İlginç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İlginç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2018 Salı

Dünyadaki En Güzel İntihar

intihar-güzel

    İntihar etmek güzel bir şey midir? Kesinlikle hayır. O halde konu başlığı neden en güzel intihar diyor? Okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız. Bu yazımızda ilginç ve gizemli bir intihar olayını ele alacağız. İnsanın hayatına son vermesi ne kadar hoş bir durum değilse birazdan yazacağımız olay da o derece garip. Haydi o zaman neymiş bu en güzel intihar bakalım.

Zorlu Yaşama Son Vermek 

    Evelyn Mchale 1923'te Kaliforniya'da 7 çocuklu bir ailede gözlerini dünyaya açmıştı. Ailenin babası Vincent bankacı olduğu için sık sık yer değiştirmek durumunda kalıyordu. Yani aile sürekli bir yerlere taşınıyordu. Ailenin annesi Helen bir süre sonra bu durumdan bıktı. Depresyonda olduğu bir süreçte Vincent ile boşanmak istedi ve sonuçta boşandılar. Mchale ve diğer 6 kardeşi babanın yanında yaşamaya başladı. Bir süre Washington'da kalan aile daha sonra New York'a taşınmışlardı.


    Evelyn Mchale bir süre başka eyaletlerde işler yapsa da sonraları yeniden New York'a gelmişti. Burada bir erkekle tanışmış ve ilişkileri ilerlemişti. Fakat genç yaşta bağlı olduğu annesinden ayrılması Mchale üzerinde psikolojik derin yaralar bırakmıştı. Bu yüzden sık sık depresyona giren Mchale 1947 yılında gizemli ölümüne sürüklenecekti.

86. Kattan Atlamak

    Erkek arkadaşı 30 Nisan 1947 yılında Mchale'e evlenme teklifinde bulunmuştu. 1 Mayısta bunu kutlamak için New York sokaklarında dolaşmaya başlamışlardı. Kutlama yapıp ayrıldıktan sonra Mchale, Empire State binasına girdi. 86. Kata çıktı. Önce geridekilere birkaç not bıraktı. Daha sonra boşluğa atladı. Mchale saniyeler içinde ölmüştü. 23 Yaşındaki Mchale 86.kattan atladıktan sonra aşağıda bulunan bir BM limuzinim üstüne düşmüştü. O esnada yoldan geçen fotoğrafçı Robert Wiles tarihe geçecek fotoğrafı çekmişti. Fotoğrafta Mchale ölü olmasına rağmen inanılmaz derecede sapasağlam duruyordu. 86. Kattan atlamasına rağmen vücudunda fazla hasar yoktu. Limuzinin üzerinde sanki dinlenmek için uykuya dalmış gibi bir hali vardı. Bu yüzden bu olaya dünyadaki  en güzel intihar denilmişti. Gazeteler uzun süre olayı bu şekilde aktardı. 

     Mchale geriye bıraktığı notlarda erkek arkadaşını teselli ediyordu babasına ise annesinden dolayı sitemde bulunuyordu. Ailesini cenazesinde görmek istemediğini yazıyor ve vücudunun yakılmasını istiyordu. 



Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

22 Ağustos 2018 Çarşamba

Şeytanın Oyunu : Momo

oyun-momo

    Çok değil kısa bir süre önce Mavi Balina adlı bir oyun gündemi epeyce meşgul etmişti. Bu oyun tehlikeli bir içeriğe sahipti ve ne yazık ki oynayanları ölüme kadar sürüklüyordu. Şu günlerde ise aynı tarzda başka bir oyun tehlike saçmaya başladı. Bu yazımızda bu tehlikeli oyun nedir ne değildir bildiğimiz kadarıyla anlatmaya çalışacağız.

25 Mart 2018 Pazar

Tek Bir İnsanın Yaptığı Kale : Mercan Kalesi

kalesi-mercan

    Kaleler çok korunaklı müthiş yerlerdir. Eski dönemlerde devletlerin içlerinde korunmasını sağlayan bu yapılar zamanla önemini yitirmiştir. Şimdilerde fonksiyonlarını başka yapılar sürdürse de bazı kaleler var ki hala çekiciliğini koruyor. İşte bu kalelerden belki de en gizemlisi olan Mercan Kalesini yazacağız bu yazımızda. Çünkü bu kale tek bir insan tarafından inşa edilmiş. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyiz. O halde anlatmaya devam edelim.

11 Şubat 2018 Pazar

Saplantılı Aşkın Vücut Bulmuş Hali: Carl Tanzler

tanzler-carl

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek içerikler barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

    Bazı olaylar insanı iki kat şaşırtıyor. İşte bu olaylardan birisi daha : Carl Tanzler'ın saplantılı aşkı. Aşk dediğimiz şeyin tanımını yapmak zor. Hele böyle olaylarda bu iş daha da zorlaşıyor. Aşk her zaman masum olmuyor bazen insanı hiç beklenmeyen noktalara sürükleyebiliyor. Zaten ortada bir saplantı varsa aşkın çığırından çıkmaması düşünülemez. Daha fazla uzatmadan Carl Tanzler'ın sizi de şaşırtacak saplantılı aşk hikayesine geçelim.

21 Ocak 2018 Pazar

Şiir Uğruna Roma'yı Yaktı (mı) !

roma-neron

    Dünya tarihinde öyle hükümdarlar vardır ki birbirinden son derece ilginçtir. Bazıları bu ilginçliği yaptıkları işlerden dolayı sağlarken bazıları ise hal ve hareketlerinden dolayı ilginçtir. Bu yazımızda dünya tarihinin görmüş olduğu en ilginç hükümdarlardan birisinin neden olduğu söylenen hazin olayı yazmak istedik. Biz tarih blogu değiliz fakat ilginç olayları yazdığımızı biliyorsunuz. Sırf bu yüzden bu olayı blogumuzda yazmak istedik.

