esrarengiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
esrarengiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2018 Salı

Dünyadaki En Güzel İntihar

intihar-güzel

    İntihar etmek güzel bir şey midir? Kesinlikle hayır. O halde konu başlığı neden en güzel intihar diyor? Okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız. Bu yazımızda ilginç ve gizemli bir intihar olayını ele alacağız. İnsanın hayatına son vermesi ne kadar hoş bir durum değilse birazdan yazacağımız olay da o derece garip. Haydi o zaman neymiş bu en güzel intihar bakalım.

Zorlu Yaşama Son Vermek 

    Evelyn Mchale 1923'te Kaliforniya'da 7 çocuklu bir ailede gözlerini dünyaya açmıştı. Ailenin babası Vincent bankacı olduğu için sık sık yer değiştirmek durumunda kalıyordu. Yani aile sürekli bir yerlere taşınıyordu. Ailenin annesi Helen bir süre sonra bu durumdan bıktı. Depresyonda olduğu bir süreçte Vincent ile boşanmak istedi ve sonuçta boşandılar. Mchale ve diğer 6 kardeşi babanın yanında yaşamaya başladı. Bir süre Washington'da kalan aile daha sonra New York'a taşınmışlardı.


    Evelyn Mchale bir süre başka eyaletlerde işler yapsa da sonraları yeniden New York'a gelmişti. Burada bir erkekle tanışmış ve ilişkileri ilerlemişti. Fakat genç yaşta bağlı olduğu annesinden ayrılması Mchale üzerinde psikolojik derin yaralar bırakmıştı. Bu yüzden sık sık depresyona giren Mchale 1947 yılında gizemli ölümüne sürüklenecekti.

86. Kattan Atlamak

    Erkek arkadaşı 30 Nisan 1947 yılında Mchale'e evlenme teklifinde bulunmuştu. 1 Mayısta bunu kutlamak için New York sokaklarında dolaşmaya başlamışlardı. Kutlama yapıp ayrıldıktan sonra Mchale, Empire State binasına girdi. 86. Kata çıktı. Önce geridekilere birkaç not bıraktı. Daha sonra boşluğa atladı. Mchale saniyeler içinde ölmüştü. 23 Yaşındaki Mchale 86.kattan atladıktan sonra aşağıda bulunan bir BM limuzinim üstüne düşmüştü. O esnada yoldan geçen fotoğrafçı Robert Wiles tarihe geçecek fotoğrafı çekmişti. Fotoğrafta Mchale ölü olmasına rağmen inanılmaz derecede sapasağlam duruyordu. 86. Kattan atlamasına rağmen vücudunda fazla hasar yoktu. Limuzinin üzerinde sanki dinlenmek için uykuya dalmış gibi bir hali vardı. Bu yüzden bu olaya dünyadaki  en güzel intihar denilmişti. Gazeteler uzun süre olayı bu şekilde aktardı. 

     Mchale geriye bıraktığı notlarda erkek arkadaşını teselli ediyordu babasına ise annesinden dolayı sitemde bulunuyordu. Ailesini cenazesinde görmek istemediğini yazıyor ve vücudunun yakılmasını istiyordu. 



Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

22 Ağustos 2018 Çarşamba

Şeytanın Oyunu : Momo

oyun-momo

    Çok değil kısa bir süre önce Mavi Balina adlı bir oyun gündemi epeyce meşgul etmişti. Bu oyun tehlikeli bir içeriğe sahipti ve ne yazık ki oynayanları ölüme kadar sürüklüyordu. Şu günlerde ise aynı tarzda başka bir oyun tehlike saçmaya başladı. Bu yazımızda bu tehlikeli oyun nedir ne değildir bildiğimiz kadarıyla anlatmaya çalışacağız.

11 Şubat 2018 Pazar

Saplantılı Aşkın Vücut Bulmuş Hali: Carl Tanzler

tanzler-carl

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek içerikler barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

    Bazı olaylar insanı iki kat şaşırtıyor. İşte bu olaylardan birisi daha : Carl Tanzler'ın saplantılı aşkı. Aşk dediğimiz şeyin tanımını yapmak zor. Hele böyle olaylarda bu iş daha da zorlaşıyor. Aşk her zaman masum olmuyor bazen insanı hiç beklenmeyen noktalara sürükleyebiliyor. Zaten ortada bir saplantı varsa aşkın çığırından çıkmaması düşünülemez. Daha fazla uzatmadan Carl Tanzler'ın sizi de şaşırtacak saplantılı aşk hikayesine geçelim.

1 Ekim 2017 Pazar

Bir Garip Cadı Tahtası Saldırısı

cadı-tahtası

    Orijinal ismiyle Ouija yani bizim dilimizle Cadı Tahtası aslında çoğumuzun yabancı olmadığı bir nesnedir. Nitekim çoğu korku filmlerinin hatta oyunlarının vazgeçilmez nesnelerinden birisidir. Özellikle ruh çağırmak  için kullanılan bu nesne genellikle tahtadan yapılır. Nadir de olsa mermerden yapılan modelleri de vardır. Bu tahtanın zeminine konulan fincan, ok vs. tarzında nesneler hareket eder ve sözde ruh ile iletişim kurulur. Gerçekten işe yarıyor mu yaramıyor mu bilemiyoruz fakat bu tahtanın işin içinde olduğu garip bir olay dikkat çekici. İşte bu yazımızda bu olayı yazmak istedik.

17 Eylül 2017 Pazar

Hayaletli Tren İstasyonu

hayalet-tren

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

    Günümüzde trenle yolculuk çokça kullanılan toplu ulaşım olanaklarından birisidir. Özellikle hızlı trenlerin yaygınlaşmasıyla demiryolu tekrardan eski önemine kavuşmaya başlamıştır. Avrupa'da ve Amerika'da trenler önemli ulaşım aracıdır. Bu gelişmelere bağlı olarak tren istasyonları da her geçen gün çoğalmaya devam ediyor. Bu yazımızda belki de en gizemli tren istasyonundan bahsedeceğiz. Bu tren istasyonu iddialara göre sadece yaşayanları değil ölüleri de misafir ediyor.

20 Ağustos 2017 Pazar

Rendlesham Ormanı Olayı

olay-rendlesham

    Dünya dışı canlılar var mı? Belki de çoğumuzun aklına defalarca gelen bu soru tam anlamıyla hala cevabını bulmuş değil. Bilim insanları dünya dışı varlıklar konusunda çalışmalarını elbette yürütüyorlar. Fakat ya onlar da bizi arıyorlarsa ve belki de bizi bulmuşlarsa... Dünya üzerinde yaşanan bazı gizemli olaylar dünya dışı varlıkların dünyamızı ziyareti noktasında kafalarda soru işaretleri doğuruyor. İşte Rendlesham ormanında gerçekleşen gizemli olay da dünya dışı varlıkların ziyareti noktasında şüphe uyandırıyor. 

