamış 18 aylık kızı Lily ile eve dönüyordur. Jennifer, bir süre sonra arabayla bir nehrin yanından geçerken, arabanın hakimiyetini bir anda kaybeder. Çimento bariyerlerine çarpar ve nehre uçar. Araba fena haldedir. Bulundukları yer ise ıssız bir yerdir. Nitekim ancak 14 saat sonra bir balıkçı tarafından arabanın enkazı fark edilir.

    Balıkçı hemen görevlilere haber verir. Memur Tyler Beddoes, olay yerine geldiğinde hemen yanındaki adamlarıyla birlikte suya atlar. Suya atladıklarında ilginç bir olay gelişir. Suya atlayan adamlar aynı anda bir kadın sesi duyarlar. Bunun üzerine enkazda yaşayan olabileceğini düşünüp aceleyle arabayı kontrol ederler. İlk olarak Jennifer Groesbeck'e ulaşırlar. Fakat ne yazık ki kadın ölmüştür. Daha sonra adamlar bebeği fark ederler. Bebek Lily,  soğuk sudan uzak, tersine asılı bir şekilde duruyordur. Memur ve yanındakiler derhal onu çıkarırlar. Hemen hastaneye ulaştırırlar ve onun yaşamasını sağlarlar.

    O günden sonra memurlar gizemli sesin nereden geldiğini hep merak etmişlerdir. Bu gizemli sesin onları suya girip Lily'i kurtarma konusunda motive ettiğine inanmışlardır. Kim bilir belki de o gizemli ses hayatını kaybeden Jennifer'ın sesidir. Bebeğinin kurtulmasını belki de o sağlamıştır. Nereden bilebiliriz ki?


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.