14 Ocak 2018 Pazar

Dev Kertenkeleler Hala Var mı?

kertenkele-dev

   Megalanya günümüzde nesli tükendiği düşünülen dev bir sürüngen türüdür. Kendisini dev bir kertenkeleye benzetmek yanlış olmaz. 30.000 ile 40.000 yıl önce nesli tükendiği düşünülen bu hayvanların akrabası olarak günümüzde Komodo Ejderi yaşıyor. Neslinin tükendiği düşünülen bu hayvan ile ilgili günümüzde yaşayıp yaşamadığına dair çeşitli şüpheler var. Nitekim yaşanan bir olay Megalanyanın sanılanın aksine binlerce yıl önce neslinin tükenmediğine dair şüpheler uyandırmış durumda. Bu yazımızda bu olayı yazmak istedik.

31 Aralık 2017 Pazar

Yılbaşı Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

yanlışları-yılbaşı

    Öncelikle Karasal Anten blogu olarak yeni yılınızın mutlu ve huzurlu geçmesini temenni ediyoruz. Umarız 2018 yılı hem insanlarımız hem de ülkemiz adına olumlu bir yıl olur.

    Yılbaşı dediğimiz olay aslında takvimin tekrarlanması olayıdır. Ülkemiz 25 Aralık 1925'ten beri Miladi takvimi kullanıyor. Bu takvim, aralık ayıyla son buluyor. Aralık ayından sonra ocak ayına geçilerek takvim tekrarlanıyor.  O yüzden takvimin yenilenmeye başlandığı 1 Ocak tarihine yılbaşı diyoruz. Neyse efendim zaten bunları mutlaka biliyorsunuz. Toplumumuzda yılbaşı hakkında doğru sanılan çok yanlış bilgi var. Bunlardan bazılarını yazmak istedik. Daha fazla lafı uzatmadan geçelim o doğru sanılan yanlışlara.

10 Aralık 2017 Pazar

Akademik Camiayı Şaşırtan Kedi Chester

kedi-fizikci

    Basit bir soruyla başlayalım: Fizikçi kedi olur mu? Evet fizik ve yine evet kedi. Bu ikisi yan yana geldiğinde tek aklımıza gelen bütün kediler dört ayağının üstüne düşer kuralıdır belki de. Şimdi sıkı durun. Bu yazıyı okuduktan sonra akademik camianın içerisinde bulunan fizikçi bir kedinin varlığını öğrenmiş olacaksınız. Hem de makaleler yazan bir kedi. Hem de akademik camiada ismini duyurmuş bir kedi. Daha fazla uzatmayalım. Fizikçi kedimizin sırrı neymiş yazalım.

1 Ekim 2017 Pazar

Bir Garip Cadı Tahtası Saldırısı

cadı-tahtası

    Orijinal ismiyle Ouija yani bizim dilimizle Cadı Tahtası aslında çoğumuzun yabancı olmadığı bir nesnedir. Nitekim çoğu korku filmlerinin hatta oyunlarının vazgeçilmez nesnelerinden birisidir. Özellikle ruh çağırmak  için kullanılan bu nesne genellikle tahtadan yapılır. Nadir de olsa mermerden yapılan modelleri de vardır. Bu tahtanın zeminine konulan fincan, ok vs. tarzında nesneler hareket eder ve sözde ruh ile iletişim kurulur. Gerçekten işe yarıyor mu yaramıyor mu bilemiyoruz fakat bu tahtanın işin içinde olduğu garip bir olay dikkat çekici. İşte bu yazımızda bu olayı yazmak istedik.

17 Eylül 2017 Pazar

Hayaletli Tren İstasyonu

hayalet-tren

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

    Günümüzde trenle yolculuk çokça kullanılan toplu ulaşım olanaklarından birisidir. Özellikle hızlı trenlerin yaygınlaşmasıyla demiryolu tekrardan eski önemine kavuşmaya başlamıştır. Avrupa'da ve Amerika'da trenler önemli ulaşım aracıdır. Bu gelişmelere bağlı olarak tren istasyonları da her geçen gün çoğalmaya devam ediyor. Bu yazımızda belki de en gizemli tren istasyonundan bahsedeceğiz. Bu tren istasyonu iddialara göre sadece yaşayanları değil ölüleri de misafir ediyor.

20 Ağustos 2017 Pazar

Rendlesham Ormanı Olayı

olay-rendlesham

    Dünya dışı canlılar var mı? Belki de çoğumuzun aklına defalarca gelen bu soru tam anlamıyla hala cevabını bulmuş değil. Bilim insanları dünya dışı varlıklar konusunda çalışmalarını elbette yürütüyorlar. Fakat ya onlar da bizi arıyorlarsa ve belki de bizi bulmuşlarsa... Dünya üzerinde yaşanan bazı gizemli olaylar dünya dışı varlıkların dünyamızı ziyareti noktasında kafalarda soru işaretleri doğuruyor. İşte Rendlesham ormanında gerçekleşen gizemli olay da dünya dışı varlıkların ziyareti noktasında şüphe uyandırıyor. 

Ormandan Gelen Gizemli Işıklar

    1980'de Noel ve Yılbaşı arasında kalan haftada memur James Penniston görevdeydi. Görev alanı Rendlesham Ormanını da kapsıyordu. Bir gece bu ormandan gizemli güçlü ışıkların geldiğini fark etti. Hemen üstlerine haber verdi. Memur James ve gelen ekip bunun bir uçak kazası olduğunu düşünüyordu. Fakat kendilerine bu tarzda bir haber gelmemişti. Yaklaşık 80 kişilik ekip hızla ışıkların geldiği yöne ilerlediler. Biraz sonra görecekleri manzara hayatları boyunca unutamayacakları bir manzaraydı.

ufo-ofu    Işıkların kaynağı ne bir uçak ne de farklı insan yapımı bir araçtı. Gelen gizemli ışıkların kaynağı üç ayaklı daha önceleri hiç görmedikleri bir araçtı. Memurlar ilk şaşkınlıklarını attıktan sonra derhal görevlerini yapmaya başladılar. Bu olayla ilgili resmi bir rapor hazırladılar. Rapora göre bu cismin yanında telsizler çalışmıyordu ve havada sanki elektrikler çarpışıyordu. Memurlar raporu hazırladıktan kısa bir süre sonra cisimdeki ışıklar yoğunlaşmaya başladı. Ve gizemli cisim yavaşça havalandı. İnanılmaz bir hızla gözden kayboldu.