Ormandan Gelen Gizemli Işıklar

    1980'de Noel ve Yılbaşı arasında kalan haftada memur James Penniston görevdeydi. Görev alanı Rendlesham Ormanını da kapsıyordu. Bir gece bu ormandan gizemli güçlü ışıkların geldiğini fark etti. Hemen üstlerine haber verdi. Memur James ve gelen ekip bunun bir uçak kazası olduğunu düşünüyordu. Fakat kendilerine bu tarzda bir haber gelmemişti. Yaklaşık 80 kişilik ekip hızla ışıkların geldiği yöne ilerlediler. Biraz sonra görecekleri manzara hayatları boyunca unutamayacakları bir manzaraydı.

ufo-ofu    Işıkların kaynağı ne bir uçak ne de farklı insan yapımı bir araçtı. Gelen gizemli ışıkların kaynağı üç ayaklı daha önceleri hiç görmedikleri bir araçtı. Memurlar ilk şaşkınlıklarını attıktan sonra derhal görevlerini yapmaya başladılar. Bu olayla ilgili resmi bir rapor hazırladılar. Rapora göre bu cismin yanında telsizler çalışmıyordu ve havada sanki elektrikler çarpışıyordu. Memurlar raporu hazırladıktan kısa bir süre sonra cisimdeki ışıklar yoğunlaşmaya başladı. Ve gizemli cisim yavaşça havalandı. İnanılmaz bir hızla gözden kayboldu.

Sonrası Gizlilik

    Rendlesham Ormanında gerçekleşen bu gizemli olaya yaklaşık 80 kişi şahit olmuştu. Fakat daha sonra olay daha üst makamlardan duyulunca bu kişilere susmaları yönünde uyarılar verildi. Bu konudaki soruşturmanın gizlilik içinde yürütülmesi kararı alındı. O gece tutulan resmi rapor ise bu gizlilik çerçevesinde herhangi bir medya ile paylaşılmadı. 

    Rendlesham Ormanında gerçekleşen olayda belki de bizi dünya dışı varlıklar ziyaret etmişti. Belki de görülen cisim bir devletin gizlice ürettiği farklı bir askeri araçtı. Bunlar bir tarafa gerçekten o gece esrarengiz bir olay gerçekleşmişti. Şu gün bile sırrı çözülemeyen gizemli olay...


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

2 Ağustos 2017 Çarşamba

Hayat Kurtaran Gizemli Ses

ses-gizemli

    Dünya üzerinde tahmin edeceğiniz üzere çok sayıda otomobil kazası gerçekleşmektedir. Bu kazaların çoğunda ne yazık ki insanlar hayatını kaybetmektedir. Hayatını kaybedenlerin dışında çok sayıda insanda bu kazalar sonucu kalıcı hasarlar meydana gelmektedir. Birazdan okuyacağınız gizemli olay en başta dünya üzerinde yaşanan bu türden sıradan bir kaza olayı olarak durabilir. Fakat kazadan sonra yaşananlar bu olayı sıradan bir kaza olayı olmaktan çıkarıyor.

Bir Anne Bir Bebek Bir Kaza

    Yıl 2015. 25 Yaşındaki Jennifer Groesbeck yanında daha yeni yürümeye başlamış 18 aylık kızı Lily ile eve dönüyordur. Jennifer, bir süre sonra arabayla bir nehrin yanından geçerken, arabanın hakimiyetini bir anda kaybeder. Çimento bariyerlerine çarpar ve nehre uçar. Araba fena haldedir. Bulundukları yer ise ıssız bir yerdir. Nitekim ancak 14 saat sonra bir balıkçı tarafından arabanın enkazı fark edilir.

    Balıkçı hemen görevlilere haber verir. Memur Tyler Beddoes, olay yerine geldiğinde hemen yanındaki adamlarıyla birlikte suya atlar. Suya atladıklarında ilginç bir olay gelişir. Suya atlayan adamlar aynı anda bir kadın sesi duyarlar. Bunun üzerine enkazda yaşayan olabileceğini düşünüp aceleyle arabayı kontrol ederler. İlk olarak Jennifer Groesbeck'e ulaşırlar. Fakat ne yazık ki kadın ölmüştür. Daha sonra adamlar bebeği fark ederler. Bebek Lily,  soğuk sudan uzak, tersine asılı bir şekilde duruyordur. Memur ve yanındakiler derhal onu çıkarırlar. Hemen hastaneye ulaştırırlar ve onun yaşamasını sağlarlar.

    O günden sonra memurlar gizemli sesin nereden geldiğini hep merak etmişlerdir. Bu gizemli sesin onları suya girip Lily'i kurtarma konusunda motive ettiğine inanmışlardır. Kim bilir belki de o gizemli ses hayatını kaybeden Jennifer'ın sesidir. Bebeğinin kurtulmasını belki de o sağlamıştır. Nereden bilebiliriz ki?


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Bir Çanakkale Gizemi : Kaybolan Tabur

norfolkolayı

    Çanakkale Savaşı tarihimizin en önemli olaylarından birisidir. I. Dünya Savaşı cephelerinden birisi olan Çanakkale'de öyle büyük bir mücadele verilmiş ki bugün bile bundan dersler çıkarmamak mümkün değil. Mustafa Kemal'in "Biz Anafartalar'da bir üniversite gömdük." cümlesi Çanakkale'deki acımasız savaşta kaybedilenleri anlamamızı sağlıyor. Çanakkale'deki savaşta sadece biz değil düşman askerleri de çok sayıda kayıp vermiştir. İşte bu kayıpların içinde öyle bir kayıp vardır ki şu gün bile gizemini koruyor. Bu yazımızda Çanakkale'de esrarengiz bir biçimde kaybolan Norfolk Alayı'nı yazacağız.

Mahşerden Yükselen Bulut

    İngiliz komutan Hamilton tecrübeli bir asker olduğu kadar ileri görüşlü birisiydi. Çanakkale'deki savaşın İngiltere adına hiç de iyi gitmediğini gördü. Yenilginin adım adım geldiğini gören Hamilton bunu engellemek için yeni birlikler istedi. İşte Norfolk Alayı'nın Çanakkale serüveni böyle başladı. 29 Temmuz 1915'te İngiltere'den gemilere bindirilen Norfolk askerleri 10 Ağustos günü Çanakkale mahşerine ulaştılar. 

    Norfolk Alayı Çanakkale'ye ulaştıktan kısa süre sonra savaşa dahil oldular. Komutan Hamilton bu taze kuvvete özellikle güveniyordu. Nitekim onları 12 Ağustos gecesi başlayacak ani bir gece baskınında kullanmaya karar verdi. Bu baskın çerçevesinde gerçekleştirilen bir iki öncü saldırı da Norfolk kuvvetleri bozguna uğramıştı. Bu bozgun neticesinde baskın istenildiği gibi gitmedi. Güneş doğmaya başladığında çatışma şiddetlendi. Türk kuvvetleri inanılmaz bir biçimde bu yeni kuvvetler karşısında üstün durumdaydı.

     Çatışmanın şiddetlendiği bir zaman diliminde 4. Norfolk taburu pek bir karşı saldırı görmeden tepeye ilerlemeye başladı. Hamilton bu olay üzerine umutlandı. Eğer bu tabur başarılı olursa işler değişebilirdi. Türk direnci kırılabilirdi. 267 Kişilik Norfolk taburu Yeni Zelanda sahra birliğinin gözü önünde tepeye tırmanıyordu. Tırmandıkları tepeyi somun biçimli bir bulut kaplamıştı. 267 Norfolk askeri tek tek bu buluta hücum ettiler. En son asker buluta girip gözden kaybolduğunda bulutta yükselmeye başladı. Bulut yükselip tepe açıldığında 267 askerden iz yoktu. 