Sonrası Gizlilik

    Rendlesham Ormanında gerçekleşen bu gizemli olaya yaklaşık 80 kişi şahit olmuştu. Fakat daha sonra olay daha üst makamlardan duyulunca bu kişilere susmaları yönünde uyarılar verildi. Bu konudaki soruşturmanın gizlilik içinde yürütülmesi kararı alındı. O gece tutulan resmi rapor ise bu gizlilik çerçevesinde herhangi bir medya ile paylaşılmadı. 

    Rendlesham Ormanında gerçekleşen olayda belki de bizi dünya dışı varlıklar ziyaret etmişti. Belki de görülen cisim bir devletin gizlice ürettiği farklı bir askeri araçtı. Bunlar bir tarafa gerçekten o gece esrarengiz bir olay gerçekleşmişti. Şu gün bile sırrı çözülemeyen gizemli olay...


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

2 Ağustos 2017 Çarşamba

Hayat Kurtaran Gizemli Ses

ses-gizemli

    Dünya üzerinde tahmin edeceğiniz üzere çok sayıda otomobil kazası gerçekleşmektedir. Bu kazaların çoğunda ne yazık ki insanlar hayatını kaybetmektedir. Hayatını kaybedenlerin dışında çok sayıda insanda bu kazalar sonucu kalıcı hasarlar meydana gelmektedir. Birazdan okuyacağınız gizemli olay en başta dünya üzerinde yaşanan bu türden sıradan bir kaza olayı olarak durabilir. Fakat kazadan sonra yaşananlar bu olayı sıradan bir kaza olayı olmaktan çıkarıyor.

Bir Anne Bir Bebek Bir Kaza

    Yıl 2015. 25 Yaşındaki Jennifer Groesbeck yanında daha yeni yürümeye başlamış 18 aylık kızı Lily ile eve dönüyordur. Jennifer, bir süre sonra arabayla bir nehrin yanından geçerken, arabanın hakimiyetini bir anda kaybeder. Çimento bariyerlerine çarpar ve nehre uçar. Araba fena haldedir. Bulundukları yer ise ıssız bir yerdir. Nitekim ancak 14 saat sonra bir balıkçı tarafından arabanın enkazı fark edilir.

    Balıkçı hemen görevlilere haber verir. Memur Tyler Beddoes, olay yerine geldiğinde hemen yanındaki adamlarıyla birlikte suya atlar. Suya atladıklarında ilginç bir olay gelişir. Suya atlayan adamlar aynı anda bir kadın sesi duyarlar. Bunun üzerine enkazda yaşayan olabileceğini düşünüp aceleyle arabayı kontrol ederler. İlk olarak Jennifer Groesbeck'e ulaşırlar. Fakat ne yazık ki kadın ölmüştür. Daha sonra adamlar bebeği fark ederler. Bebek Lily,  soğuk sudan uzak, tersine asılı bir şekilde duruyordur. Memur ve yanındakiler derhal onu çıkarırlar. Hemen hastaneye ulaştırırlar ve onun yaşamasını sağlarlar.

    O günden sonra memurlar gizemli sesin nereden geldiğini hep merak etmişlerdir. Bu gizemli sesin onları suya girip Lily'i kurtarma konusunda motive ettiğine inanmışlardır. Kim bilir belki de o gizemli ses hayatını kaybeden Jennifer'ın sesidir. Bebeğinin kurtulmasını belki de o sağlamıştır. Nereden bilebiliriz ki?


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Bir Çanakkale Gizemi : Kaybolan Tabur

norfolkolayı

    Çanakkale Savaşı tarihimizin en önemli olaylarından birisidir. I. Dünya Savaşı cephelerinden birisi olan Çanakkale'de öyle büyük bir mücadele verilmiş ki bugün bile bundan dersler çıkarmamak mümkün değil. Mustafa Kemal'in "Biz Anafartalar'da bir üniversite gömdük." cümlesi Çanakkale'deki acımasız savaşta kaybedilenleri anlamamızı sağlıyor. Çanakkale'deki savaşta sadece biz değil düşman askerleri de çok sayıda kayıp vermiştir. İşte bu kayıpların içinde öyle bir kayıp vardır ki şu gün bile gizemini koruyor. Bu yazımızda Çanakkale'de esrarengiz bir biçimde kaybolan Norfolk Alayı'nı yazacağız.

Mahşerden Yükselen Bulut

    İngiliz komutan Hamilton tecrübeli bir asker olduğu kadar ileri görüşlü birisiydi. Çanakkale'deki savaşın İngiltere adına hiç de iyi gitmediğini gördü. Yenilginin adım adım geldiğini gören Hamilton bunu engellemek için yeni birlikler istedi. İşte Norfolk Alayı'nın Çanakkale serüveni böyle başladı. 29 Temmuz 1915'te İngiltere'den gemilere bindirilen Norfolk askerleri 10 Ağustos günü Çanakkale mahşerine ulaştılar. 

    Norfolk Alayı Çanakkale'ye ulaştıktan kısa süre sonra savaşa dahil oldular. Komutan Hamilton bu taze kuvvete özellikle güveniyordu. Nitekim onları 12 Ağustos gecesi başlayacak ani bir gece baskınında kullanmaya karar verdi. Bu baskın çerçevesinde gerçekleştirilen bir iki öncü saldırı da Norfolk kuvvetleri bozguna uğramıştı. Bu bozgun neticesinde baskın istenildiği gibi gitmedi. Güneş doğmaya başladığında çatışma şiddetlendi. Türk kuvvetleri inanılmaz bir biçimde bu yeni kuvvetler karşısında üstün durumdaydı.

     Çatışmanın şiddetlendiği bir zaman diliminde 4. Norfolk taburu pek bir karşı saldırı görmeden tepeye ilerlemeye başladı. Hamilton bu olay üzerine umutlandı. Eğer bu tabur başarılı olursa işler değişebilirdi. Türk direnci kırılabilirdi. 267 Kişilik Norfolk taburu Yeni Zelanda sahra birliğinin gözü önünde tepeye tırmanıyordu. Tırmandıkları tepeyi somun biçimli bir bulut kaplamıştı. 267 Norfolk askeri tek tek bu buluta hücum ettiler. En son asker buluta girip gözden kaybolduğunda bulutta yükselmeye başladı. Bulut yükselip tepe açıldığında 267 askerden iz yoktu. 