Hamilton Anlatıyor

    Bu olay sadece olaya tanık olan sahra birliklerini şaşırtmamıştı komutan Hamilton'da şaşkındı. Olayı bir telgrafla İngiliz savaş bakanına anlattı:

ton-hamilton    "Savaş sırasında, 163. tümen her bakımdan üstün olduğu bir anda, çok garip bir şey meydana geldi... Türkler'in zayıflamakta olan kuvvetlerine karşı, Albay Sir H. Beauchamp, cesur ve kendinden emin bir subay olarak büyük bir gayretle, hızla ilerledi ve savaşın en güzel kısmı böyle başladı. Mücâdele, daha da kızışmıştı. Bu askerlerin çoğu, yaralı ve susuzluktan perişan bir haldeydiler. Bunlar, kampa ancak gece vakti geri dönebildiler. Fakat, Albay, 16 subayı ve 250 askeriyle önüne düşmanı katmış, hızla ilerlemesine devam ediyordu... Daha sonra bunlardan hiçbir haber alamadık.Ormanlık bölgeye hücum ettikten sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmadı. İçlerinden hiç biri geri dönmedi."

Tabura Ne Oldu?

    Şu gün bile kaybolan 267 Norfolk askerine ne olduğu tam olarak bilinmiyor. Bir söylentiye göre 1918'de İngilizler işgalci devlet olarak Gelibolu'ya döndüğünde bir asker alanda gezi yaparken Norfolk askerlerine ait bir rozet buldu. Daha sonra araştırmalarında bir Türk köylüsünün kendi arazisinde bulduğu çok sayıda cesedi dereye attığını öğrendi. Peki eğer bu gerçekse Norfolk askerleri oraya nasıl gelmişti? Onlara ne olmuştu? 

    Kaybolan Norfolk taburunun gizemli hikayesi çoğu kitapta geniş yer bulmuştur. Askerlerin şu zamana kadar bulunamaması olayın gizeminin hala korunmasını sağlamıştır.

Konuyla İlgili Videomuz:




Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

15 Haziran 2017 Perşembe

Felsefe Taşı Gerçek mi? Nicholas Flamel'in Sırları

tasi-felsefe

   J. K. Rowling'in bir nesli peşinden sürükleyen Harry Potter kitaplarının ilkine ismini vermiştir Felsefe Taşı. Bunun dışında yine 8 filmlik bir seriye dönüşecek Harry Potter hikayesinin ilk filmine de ismini vermiştir. Peki filmde cisimsiz bir ruha beden vermeye yarayan, sonsuz bir yaşamın kapısını aralayan ve her nesneyi altına dönüştüren bu taş acaba gerçekten var mı? Yine kitaplarda ve filmde bu taşın mucidi olduğu söylenen Nicolas Flamel aslında kim? Bu yazımızda özet şeklinde bunları açıklamak istedik. 

Bir Garip Adam : Nicholas Flamel

flamel-nico   Öncelikle Felsefe Taşının mucidi olduğu düşünülen kişiyle başlayalım. Bu adam gerçekte yaşamış bir simyacıdır. (Simya: Çeşitli maddelerin birbirine karıştırılarak degiştirilmeye çalışıldığı çalışma alanıdır.) Ve gerçekten Felsefe Taşını bulduğuna da inanılır. Tahminen 1330 yılında Paris'te doğmuştur. Hayatı hakkında net bilgiler yoktur. Zaten döneminde ünlü bir simyacı olduğu söylense de kitaplarda ismi geçene kadar modern dünyamızda pek tanınmayan birisiydi. Harry Potter kitapları dışında Michael Scoot adlı birisi de hakkında kitap yazmıştır. Zaten birazdan yazacaklarımızın çoğunun kaynağı da bu kitaptır.

   Hikayeye göre (Hikaye diyorum gerçekliği tartışılıyor çünkü) 25 Nisan 1382 tarihinde Flamel uzun uğraşlar sonrası Felsefe Taşını buluyor. Bu taşla bir cıvayı altına dönüştürmeyi başarıyor. Bu sırada yanında karısı var başka da kimse yok. Yani gerçekten bulup bulmadığı tam bir muamma. Ama çalışmaları olduğu kesin. Nicholas Flamel ister taşı bulmuş olsun ister bulmamış o zamanlarda çoğu insan onun bunu başardığına inanmış ve ismi adeta efsaneleşmiş. 

Felsefe Taşının Akıbeti

   Nicholas Flamel yine hikayeye göre taşı bulduktan sonra sade bir hayat sürmeye başlamış ancak çalışmalarına da devam etmiş. Felsefe Taşının bu noktadaki akıbeti meçhul. Böyle bir taşı bulmuş adam neden onu insanlığa göstermek istemez ki? Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Nicholas Flamel ne kadar sade bir hayata yelken açmış olsa da efsanesi büyümüş. Bir zaman sonra onun sonsuz hayat iksirini bulduğu söylenir olmuş. Tabii bu da kanıta muhtaç bir bilgi. Öldükten yıllar sonra çoğu insan onun hala iksir sayesinde hayatta olduğuna inanmış. Hatta bir zaman adamın mezarına hırsızlar dadanmış. İşte Felsefe Taşını bulmak için. Söylentiye göre mezarı açtıklarında Flamel'in olmadığını görmüşler. Bu da Flamel'in hayatta olduğunu söyleyenlere dayanak olmuş. Hayattaysa Felsefe Taşı da yanındadır galiba.

İşin Özü

   Konuyu şöyle bir özetleyecek olursak Nicholas Flamel gerçekten geçmişte yaşamış bir simyacıdır. Fakat onun Felsefe Taşını veya sonsuz hayat iksirini bulduğuna dair güçlü bir kanıt yoktur. Sadece söylentiler ve efsaneler vardır. Felsefe Taşı ise bir bakıma geçmiş dönemdeki simyacıların ana hedefini gösteren bir simgedir. Simyacıların hedefi her şeyi altına çeviren bir maddeyi bulmaktır. Hal böyle olunca Felsefe Taşının, bu amacı simgeleyen bir hayal ürünü olduğunu düşünebiliriz. Hatta ben direkt öyle düşünüyorum. Ha gerçekten bir Felsefe Taşı olsa ne olur? Altının değeri düşer. Hazır düğün sezonu gelmişken ne güzel de olur. 

Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

9 Mart 2017 Perşembe

Bay Widemouth Gerçekten Var mıydı?

widemouthhh

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek içerikler barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   Geçtiğimiz günlerde Bay Widemouth adlı bir hikaye okudum. Tahmin edeceksiniz ki bu bir korku hikayesiydi. Hikayede geçen Widemouth adlı -yaratığın ya da her neyse- var olup olmadığını düşündüm. Böyle bir karakter gerçek hayatta var mıydı? Bu hikaye ne kadar gerçekti? Tabii bunu kesin bir şekilde bilmek zor fakat fikir yürütmekte imkansız değil. Önce ufacık hikayeden bahsedip sonra var olup olamayacağını açıklayayım.