Hamilton Anlatıyor

    Bu olay sadece olaya tanık olan sahra birliklerini şaşırtmamıştı komutan Hamilton'da şaşkındı. Olayı bir telgrafla İngiliz savaş bakanına anlattı:

ton-hamilton    "Savaş sırasında, 163. tümen her bakımdan üstün olduğu bir anda, çok garip bir şey meydana geldi... Türkler'in zayıflamakta olan kuvvetlerine karşı, Albay Sir H. Beauchamp, cesur ve kendinden emin bir subay olarak büyük bir gayretle, hızla ilerledi ve savaşın en güzel kısmı böyle başladı. Mücâdele, daha da kızışmıştı. Bu askerlerin çoğu, yaralı ve susuzluktan perişan bir haldeydiler. Bunlar, kampa ancak gece vakti geri dönebildiler. Fakat, Albay, 16 subayı ve 250 askeriyle önüne düşmanı katmış, hızla ilerlemesine devam ediyordu... Daha sonra bunlardan hiçbir haber alamadık.Ormanlık bölgeye hücum ettikten sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmadı. İçlerinden hiç biri geri dönmedi."

Tabura Ne Oldu?

    Şu gün bile kaybolan 267 Norfolk askerine ne olduğu tam olarak bilinmiyor. Bir söylentiye göre 1918'de İngilizler işgalci devlet olarak Gelibolu'ya döndüğünde bir asker alanda gezi yaparken Norfolk askerlerine ait bir rozet buldu. Daha sonra araştırmalarında bir Türk köylüsünün kendi arazisinde bulduğu çok sayıda cesedi dereye attığını öğrendi. Peki eğer bu gerçekse Norfolk askerleri oraya nasıl gelmişti? Onlara ne olmuştu? 

    Kaybolan Norfolk taburunun gizemli hikayesi çoğu kitapta geniş yer bulmuştur. Askerlerin şu zamana kadar bulunamaması olayın gizeminin hala korunmasını sağlamıştır.

Konuyla İlgili Videomuz:




Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

15 Haziran 2017 Perşembe

Felsefe Taşı Gerçek mi? Nicholas Flamel'in Sırları

tasi-felsefe

   J. K. Rowling'in bir nesli peşinden sürükleyen Harry Potter kitaplarının ilkine ismini vermiştir Felsefe Taşı. Bunun dışında yine 8 filmlik bir seriye dönüşecek Harry Potter hikayesinin ilk filmine de ismini vermiştir. Peki filmde cisimsiz bir ruha beden vermeye yarayan, sonsuz bir yaşamın kapısını aralayan ve her nesneyi altına dönüştüren bu taş acaba gerçekten var mı? Yine kitaplarda ve filmde bu taşın mucidi olduğu söylenen Nicolas Flamel aslında kim? Bu yazımızda özet şeklinde bunları açıklamak istedik. 

Bir Garip Adam : Nicholas Flamel

flamel-nico   Öncelikle Felsefe Taşının mucidi olduğu düşünülen kişiyle başlayalım. Bu adam gerçekte yaşamış bir simyacıdır. (Simya: Çeşitli maddelerin birbirine karıştırılarak degiştirilmeye çalışıldığı çalışma alanıdır.) Ve gerçekten Felsefe Taşını bulduğuna da inanılır. Tahminen 1330 yılında Paris'te doğmuştur. Hayatı hakkında net bilgiler yoktur. Zaten döneminde ünlü bir simyacı olduğu söylense de kitaplarda ismi geçene kadar modern dünyamızda pek tanınmayan birisiydi. Harry Potter kitapları dışında Michael Scoot adlı birisi de hakkında kitap yazmıştır. Zaten birazdan yazacaklarımızın çoğunun kaynağı da bu kitaptır.

   Hikayeye göre (Hikaye diyorum gerçekliği tartışılıyor çünkü) 25 Nisan 1382 tarihinde Flamel uzun uğraşlar sonrası Felsefe Taşını buluyor. Bu taşla bir cıvayı altına dönüştürmeyi başarıyor. Bu sırada yanında karısı var başka da kimse yok. Yani gerçekten bulup bulmadığı tam bir muamma. Ama çalışmaları olduğu kesin. Nicholas Flamel ister taşı bulmuş olsun ister bulmamış o zamanlarda çoğu insan onun bunu başardığına inanmış ve ismi adeta efsaneleşmiş. 

Felsefe Taşının Akıbeti

   Nicholas Flamel yine hikayeye göre taşı bulduktan sonra sade bir hayat sürmeye başlamış ancak çalışmalarına da devam etmiş. Felsefe Taşının bu noktadaki akıbeti meçhul. Böyle bir taşı bulmuş adam neden onu insanlığa göstermek istemez ki? Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Nicholas Flamel ne kadar sade bir hayata yelken açmış olsa da efsanesi büyümüş. Bir zaman sonra onun sonsuz hayat iksirini bulduğu söylenir olmuş. Tabii bu da kanıta muhtaç bir bilgi. Öldükten yıllar sonra çoğu insan onun hala iksir sayesinde hayatta olduğuna inanmış. Hatta bir zaman adamın mezarına hırsızlar dadanmış. İşte Felsefe Taşını bulmak için. Söylentiye göre mezarı açtıklarında Flamel'in olmadığını görmüşler. Bu da Flamel'in hayatta olduğunu söyleyenlere dayanak olmuş. Hayattaysa Felsefe Taşı da yanındadır galiba.

İşin Özü

   Konuyu şöyle bir özetleyecek olursak Nicholas Flamel gerçekten geçmişte yaşamış bir simyacıdır. Fakat onun Felsefe Taşını veya sonsuz hayat iksirini bulduğuna dair güçlü bir kanıt yoktur. Sadece söylentiler ve efsaneler vardır. Felsefe Taşı ise bir bakıma geçmiş dönemdeki simyacıların ana hedefini gösteren bir simgedir. Simyacıların hedefi her şeyi altına çeviren bir maddeyi bulmaktır. Hal böyle olunca Felsefe Taşının, bu amacı simgeleyen bir hayal ürünü olduğunu düşünebiliriz. Hatta ben direkt öyle düşünüyorum. Ha gerçekten bir Felsefe Taşı olsa ne olur? Altının değeri düşer. Hazır düğün sezonu gelmişken ne güzel de olur. 

Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

7 Mayıs 2017 Pazar

Sizleri Şaşırtacak 3 Bilimsel Gelişme

bilim-ilginc

   Bilim hayatımızın her noktasında kendisini göstermeye devam ediyor. Uzun yıllardır ülkemizde hak ettiği değeri göremese de dünyanın çeşitli yerlerinde hala en hakiki mürşit bilimdir. Bu doğrultuda bilim insanları hayatımızı kolaylaştıracak ve meraklarımızı giderecek bilimsel çalışmalarına devam ediyorlar. İşte son yıllarda gerçekleştirilen bu çalışmalardan sizleri şaşırtacağını düşündüğüm 3 adet gelişmeyi yazmak istedim. Bu gelişmeler hem ilginç hem de gerçekten mükemmel. Ayrıca bilimin ne noktalarda olduğunu göstermek açısından da birer örnek. Fazla uzatmadan sizleri şaşırtacak 3 bilimsel gelişmenin ne olduğunu yazayım.

1. Vejeteryenler Et Yiyebilecek (mi)

etlaborutvur

   Aslında vejeteryenler çeşitli sebeplerden et yemiyor. Ama en genel sebeplerden birisi bu etlerin bir canlıya ait olması. İşte bilim insanları buna bir çözüm bulmak istemişler. Sadece buna da değil dünya nüfusunun çoğalmasıyla oluşacak et yetersizliğini de çözmek istemişler. Hiçbir hayvanı kesmeden et elde etmeye yönelik çalışmalar yapılıyor. Laboratuvar ortamında hayvanlardan alınan kök hücreler kullanılarak et üretiliyor. Şimdilik bu üretim istenilen seviyede olmasa da geliştirmek için çalışmalar devam ediyor. Anlayacağınız ileride sofralarımızda laboratuvar ortamında yetiştirilmiş etler görebiliriz. Sağlıklı olur mu olmaz mı orasını bilemem tabii. Ama her geçen gün artan dünya nüfusunu beslemek için bu tür çözümlere ihtiyaç var değil mi?

2. Çok Erken Doğumlara Yeni Umut: Yapay Rahim

rahim-yapay

  Çeşitli sebeplerle gerçekleşen çok erken doğan bebeklerin ne yazık ki çoğu hayatını kaybediyor. Hayatta kalanların çoğu ise engelli oluyor. İşte bilim insanları bu duruma da çözüm üretmek istiyorlar. Buna yönelik ilk elle tutulur girişim ise çok yakın bir zamanda başarıyla sonuçlandı. Bilim insanları beklenenden erken doğan kuzuları yapay rahim ortamına benzer plastik bir kesenin içinde yaşatmayı başardı. Yapay rahim diyebileceğimiz bu gelişmenin 5 yıl içerisinde insanlar üzerinde kullanılması bekleniyor. Ayrıca 10 yıl içinde de kullanıma sokulması planlanıyor. Görünüşe göre erken doğumlar yakın bir zamanda insanlar için bir sorun olmaktan çıkabilecek.

3. Mars'da Tarım Yapmak

tarım-mars

   Kulağa ne kadar imkansız gibi gelse de bilim bunun üzerine de çalışmalarını yürütüyor. Bilindiği üzere yakın gelecekte insanoğlu Mars gezegenine bir koloni yollayıp yerleşmeyi düşünüyor. Bu koloni oraya giderken yanında bir miktar yiyecek götürecek. Peki ya sonra? İşte bunun için Mars gezegeninde bir şekilde ürün yetiştirmeleri gerekecek. Hollandalı bilim insanları bunu düşünerek Mars toprağına benzer bir toprak üzerinde ürün yetiştirmeye çalıştı. Ve sonuç başarılı! Toprakta yetişen ürünlerin bünyesinde sağlığa zararlı maddelere rastlanmadı. Bu deney ileride Mars'taki dostlarımız için hayati değere sahip olabilir.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

9 Mart 2017 Perşembe

Bay Widemouth Gerçekten Var mıydı?

widemouthhh

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek içerikler barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   Geçtiğimiz günlerde Bay Widemouth adlı bir hikaye okudum. Tahmin edeceksiniz ki bu bir korku hikayesiydi. Hikayede geçen Widemouth adlı -yaratığın ya da her neyse- var olup olmadığını düşündüm. Böyle bir karakter gerçek hayatta var mıydı? Bu hikaye ne kadar gerçekti? Tabii bunu kesin bir şekilde bilmek zor fakat fikir yürütmekte imkansız değil. Önce ufacık hikayeden bahsedip sonra var olup olamayacağını açıklayayım.

Yatağın Altındaki Kötülük

   Hikayeye göre ABD'de bir çocuk yeni bir eve taşınıyor. Bu eve taşındıktan kısa bir süre sonra ateşli hastalık geçiren çocuk kısa bir süre sonra da odasında Bay Widemouth diye birisiyle karşılaşıyor. Bu Widemouth denilen kişiyle dost olan çocuk onunla oyunlar oynuyor. Fakat Widemouth çocuğun ailesine görünmekten kaçınıyor. Ailesi geldiğinde yatağın altına gizleniyor. Gel zaman git zaman yavaş yavaş masum görünen oyunların rengi değişmeye başlıyor. Widemouth çocuktan ilk önce eğlence amaçlı pencereden atlamasını istiyor. Hatta kendisi önden atlıyor ve çocuğu atlaması için teşvik ediyor. Fakat çocuk ısrara rağmen bunu kabul etmiyor. Widemouth bu olay üzerine bir süre çocukla küsüyor.