Yatağın Altındaki Kötülük

   Hikayeye göre ABD'de bir çocuk yeni bir eve taşınıyor. Bu eve taşındıktan kısa bir süre sonra ateşli hastalık geçiren çocuk kısa bir süre sonra da odasında Bay Widemouth diye birisiyle karşılaşıyor. Bu Widemouth denilen kişiyle dost olan çocuk onunla oyunlar oynuyor. Fakat Widemouth çocuğun ailesine görünmekten kaçınıyor. Ailesi geldiğinde yatağın altına gizleniyor. Gel zaman git zaman yavaş yavaş masum görünen oyunların rengi değişmeye başlıyor. Widemouth çocuktan ilk önce eğlence amaçlı pencereden atlamasını istiyor. Hatta kendisi önden atlıyor ve çocuğu atlaması için teşvik ediyor. Fakat çocuk ısrara rağmen bunu kabul etmiyor. Widemouth bu olay üzerine bir süre çocukla küsüyor.

   Bir süre sonra Widemouth bu sefer elinde bıçaklarla çocuğun yanına geliyor. Çocuğun bıçaklarla oynamasını istiyor. Fakat çocuk bunun annesi tarafından yasaklandığını söylüyor ve kabul etmiyor. Widemouth bozulsa da bu konudaki ısrarlarını sürdürüyor. Ta ki çocuk ve ailesi evden taşınana kadar. Aile evden taşınırken çocuk Widemouth evde kalıyor. Çocukla vedalaşıyor. Hikayeye göre yıllar sonra çocuk tekrar o eve gidiyor sonra evin çevresinde dolaşmaya başlıyor. Eve yakın bir yerde mezarlık keşfediyor. İşin ilginç tarafı ise mezarlığın hep çocuk mezarlarıyla dolu olması. O anda aklına Widemouth geliyor ve kendisine yönelik ısrarları...

Peki Gerçek mi?

    Öncelikle hikayeyi ilk okuduğumda aklıma hemen Şizofreni hastalığı geldi. Eğer hikaye gerçekse hikayede adı geçen çocuk şizofreni olabilir. Tabii şöyle bir durum da var. Çocukların küçük yaşlarda böyle hayali karakterleri de oluyor. Yani belki de  o türden bir hayali karakterdir. Peki çevredeki mezarlar? Tuhaf bir rastlantı olabilir. Hikayenin gerçek olduğunu kanıtlamaz bence. Ayrıca hikaye Creepypasta ürünü. Yani bu durumda gerçek olup olmadığı daha da şüpheli. Şahsen gerçek olmadığını düşünüyorum. Bu tür hikayeler bizleri korkutup gerçeklik algımızla oynasa da pek hayatın içinden değil. Bunun bilincinde olmak gerekir.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

28 Şubat 2017 Salı

Outlast Akıl Hastanesi Gerçek mi?

gercekoutlast

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   2013 Yılında çıkan Outlast oyunu bir hayatta kalma korku temalı oyundur. Bugünlerde çoğu kişi tarafından oynanan bu oyun gerçekten korkuyu iliklerimize kadar hissetmemize sebep oluyor. Oyunda Miles Upshur adlı gazeteci garip olayların geçtiği konuşulan bir akıl hastanesine haber için gidiyor. Tek başına gittiği bu akıl hastanesinde de o korku dolu garip olaylarla karşılaşıyor. Eğer korku oyunlarını seviyorsanız mutlaka oynayın derim. Bunun dışında çoğu kişi gibi benim de aklıma oyunda geçen akıl hastanesinin gerçek olup olmadığı sorusu takıldı. Bu soruya cevap bulmak için bir dizi araştırma yaptım. Bu araştırmalar sonucunda ulaştığım fikri yazmak istedim.

Mount Massive Asylum

   Öncelikle Outlast oyununa konu olan akıl hastanesinin haritasının en azıyla gerçekten bir akıl hastanesi örnek alınarak tasarlandığını söyleyeyim. Bu hastane ABD'deki Lake County'nin uzak dağlarında bulunan Mount Massive Asylum adlı bir akıl hastanesidir. İddiaya göre bu hastanede hastalara yasa dışı deneyler yapılmıştır. Yine iddiaya göre bir gün bu hastanede hastalar isyan çıkardı. Bu isyan çok kanlı bir isyandı. Hastalar hastaneyi ele geçirse de güvenlik güçleri kanlı bir şekilde isyanı bastırdı. Tabii bunlar ne kadar doğru tartışılır orası ayrı.

   İddialara göre oyuna konu olan Mount Massive Asylum 1971 yılında yaşananlar dolayısıyla kapatılmıştır. 1972 Yılında ise hastane ile ilgili çoğu kayıt CIA tarafından yok edilmiş. Ve sıkı durun 2009 yılında bu hastanenin tekrar açıldığı söyleniyor. Yine burada yasa dışı deneyler yapıldığı iddia ediliyor. Bu bilgilerin gerçek olup olmayacağı ise şüpheli. Fakat şahsen böyle bir hastanenin var olabileceği kanısı oluştu bende. 

Hastane Oyundan Daha Korkutucu

   İnternette Outlast'a konu olan Massive Asylum hastanesinin bazı fotoğraflar var. Bu fotoğraflar eğer gerçekse hastanenin gerçekten korkutucu olduğunu söylemem gerekiyor. Yani oyundan daha korkutucu bir havası var. İşte o hastaneden bazı fotoğraflar:

outlast-1

outlast-2

outlast-3


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

19 Şubat 2017 Pazar

Jeff The Killer Gerçekten Var mı?

killerjeff


DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   Korkutucu yüzüyle ve aynı derecede korkutucu gülüşüyle uykularımızı kaçırmaya aday olan Jeff The Killer gerçekten var mıdır? Onun ardındaki korkutucu hikaye ne derece doğrudur? Bu yazımda Jeff The Killer karakterinin var olup olmadığını kesin bir şekilde yazacağım. Eğer onun varlığına inanıyorsanız okumaya devam edin. İnanmıyorsanız arkanızı kollayın. (Şaka şaka şöyle bir korkutucu giriş yapayım dedim.)

Kimdir Bu Jeff The Killer?

   Daha çok anime karakterlerine benzettiğim bu ablamız şu sıralar internet aleminde bolca tartışılır olmuş. Öncelikle söylemeliyim ki Slender Man kadar olmasa da paranormal karakterler açısından popülaritesi yüksek. Özellikle yüz ifadesi, siyah gözler ve gülüşü (Gülüş değil bildiğin çığlık) Jeff The Killer'a  korkutucu yapan özelliklerdir. Ayrıca bir de hikayesi vardır bunun.

killerjeff2

   Hikayede özetle, Jeff ve ailesi yeni bir mahalleye taşınır. Mahalledeki diğer çocuklar Jeff'e zorbalık yapmaya başlarlar. Bir gün Jeff dayanamaz ve çocuklardan birini kardeşi de yanındayken bıçaklayarak öldürür. Polis kapılarına geldiğinde ise Jeff'in kardeşi ben yaptım deyip suçu üstüne alır. Jeff bu duruma kızar ve zorbalık eden çocuklarla tekrar karşı karşıya gelir. Bu sefer niyeti onları öldürmektir. Kovalamaca başlar. Bu kovalamaca sonucunda da bir şekilde Jeff'in gözlerine klorak karşımı bir sıvı dökülür. (O yüzden siyah) Ayrıca yine bu kovalamaca da yüzü yanar. (O yüzden yüzü bembeyaz) Bu olay sonrasında zaten Jeff'in kafası iyice yanar. Bir de ağzına bıçakla Joker icabı gülücük yapar. (Allah akıl fikir versin ne diyeyim)

    Peki bunlar gerçekten yaşanmış mıdır? Özellikle çocukları hedef alan bir Jeff The Killer gerçekten var mıdır?

İnternet Efsanesi

    Jeff The Killer bir creepypaste ürünüdür. Peki creepypaste nedir? Bu bir sitedir. İçerisinde çeşitli paranormal hikayeler yazılıdır. Bu hikayelerin çoğu da genelde uydurmadır. Şunu kesin bir şekilde tekrarlıyorum böyle bir karakter yoktur. Bu sadece hayal ürünüdür. Yani eğer aranızda bunu gerçek sanıp korkanlarınız varsa korkmayın! Peki Jeff The Killer karakteri nasıl popüler oldu? Bazı videolar ile. Bu videolarda Jeff The Killer olduğu söylenen fotoğraf arka planında çığlıkla aniden çıkıyordu. Fotoğrafa gelince. Fotoğraf gerçekten bir kıza ait fakat üzerinde çeşitli oynamalar yapılarak hayali Jeff The Killer'a benzetilmiş. 

   Özetle Jeff The Killer diye bir psikopat yok. Rahat uyuyabilirsiniz.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

11 Şubat 2017 Cumartesi

Bu Gemidekiler Neden Öldü? : SS Ourang Medan Olayı

medanourang

DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek görseller barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   Çok önceleri denizlerin gizemli gemisi Mary Celeste ile ilgili bir yazı yazmıştım. O yazıdan uzun bir süre sonra yine konumuz denizin ortasında başka bir gizemli gemi. Hatırlarsanız Mary Celeste olayında gemidekilere ne olduğu tam anlamıyla bir gizemdi. Yani gemidekiler kayıptı. Fakat SS Ourang Medan gemisindekiler kayıp değil. Yerlerinde cansız bir şekilde bulunuyorlar. İsterseniz nedir bu esrarengiz SS Ourang Medan olayı hemen anlatayım.

Yardım Çağrısı ve Dehşet!

   Takvimler 1947 Haziran ayını gösterdiğinde, Endonezya Sumatra açıklarından Hollanda bandıralı bir kargo gemisi geçiyordu. Bu geminin ismi tahmin edeceğiniz üzere SS Ourang Medan'dı. Bir süre sonra Sumatra açıklarında seyreden bu gemiden acil mesajlar gönderilmeye başlandı. Mesajlar dehşet vericiydi. Mesajı gönderen kişi "Kaptan dahil tüm mürettebatımız öldü! Ben de ölüyorum!" diyordu. Mesajı alan Silver Star adlı bir başka gemi hemen koordinat tespitini yapıp Ourang Medan için kurtarma çalışması başlattı. Silver Star, gemiye mesajlar yollasa da geri dönüş alamadı. Bunun üzerine küçük bir filikayla gemiye çıkıldı. Gemideki manzara dehşet vericiydi. Bir köpek dahil tüm mürettebat ölmüştü. Acil mesajları yollayan kişi de haberleşme odasında bulunmuştu. 

   Ourang Medan gemisinde bulunan cesetler gemide gizemli bir şeyler yaşandığını işaret eder nitelikteydi. Cesetlerin hepsinin elleriyle işaret ederek güneşe baktıkları görülüyordu. Yine çoğu ne ile karşılaşmışsa donakalmış bir şekildeydi. Hiçbir cesedin üzerinde darbe veya yaralanma izi de yoktu. Gemiye çıkan ekip daha sonra kazan dairesine ilerledi. Dairenin sıcaklığı 30 dereceden fazla olmasına rağmen ekibin oraya girdiklerinde ürperti hissettiklerini rapor ettiği iddia edilmiştir. Bu durum gemiye hayaletlerin veya şeytani varlıkların saldırmış olabileceği fikrini doğurmuştur.  Daha sonra kurtarma ekibi kargo dairesine girmeye çalışmıştır. Fakat o esnada gemiden dumanlar çıkmaya başlayınca ekip derhal gemiyi terk etmiş ve çok geçmeden Ourang Medan gemisi patlayarak derin sularda kaybolmuştur. 

Sebebi Taşıdığı Kimyallar mı?

   Geminin neden patladığı şu gün bile tartışma konusudur. Fakat gemi için asıl gizem cesetlerin durumudur. Mürettebat neden ölmüştür? 1954 Yılında bulunan bir defter gemide bazı kimyasalların taşındığını ortaya çıkarmıştır. Çoğu uzman buna dayanarak gemidekilerin bu kimyasallar sebebiyle öldüğünü öne sürmüştür. Ayrıca patlamanın da yine bunlar yüzünden olabileceği fikri doğmuştur. Burada akıllara gelen soru ise şu: Kimyasallar tüm mürettabatta aynı etkiyi nasıl yaratabilir? Yani tüm cesetler aynı şekilde bir duruşa nasıl sahip olabilir? Diğer bir teoriye göre ise kazan dairesinde Karbonmonoksit sızıntısı olmuştur ve bundan dolayı gemidekiler ölmüştür. Fakat bu durumda mürettebat gemi güvertesine çıkıp temiz hava soluyabilirlerdi. Yani akla pek yatkın görünmüyor. 

   Gemi ile ilgili en dikkat çekici teori ise hayaletlerin veya uzaylıların saldırısı olabileceği fikridir. Böyle bir fikir fantastik görünse de cesetlerin bir şeylerden korkmuş yüz ifadeleri ve duruşları gerçekten paranormal bir olayı işaret etmektedir. Paranormal mi yoksa değil mi? Şimdilik bir sır ve uzun bir süre daha sır olacağı kesin. Ourang Medan gemisi denizin dibinde cesetleriyle aydınlanmayı bekliyor.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

7 Şubat 2017 Salı

Dyatlov Geçidi Gizemi

dyatlov-

   DİKKAT! Bu yazı kişiyi rahatsız edecek içerikler barındırıyor. 18 Yaşından küçükseniz veya rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız lütfen kendiniz için bu yazıyı okumayı bırakın.

   Takvimler 1959 yılını gösterdiğinde İgor Dyatlov liderliğinde 10 kişilik bir kayakçı grubu bir araya gelmişti. Bu grup sekiz erkek ve iki kızdan oluşuyordu. Kayakçıların niyeti Ural Dağlarının Otorten Dağına bir gezi düzenlemekti. Grup bu niyetlerini gerçekleştirmek adına 25 Ocak'ta harekete geçti. Bu esnada grup üyelerinden Yuri Yudin, ayağını burktuğu ve hasta olduğu için devam edemedi. 27 Ocak tarihi grubun son görüldüğü tarih oldu. Daha sonrasında bu grubun akıbeti dünyamızdaki sayısız gizemler arasına girdi. Hayır onlar kaybolmamıştı! Daha feci bir şey ile karşılaşmışlardı.