   Bir süre sonra Widemouth bu sefer elinde bıçaklarla çocuğun yanına geliyor. Çocuğun bıçaklarla oynamasını istiyor. Fakat çocuk bunun annesi tarafından yasaklandığını söylüyor ve kabul etmiyor. Widemouth bozulsa da bu konudaki ısrarlarını sürdürüyor. Ta ki çocuk ve ailesi evden taşınana kadar. Aile evden taşınırken çocuk Widemouth evde kalıyor. Çocukla vedalaşıyor. Hikayeye göre yıllar sonra çocuk tekrar o eve gidiyor sonra evin çevresinde dolaşmaya başlıyor. Eve yakın bir yerde mezarlık keşfediyor. İşin ilginç tarafı ise mezarlığın hep çocuk mezarlarıyla dolu olması. O anda aklına Widemouth geliyor ve kendisine yönelik ısrarları...

Peki Gerçek mi?

    Öncelikle hikayeyi ilk okuduğumda aklıma hemen Şizofreni hastalığı geldi. Eğer hikaye gerçekse hikayede adı geçen çocuk şizofreni olabilir. Tabii şöyle bir durum da var. Çocukların küçük yaşlarda böyle hayali karakterleri de oluyor. Yani belki de  o türden bir hayali karakterdir. Peki çevredeki mezarlar? Tuhaf bir rastlantı olabilir. Hikayenin gerçek olduğunu kanıtlamaz bence. Ayrıca hikaye Creepypasta ürünü. Yani bu durumda gerçek olup olmadığı daha da şüpheli. Şahsen gerçek olmadığını düşünüyorum. Bu tür hikayeler bizleri korkutup gerçeklik algımızla oynasa da pek hayatın içinden değil. Bunun bilincinde olmak gerekir.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

28 Şubat 2017 Salı

Outlast Akıl Hastanesi Gerçek mi?

gercekoutlast

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   2013 Yılında çıkan Outlast oyunu bir hayatta kalma korku temalı oyundur. Bugünlerde çoğu kişi tarafından oynanan bu oyun gerçekten korkuyu iliklerimize kadar hissetmemize sebep oluyor. Oyunda Miles Upshur adlı gazeteci garip olayların geçtiği konuşulan bir akıl hastanesine haber için gidiyor. Tek başına gittiği bu akıl hastanesinde de o korku dolu garip olaylarla karşılaşıyor. Eğer korku oyunlarını seviyorsanız mutlaka oynayın derim. Bunun dışında çoğu kişi gibi benim de aklıma oyunda geçen akıl hastanesinin gerçek olup olmadığı sorusu takıldı. Bu soruya cevap bulmak için bir dizi araştırma yaptım. Bu araştırmalar sonucunda ulaştığım fikri yazmak istedim.

Mount Massive Asylum

   Öncelikle Outlast oyununa konu olan akıl hastanesinin haritasının en azıyla gerçekten bir akıl hastanesi örnek alınarak tasarlandığını söyleyeyim. Bu hastane ABD'deki Lake County'nin uzak dağlarında bulunan Mount Massive Asylum adlı bir akıl hastanesidir. İddiaya göre bu hastanede hastalara yasa dışı deneyler yapılmıştır. Yine iddiaya göre bir gün bu hastanede hastalar isyan çıkardı. Bu isyan çok kanlı bir isyandı. Hastalar hastaneyi ele geçirse de güvenlik güçleri kanlı bir şekilde isyanı bastırdı. Tabii bunlar ne kadar doğru tartışılır orası ayrı.

   İddialara göre oyuna konu olan Mount Massive Asylum 1971 yılında yaşananlar dolayısıyla kapatılmıştır. 1972 Yılında ise hastane ile ilgili çoğu kayıt CIA tarafından yok edilmiş. Ve sıkı durun 2009 yılında bu hastanenin tekrar açıldığı söyleniyor. Yine burada yasa dışı deneyler yapıldığı iddia ediliyor. Bu bilgilerin gerçek olup olmayacağı ise şüpheli. Fakat şahsen böyle bir hastanenin var olabileceği kanısı oluştu bende. 

Hastane Oyundan Daha Korkutucu

   İnternette Outlast'a konu olan Massive Asylum hastanesinin bazı fotoğraflar var. Bu fotoğraflar eğer gerçekse hastanenin gerçekten korkutucu olduğunu söylemem gerekiyor. Yani oyundan daha korkutucu bir havası var. İşte o hastaneden bazı fotoğraflar:

outlast-1

outlast-2

outlast-3


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

19 Şubat 2017 Pazar

Jeff The Killer Gerçekten Var mı?

killerjeff


DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   Korkutucu yüzüyle ve aynı derecede korkutucu gülüşüyle uykularımızı kaçırmaya aday olan Jeff The Killer gerçekten var mıdır? Onun ardındaki korkutucu hikaye ne derece doğrudur? Bu yazımda Jeff The Killer karakterinin var olup olmadığını kesin bir şekilde yazacağım. Eğer onun varlığına inanıyorsanız okumaya devam edin. İnanmıyorsanız arkanızı kollayın. (Şaka şaka şöyle bir korkutucu giriş yapayım dedim.)

Kimdir Bu Jeff The Killer?

   Daha çok anime karakterlerine benzettiğim bu ablamız şu sıralar internet aleminde bolca tartışılır olmuş. Öncelikle söylemeliyim ki Slender Man kadar olmasa da paranormal karakterler açısından popülaritesi yüksek. Özellikle yüz ifadesi, siyah gözler ve gülüşü (Gülüş değil bildiğin çığlık) Jeff The Killer'a  korkutucu yapan özelliklerdir. Ayrıca bir de hikayesi vardır bunun.

killerjeff2

   Hikayede özetle, Jeff ve ailesi yeni bir mahalleye taşınır. Mahalledeki diğer çocuklar Jeff'e zorbalık yapmaya başlarlar. Bir gün Jeff dayanamaz ve çocuklardan birini kardeşi de yanındayken bıçaklayarak öldürür. Polis kapılarına geldiğinde ise Jeff'in kardeşi ben yaptım deyip suçu üstüne alır. Jeff bu duruma kızar ve zorbalık eden çocuklarla tekrar karşı karşıya gelir. Bu sefer niyeti onları öldürmektir. Kovalamaca başlar. Bu kovalamaca sonucunda da bir şekilde Jeff'in gözlerine klorak karşımı bir sıvı dökülür. (O yüzden siyah) Ayrıca yine bu kovalamaca da yüzü yanar. (O yüzden yüzü bembeyaz) Bu olay sonrasında zaten Jeff'in kafası iyice yanar. Bir de ağzına bıçakla Joker icabı gülücük yapar. (Allah akıl fikir versin ne diyeyim)

    Peki bunlar gerçekten yaşanmış mıdır? Özellikle çocukları hedef alan bir Jeff The Killer gerçekten var mıdır?

İnternet Efsanesi

    Jeff The Killer bir creepypaste ürünüdür. Peki creepypaste nedir? Bu bir sitedir. İçerisinde çeşitli paranormal hikayeler yazılıdır. Bu hikayelerin çoğu da genelde uydurmadır. Şunu kesin bir şekilde tekrarlıyorum böyle bir karakter yoktur. Bu sadece hayal ürünüdür. Yani eğer aranızda bunu gerçek sanıp korkanlarınız varsa korkmayın! Peki Jeff The Killer karakteri nasıl popüler oldu? Bazı videolar ile. Bu videolarda Jeff The Killer olduğu söylenen fotoğraf arka planında çığlıkla aniden çıkıyordu. Fotoğrafa gelince. Fotoğraf gerçekten bir kıza ait fakat üzerinde çeşitli oynamalar yapılarak hayali Jeff The Killer'a benzetilmiş. 

   Özetle Jeff The Killer diye bir psikopat yok. Rahat uyuyabilirsiniz.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

11 Şubat 2017 Cumartesi

Bu Gemidekiler Neden Öldü? : SS Ourang Medan Olayı

medanourang

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   Çok önceleri denizlerin gizemli gemisi Mary Celeste ile ilgili bir yazı yazmıştım. O yazıdan uzun bir süre sonra yine konumuz denizin ortasında başka bir gizemli gemi. Hatırlarsanız Mary Celeste olayında gemidekilere ne olduğu tam anlamıyla bir gizemdi. Yani gemidekiler kayıptı. Fakat SS Ourang Medan gemisindekiler kayıp değil. Yerlerinde cansız bir şekilde bulunuyorlar. İsterseniz nedir bu esrarengiz SS Ourang Medan olayı hemen anlatayım.

Yardım Çağrısı ve Dehşet!

   Takvimler 1947 Haziran ayını gösterdiğinde, Endonezya Sumatra açıklarından Hollanda bandıralı bir kargo gemisi geçiyordu. Bu geminin ismi tahmin edeceğiniz üzere SS Ourang Medan'dı. Bir süre sonra Sumatra açıklarında seyreden bu gemiden acil mesajlar gönderilmeye başlandı. Mesajlar dehşet vericiydi. Mesajı gönderen kişi "Kaptan dahil tüm mürettebatımız öldü! Ben de ölüyorum!" diyordu. Mesajı alan Silver Star adlı bir başka gemi hemen koordinat tespitini yapıp Ourang Medan için kurtarma çalışması başlattı. Silver Star, gemiye mesajlar yollasa da geri dönüş alamadı. Bunun üzerine küçük bir filikayla gemiye çıkıldı. Gemideki manzara dehşet vericiydi. Bir köpek dahil tüm mürettebat ölmüştü. Acil mesajları yollayan kişi de haberleşme odasında bulunmuştu. 

   Ourang Medan gemisinde bulunan cesetler gemide gizemli bir şeyler yaşandığını işaret eder nitelikteydi. Cesetlerin hepsinin elleriyle işaret ederek güneşe baktıkları görülüyordu. Yine çoğu ne ile karşılaşmışsa donakalmış bir şekildeydi. Hiçbir cesedin üzerinde darbe veya yaralanma izi de yoktu. Gemiye çıkan ekip daha sonra kazan dairesine ilerledi. Dairenin sıcaklığı 30 dereceden fazla olmasına rağmen ekibin oraya girdiklerinde ürperti hissettiklerini rapor ettiği iddia edilmiştir. Bu durum gemiye hayaletlerin veya şeytani varlıkların saldırmış olabileceği fikrini doğurmuştur.  Daha sonra kurtarma ekibi kargo dairesine girmeye çalışmıştır. Fakat o esnada gemiden dumanlar çıkmaya başlayınca ekip derhal gemiyi terk etmiş ve çok geçmeden Ourang Medan gemisi patlayarak derin sularda kaybolmuştur. 

Sebebi Taşıdığı Kimyallar mı?

   Geminin neden patladığı şu gün bile tartışma konusudur. Fakat gemi için asıl gizem cesetlerin durumudur. Mürettebat neden ölmüştür? 1954 Yılında bulunan bir defter gemide bazı kimyasalların taşındığını ortaya çıkarmıştır. Çoğu uzman buna dayanarak gemidekilerin bu kimyasallar sebebiyle öldüğünü öne sürmüştür. Ayrıca patlamanın da yine bunlar yüzünden olabileceği fikri doğmuştur. Burada akıllara gelen soru ise şu: Kimyasallar tüm mürettabatta aynı etkiyi nasıl yaratabilir? Yani tüm cesetler aynı şekilde bir duruşa nasıl sahip olabilir? Diğer bir teoriye göre ise kazan dairesinde Karbonmonoksit sızıntısı olmuştur ve bundan dolayı gemidekiler ölmüştür. Fakat bu durumda mürettebat gemi güvertesine çıkıp temiz hava soluyabilirlerdi. Yani akla pek yatkın görünmüyor. 

   Gemi ile ilgili en dikkat çekici teori ise hayaletlerin veya uzaylıların saldırısı olabileceği fikridir. Böyle bir fikir fantastik görünse de cesetlerin bir şeylerden korkmuş yüz ifadeleri ve duruşları gerçekten paranormal bir olayı işaret etmektedir. Paranormal mi yoksa değil mi? Şimdilik bir sır ve uzun bir süre daha sır olacağı kesin. Ourang Medan gemisi denizin dibinde cesetleriyle aydınlanmayı bekliyor.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

7 Şubat 2017 Salı

Dyatlov Geçidi Gizemi

dyatlov-

   DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek içerikler barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   Takvimler 1959 yılını gösterdiğinde İgor Dyatlov liderliğinde 10 kişilik bir kayakçı grubu bir araya gelmişti. Bu grup sekiz erkek ve iki kızdan oluşuyordu. Kayakçıların niyeti Ural Dağlarının Otorten Dağına bir gezi düzenlemekti. Grup bu niyetlerini gerçekleştirmek adına 25 Ocak'ta harekete geçti. Bu esnada grup üyelerinden Yuri Yudin, ayağını burktuğu ve hasta olduğu için devam edemedi. 27 Ocak tarihi grubun son görüldüğü tarih oldu. Daha sonrasında bu grubun akıbeti dünyamızdaki sayısız gizemler arasına girdi. Hayır onlar kaybolmamıştı! Daha feci bir şey ile karşılaşmışlardı.