   Gezi planına göre grup 12 Şubat'ta bulundukları spor kulübüne telgraf çekecekti. Beklenen telgraf bir türlü gelmedi. Kulüp gecikme olacağını varsayarak bir süre daha bekledi. Fakat bu süre zarfında da haber çıkmayınca bir kurtarma ekibi oluşturuldu. Oluşturulan kurtarma ekibi 26 Şubat'ta grubun parçalanmış çadırına ulaştı. Bunun üzerine devam eden arama çalışmalarında gündemi uzun süre meşgul edecek cesetlere ve bazı bulgulara ulaşıldı.

Gizemli Cesetler

   İlk olarak ormanın girişinde sönmüş bir ateşin dibinde iki ceset bulunur. Bunlar Krivonişenko ve Doroşenko'dur. Bu cesetlerin üzerinde yalnızca iç çamaşırı ve çorap vardır. Araştırmalar bu ikilinin ağaca çıkıp ortalığa baktığı kanısındadır. Daha sonra kamp alanı ile iki cesedin bulunduğu ağaç arasında üç ceset daha bulunur. Cesetler lider Dyatlov, Kolmogorova ve Slobodin'e aittir. Bu üç cesedin kampa dönmeye çalışırken öldükleri tahmin edilmektedir. Diğer kalan dört ceset ise uzun süre sonra yine ağacın bulunduğu konumdan 75 metre uzaklıkta bulunur. Bu cesetler diğerlerine göre daha iyi giyimlidir. Ancak burada garip durum bu kişiler birbirlerinin kıyafetlerini giymiştir. Bu durumla çadırın içeriden yırtılarak açıldığı bulgusu birleştirildiğinde grubun panik halinde olduğu tahmin edilmektedir.
cadirdyatlov


   Cesetler üzerinde yapılan sonraki incelemelerde anlam verilemeyen bazı bulgulara ulaşılmıştır. Mesela Slobodin'in kafatasında öldürücü olmayan bir kırık vardır. Tahminen Slobodin nereden geldiği belli olmayan bu darbeyi almış sonra bayılmış ve donarak ölmüştür. Yine cesetlerden bazılarının kaburgaları kırıktır. Ayrıca cesetlerden birisinin dili, gözleri ve dudağı yoktur. Tüm bunlara rağmen cesetlerin travmaya rağmen dış yüzeylerinde belirgin bir yaralanma izi de yoktur. İddialara göre cesetlerin üzerinde açıklanamayan lekeler vardır. Bu gibi bulgular grubun öldükleri tahmin edilen 2 Şubat 1959 günü ne yaşadıkları tam bir gizemdir. Bu gizeme yönelik bazı iddialarla güçlendirilen teoriler öne sürülmüştür.

Ne Yaşandı?

   Grubun son kamp yaptığı yer Sovyet Rusya'nın roket ve nükleer testler yaptığı iki alanın arasında kalmaktadır. Nitekim bölgeye aynı tarihlerde uğrayan başka gruplar havada garip turuncu küreler gördüğünü rapor etmişlerdir. Bunun daha sonra roket denemelerinden kaynaklandığı teyit edilmiştir. Cesetlerin bazılarının kıyafetinin üzerinde bulunan yüksek radyasyon miktarı da yaşananların bu testler ile alakalı olabileceğini gösterir niteliktedir. Yine grupta Dyatlov dışındaki kameralarda neler olduğunun açıklanmaması bu olayla Sovyet testlerinin bir ilgisinin olacağı tezini güçlendirmektedir. 

dyatlovceset


   Grup üyelerinden Slobodin'in yüzündeki bazı şişkinlikler ve yerde karnını tutarak yatış biçimi onun bir şeylerle mücadele ettiğini gösterir niteliktedir. Fakat işin garibi bölgede grubun dışında başka bir ayak izine rastlanmamıştır. Slobodin'in mücadele ettiği şeyin keşfedilmemiş bir vahşi canlı olabileceği düşüncesi bu noktada doğar. Bunun dışında yine bu bulguya bakarak uzaylılar yaptı teorisi geliştirilir. Fakat iki görüşte dayanağı sağlam olmayan taraflara sahiptir. 

Yeni Gelişmeler


ruskoca
   Dyatlov olayı ile ilgili dosya 1990 yılında medyaya açıldığında gurubun çektiği bir fotoğrafta tanımlanamayan bir kişi görülüyordu. Bu kişinin aslında Kocaayak adlı yaratık olduğu iddia edilmiştir. Fotoğrafın gerçek olduğunun kanıtlanması Kocaayak teorisini güçlendirmiştir. Hatta bu fotoğraf onun en güçlü kanıtı olarak sunulmaktadır. 

   Ocak 2016'da grubun öldüğü veya öldürüldükleri Dyatlov Geçidinde bir ceset daha bulundu. Bu ceset 50 yaşında bir erkeğe aitti. Bu cesedin nasıl öldüğü ve orada ne aradığı konusunda net bir bilgi yoktur.  

   Dyatlov Olayında grubun paniklediği hatta ilk bulunan ikilinin yaktıkları ateş dolayısıyla kısa süreli görme kaybı yaşadıklarına bakarak o gün gerçekten korkunç bir şeyler yaşandığı tartışılmaz bir gerçektir. Fakat tam olarak ne yaşandığı tüm gizemini şu gün bile korumaktadır.  

KONU DIŞI NOT: Arkadaşlar bu yayınlanan 200. yazımız! Şimdiye kadar yazılarımızı okuyan sizlere çok teşekkür ediyoruz. Yazmaya devam edeceğiz takipte kalın :)


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

21 Ocak 2017 Cumartesi

Rüyalarımız Bize Geleceği Gösterebilir mi?

rüyagelesek

   Rüyalar! Hala sırları tam anlamıyla çözülememiş muhteşem bir deneyim. Rüyalar sadece beynimizin bize sunduğu basit bir hizmet mi? Yoksa daha farklı anlamları mı var? Daha ileri gidelim o halde. Rüyalarımız bize geleceği gösteriyor olabilir mi? Bilim dünyası buna kesinlikle hayır diyor. Fakat yaşanan hadiseler bunun bu kadar kesin olmadığını gösteriyor. Mesela en ünlüsünden ABD başkanı Abraham Lincoln'in rüyasında kendi ölümünü görmesi hadisesi var. Abraham Lincoln'in rüyasında ölümünü görmesini buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Buna nasıl cevap verebiliriz peki?

Enver Sedat'ın Ölümünü Gören Kadın


sedat-enver   Barbara Garwell 1981 yılında çok ilginç bir rüya gördü. Rüyasında futbol sahası gibi bir yerdeydi. Burada dikkatini minyon tipli birisi çekti. Barbara, sahanın ortasında o minyon tipli adamın yanından geçerken ona bakmıştı. O adama bakarken aniden sahanın çeşitli yerlerinden makineli tüfeklerle adamlar çıkmıştı. Bu makineli tüfekle gelenler o minyon tipli adama ateş etmeye başlamıştı. Adam yere yığılmıştı. Rüya bu şekilde sona eriyordu. Barbara bu rüyayı gördükten üç gün sonra dünyayı sarsacak bir olay meydana geldi. Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat katıldığı bağımsızlık töreninde aynı Barbara'nın gördüğü şekilde öldürüldü. Barbara Garwell rüyasında geleceği görmüştü. Peki bu mümkün müydü?