   Gezi planına göre grup 12 Şubat'ta bulundukları spor kulübüne telgraf çekecekti. Beklenen telgraf bir türlü gelmedi. Kulüp gecikme olacağını varsayarak bir süre daha bekledi. Fakat bu süre zarfında da haber çıkmayınca bir kurtarma ekibi oluşturuldu. Oluşturulan kurtarma ekibi 26 Şubat'ta grubun parçalanmış çadırına ulaştı. Bunun üzerine devam eden arama çalışmalarında gündemi uzun süre meşgul edecek cesetlere ve bazı bulgulara ulaşıldı.

Gizemli Cesetler

   İlk olarak ormanın girişinde sönmüş bir ateşin dibinde iki ceset bulunur. Bunlar Krivonişenko ve Doroşenko'dur. Bu cesetlerin üzerinde yalnızca iç çamaşırı ve çorap vardır. Araştırmalar bu ikilinin ağaca çıkıp ortalığa baktığı kanısındadır. Daha sonra kamp alanı ile iki cesedin bulunduğu ağaç arasında üç ceset daha bulunur. Cesetler lider Dyatlov, Kolmogorova ve Slobodin'e aittir. Bu üç cesedin kampa dönmeye çalışırken öldükleri tahmin edilmektedir. Diğer kalan dört ceset ise uzun süre sonra yine ağacın bulunduğu konumdan 75 metre uzaklıkta bulunur. Bu cesetler diğerlerine göre daha iyi giyimlidir. Ancak burada garip durum bu kişiler birbirlerinin kıyafetlerini giymiştir. Bu durumla çadırın içeriden yırtılarak açıldığı bulgusu birleştirildiğinde grubun panik halinde olduğu tahmin edilmektedir.
cadirdyatlov


   Cesetler üzerinde yapılan sonraki incelemelerde anlam verilemeyen bazı bulgulara ulaşılmıştır. Mesela Slobodin'in kafatasında öldürücü olmayan bir kırık vardır. Tahminen Slobodin nereden geldiği belli olmayan bu darbeyi almış sonra bayılmış ve donarak ölmüştür. Yine cesetlerden bazılarının kaburgaları kırıktır. Ayrıca cesetlerden birisinin dili, gözleri ve dudağı yoktur. Tüm bunlara rağmen cesetlerin travmaya rağmen dış yüzeylerinde belirgin bir yaralanma izi de yoktur. İddialara göre cesetlerin üzerinde açıklanamayan lekeler vardır. Bu gibi bulgular grubun öldükleri tahmin edilen 2 Şubat 1959 günü ne yaşadıkları tam bir gizemdir. Bu gizeme yönelik bazı iddialarla güçlendirilen teoriler öne sürülmüştür.

Ne Yaşandı?

   Grubun son kamp yaptığı yer Sovyet Rusya'nın roket ve nükleer testler yaptığı iki alanın arasında kalmaktadır. Nitekim bölgeye aynı tarihlerde uğrayan başka gruplar havada garip turuncu küreler gördüğünü rapor etmişlerdir. Bunun daha sonra roket denemelerinden kaynaklandığı teyit edilmiştir. Cesetlerin bazılarının kıyafetinin üzerinde bulunan yüksek radyasyon miktarı da yaşananların bu testler ile alakalı olabileceğini gösterir niteliktedir. Yine grupta Dyatlov dışındaki kameralarda neler olduğunun açıklanmaması bu olayla Sovyet testlerinin bir ilgisinin olacağı tezini güçlendirmektedir. 

dyatlovceset


   Grup üyelerinden Slobodin'in yüzündeki bazı şişkinlikler ve yerde karnını tutarak yatış biçimi onun bir şeylerle mücadele ettiğini gösterir niteliktedir. Fakat işin garibi bölgede grubun dışında başka bir ayak izine rastlanmamıştır. Slobodin'in mücadele ettiği şeyin keşfedilmemiş bir vahşi canlı olabileceği düşüncesi bu noktada doğar. Bunun dışında yine bu bulguya bakarak uzaylılar yaptı teorisi geliştirilir. Fakat iki görüşte dayanağı sağlam olmayan taraflara sahiptir. 

Yeni Gelişmeler


ruskoca
   Dyatlov olayı ile ilgili dosya 1990 yılında medyaya açıldığında gurubun çektiği bir fotoğrafta tanımlanamayan bir kişi görülüyordu. Bu kişinin aslında Kocaayak adlı yaratık olduğu iddia edilmiştir. Fotoğrafın gerçek olduğunun kanıtlanması Kocaayak teorisini güçlendirmiştir. Hatta bu fotoğraf onun en güçlü kanıtı olarak sunulmaktadır. 

   Ocak 2016'da grubun öldüğü veya öldürüldükleri Dyatlov Geçidinde bir ceset daha bulundu. Bu ceset 50 yaşında bir erkeğe aitti. Bu cesedin nasıl öldüğü ve orada ne aradığı konusunda net bir bilgi yoktur.  

   Dyatlov Olayında grubun paniklediği hatta ilk bulunan ikilinin yaktıkları ateş dolayısıyla kısa süreli görme kaybı yaşadıklarına bakarak o gün gerçekten korkunç bir şeyler yaşandığı tartışılmaz bir gerçektir. Fakat tam olarak ne yaşandığı tüm gizemini şu gün bile korumaktadır.  

KONU DIŞI NOT: Arkadaşlar bu yayınlanan 200. yazımız! Şimdiye kadar yazılarımızı okuyan sizlere çok teşekkür ediyoruz. Yazmaya devam edeceğiz takipte kalın :)


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.