Rüya Yorumlayan Bir Peygamber

   Rüyalardan geleceği görmek dediğimizde aklımıza ilk gelenlerden birisi Hz. Yusuf'tur hiç şüphesiz. Kutsal kitaplarda bu peygamberin rüya yorumlama özelliği vurgulanır. Bu gücün kendisine Allah tarafından verildiği de yazılır. Hz. Yusuf görülen rüyalardan ülkesinde kıtlık çıkacağını bilmiş ve bunu bilmesinden ötürü Mısır'a hükümdar dahi olmuştur. Aslında burada olaydan çok rüyaların bir anlamının olacağının dini açıdan kanıtlandığını görebiliriz. Rüyalarımız hiç de öyle anlamsız değil yani.

Rüyalar, Duygular ve Gelecek

    Genel bir inanışa göre rüyalarımız duygusal yönden bizi tatmin etmeye yarıyorlar. Eksikliğini hissettiğimiz birçok duyguyu rüyalarımız vasıtasıyla giderebiliyoruz. Bu durum yine rüyalarımızın amaçsız ve basit olmadığını gösteriyor. Rüyalardan geleceği görmek en azıyla geleceği yorumlamak verilen örnek olaylara baktığımızda mümkün bir durum olarak görülüyor. Fakat bu çok ender rastlanan bir durum. Yani her gördüğünüz rüya size gelecekten haber vermiyor. Hatta belki de şimdiye kadar gördüğünüz tüm rüyaların böyle bir özelliği yoktu. Aslında bu noktada rüyaların tek işlevinin olmadığını düşünebiliriz. Onların birden fazla amacı olabilir. Mesela bazen bizleri duygusal yönden rahatlatırken bazen geleceği gösterebilir bazen de hiç anlamı olmadan ruhumuzu rahatlatabilir. Yani kısacası onları tek bir kalıba sokmamak lazım. Ayrıca onları yorumlamak konusunda sanıldığının aksine fazla da maharetli değiliz.

   Rüya yorumlama işi öznel bir iştir. Bugün kitapçılarda satılan tabirler nesneldir yani pek de işe yaramaz. Bir rüyanın anlamını ancak siz kendiniz çok iyi bilirsiniz. Onu yorumlamak konusunda kendinize güvenmelisiniz. 

   Özetle rüyalarda geleceği görmek yaşanan olaylara baktığımızda mümkün bir durum olarak görülüyor. Fakat günümüzde bunu gerçekten yaşamak ender bir durum. Ayrıca bilimsel bir dayanağı olmadığını da yeniden belirtmem gerekiyor.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

Ölümünü Gören Bir Lider: Abraham Lincoln

lincolnabraham

   ABD tarihine damgasını vurmuş bir lider. Köleliği kaldırmış, ülkenin birliğini korumayı başarmış bir isim. ABD'nin Cumhuriyetçilerden ilk olmak üzere tarihte ise 16. başkanı. Abraham Lincoln'den bahsediyorum. ABD'li çoğu tarihçiye göre Abraham, ülkenin geçmişten günümüze en iyi başkanları arasındadır. Bu parlak isim sadece başarılarıyla değil talihsiz ölümüyle de daha doğrusu öldürülüşüyle de tarihe geçmiştir. Çünkü ABD tarihinde suikast sonucu öldürülen ilk başkandır kendisi. Bu suikastı ilginç kılan ve yazımıza konu olmasını sağlayan ise Abraham'ın gördüğü bir rüyadır. Abraham rüyasında kendi ölümünü görmüştür.

"Beyaz Sarayda Kim Öldü?"

   Abraham Lincoln geç saatlere kadar çalışırdı. Öldürülmesinden kısa bir süre öncesinde yine aynısını yaptı. Bu defa masasında çalışırken uyuyakaldı. Uyandığında kan ter içindeydi. Gördüğü rüya dehşet vericiydi. Hemen karısına koştu. Rüyasını anlatmaya başladı. Rüyasında Beyaz Saraydaydı. Ancak ortalarda kimseler görülmüyordu. Uzaktan ağlamaklı sesler geliyordu. Bu seslere doğru gitti ve bir odaya girdi. Odada insanlar siyah giyinmişti. Herkes ağlaşıyordu. Cenaze vardı. Abraham cenazenin kime ait olduğunu görememişti. Yanında duran askere sessizce sordu: "Beyaz Sarayda kim öldü asker?" Asker hüzünle cevap vermişti: "Başkan öldü.." Abraham neye uğradığını şaşırdı. Ölen kendisiydi. Birden uğultular çıkmaya başladı. Sesler yükseldi ve Abraham uyanmıştı. 

Ve Rüya Gerçekleşir

   Abraham Lincoln bu rüyayı gördükten kısa bir süre sonra gittiği bir oyunda başından vurularak öldürüldü. Ölümü ABD hatta dünya için şok etkisi yarattı. Sadece şok değil kısa bir süre sonra karısı kocasının gördüğü rüyayı anlattığında herkes ikinci defa şok oldu. Lincoln öleceğini bilmişti. Peki nasıl oluyordu? Rüyalardan geleceği görmek mümkün müdür? Buraya tıklayarak rüya ve gelecek ile ilgili yazıya ulaşabilirsiniz. 



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

15 Ocak 2017 Pazar

Ölüme Yakın Deneyim Neyi İfade Ediyor?

olumeyakın

   Takvimler 17 Eylül 1975 tarihini gösteriyordu. Dannion Brinkley 'in ev telefonu çaldı. Brinkley, telefonunu açtı ve konuşmaya başladı. Dışarıda hava gittikçe bozuyordu. Yağmur yağmak üzereydi. Birden şimşekler çakmaya başladı. Çakan şimşeklerden birisi yakına düşmüştü. Brinkley, ne olduğunu anlayamadı. Şimşeklerden birisi telefon kablosuna temas etmiş ve Brinley'in kulaklarından tüm vücuduna yayılmıştı. Anında kalbi durdu. Hemen aceleyle hastaneye götürüldü. Fakat yapacak bir şey yoktu. Brinkley klinik olarak ölmüştü ve morga kaldırıldı. 28 Dakika sonra ise herkesin hayretle karşılayacağı bir olay gerçekleşti. Brinkley ölü olarak girdiği morgdan sağ olarak çıktı! Bir anda hayata dönmüştü ve söyleyecekleri vardı. Onun söyleyecekleri ile ölüme yakın deneyim denilecek esrarengiz olay ortaya çıkacaktır.


brınkley


   Brinkley hayata döndükten sonra öldüğü düşünülen anda neler yaptığını açıklamıştı. Anlattığına göre bir yerlere gitmişti. Bir şeyler görmüştü ve geri dönmüştü. Ona göre ölüm bir son ve kesinlikle korkulacak bir şey değil. Brinley'in dışında dünya üzerinde çok sayıda insan ölüme yakın deneyim yaşamıştır. Bu deneyimlerde bazı ortak noktaların olduğu söylenir. Mesela deneyimi yaşayanların çoğu hastanede ameliyat masasında bilinci kapalıyken neler olduğunu hatırladığını söyler. İlnginç olan ise hatırladıkları genelde doğrudur. Ölüme yakın deneyim yaşayanların anlattıklarında başka benzerliklerde var elbette.

   Ölüme yakın deneyim yaşayanların çoğu bir yerlere gittiğini söyler. Bu gidilen yer genelde hoş bir yerdir. Bunun dışında deneyimi yaşayanların çoğu gittikleri yerde daha önce sevdikleri ama kaybettikleri akrabaları ile karşılaştıklarını söylerler. Yine aynı şekilde o yerden dönüşlerinde akrabalarının gitmelisin daha vaktin gelmedi telkinlerinin etkili olduğu görülür. Peki ölüme yakın deneyim bizlere neyi ifade ediyor olabilir? Bunu iki farklı görüş açısından ele alalım.

Ölümden sonra yaşam

   Tüm semavi dinler ölümden sonra yaşam olduğunu söyler. Hepsinde cennet ve cehennem vardır. Belki de gidilen hoş yer gerçekten cennettir. Ama burada neyin ne olduğundan daha önemlisi ölümden sonraki yaşamın varlığıdır. Ölüme yakın deneyimler belki de bizlere gerçekten ölümün bir son olmadığını tekrardan söylüyor olabilir. Bilimsel açıdan pek gerçekçi olmayan bu durum belki de bu deneyimlerin sırları çözüldüğünde kanıtlanabilecek. Şurası bir gerçek ki ölüme yakın deneyim yaşayanların çoğu yaşadıklarından sonra ölümden sonra yaşama inanmaya başlamış durumda. Belki biraz duruma inançla bakıyorum fakat bana da bu görüş daha yakın geliyor. Ölümden sonra yaşamın varlığına inanıyorum ve bu deneyim bize mesajlar veriyor olabilir.

Beynimizin bir oyunu

   Ölüme yakın deneyim beynimizin bize bir oyunu olabilir. Ölüm anında beynin bazı bölümleri çalışmaz ve bazı bölümler anormal çalışır. Bu durum anlatılan türden görüntüler oluşturabilir. Bu görüntüler insanın inançlarıyla bir araya gelince durum pek de anormal görülmüyor. Ameliyat masasında yaşananların hatırlanmasına gelince insanların koma halinde çevresinde yaşananları bilebileceği kanıtlanmış bir gerçek. Yani insanların yaşananları tam olarak anlatması bir şeyleri kanıtlamaz. Aksine kanıtlanmış bir durumu pekiştirir. Kısacası bu görüşe göre ölüme yakın deneyimler beynimizdeki anormal durumlardan kaynaklanan bir oyundur. 

   Ölüme yakın deneyimler bilimsel çevrelerce ve daha farklı kişilerce tartışılmaya devam ediliyor. Bu olayın tam olarak anlamlandırılması adına araştırmalar da yapılıyor. Bakalım bu konuda ne tür gelişmeler yaşanacak ilerleyen zamanlarda.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

11 Kasım 2016 Cuma

Aradığım Kanal Bulundu: Nova Prospekt


cnyavuz

   Youtube artık eskisi gibi değil bildiğiniz gibi. İçerisinde artık içerik üreten çok sayıda kanal var. Artık televizyon yavaş yavaş yerini buralara doğru bırakıyor galiba. Neyse bunu ayrı bir yazıda ele alacağım zaten. Malum nerede çokluk, orada bir sıkıntı. Youtube kanalı çok ama içlerinden gerçekten işe yarayanları az diyebilirim. Burada geçip önüne gelen oyun kanalı açıyor demeyeceğim ki demiş oldum. Aslında bende bir ara oyun kanalı açmayı düşündüm fakat bilgisayarımın durumu aklıma gelince vazgeçtim. Adamlar GTA 5 falan oynuyor abi. Benim bilgisayar Süper Mario Forever anca.

Ve Sonunda...

   Nova Prospekt kanalından kardeşim sayesinde haberim oldu. Abi dedi adam mezarlıkta bir gece falan geçiriyor. Nasıl ya? Hem de gece sesler falan geliyor. Haydaaa! Elbette kanalı merak etmem için bu yeterliydi. Kardeşimle kanalın ismi üzerine baya anlaşmazlığa düştükten sonra -bunu anlatabilmek için taa evden kalkıp geldi yanıma- kanala ulaşmayı başardım. Hemen mezarlıkta bir gece adlı videoyu açıp izledim. Zaten videoyu alt tarafa bırakacağım.

   Adamımızın ismi Can Yavuz. Bu adam garip bir adam. Böyle vurmalı kırmalı işleri seviyormuş. Daha önce oyun falan çekiyormuş da pek tatmin olmamış. Sonra patlamalı işlere girişmiş. Sonradan da gizemli, gerilimli işlere girişmeye başlamış. Bence güzel de olmuş. Açıkçası yapabileceğimi bilsem bende bu tarz bir şeylerle uğraşmak isterdim. Blogda yazdığım gizemli olayları bizzat yerine gidip görmeyi isterdim. Neyse bizim yerimize yapanlarda var işte. Açıkçası videolarını takip etmeye çalışacağım. Ayrıca ileride daha da çok çılgın işlere kalkışacağını görür gibiyim.

   Can Yavuz, ne kadar ilgi çekici olsa da  o kadar da tehlikeli işlerle uğraşıyor. Yani ne bileyim bombalar, korkunç yerler vs. Başına bir şey gelmezse iyi diye düşünüyorum. Umarım böyle bir şey olmaz. Biraz dikkat diyorum sadece. Neyse uzatmayauım eğer izlemek isterseniz aşağıya mezarlıkta bir gece videosunu koydum. Kanala ulaşmak için de buraya tıklayabilirsiniz.





Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

6 Kasım 2016 Pazar

Namaz Kılan İnsan Gölgesinin Sırrı


ınsandıvrıgı

   Anadolu ilk beylikler döneminde bugünkü Sivas Divriği ilçesine hakim olan Mengücekliler acaba biliyorlar mıydı çağın ötesinde bir eser bıraktıklarını? 1985 Yılında UNESCO Dünya Miras Listesine alınan bu eser sadece bulunduğu devrin izleriyle değil esrarengiz bir özelliği ile de görenleri şaşırtıyor. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası'ndan bahsediyorum. Belki duymuşsunuzdur namaz kılan insan gölgesini. Bu yazımda bu gölge nedir ne değildir yazmak istedim.

Her Güneşte Çıkan Silüet



    Divriği Camii, tahminen 1228 yılında Ahmet Şah tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah'tır. Bu eserin giriş kapısına ne zaman güneş gelse ziyaretçileri hayrete düşüren o esrarengiz gölge ortaya çıkmaktadır. Genelde İkindi güneşi ile beraber daha net görünen bu gölge aynı bir insan silüetini andırmaktadır. Ayrıca bu insan silüeti ile birlikte ortaya hemen ön tarafta dikdörtgene benzer bir gölge daha çıkmaktadır. İnsan silüeti sanki namaza durmuş gibi bir şekilde ortaya çıkar. Önündeki dikdörtgeninde Kuran-ı Kerim'i temsil ettiği düşünülür. Aşağıdaki fotoğraftan bunu daha iyi görebilirsiniz:

admdmdmd



Peki Nasıl?

   Bu silüetin rastgele oluştuğunu düşünmek garip bir durum olsa gerek. Şu açık bir gerçek ki mimar Hürrem Şah bunu bilerek yapmış. Peki nasıl? Uzmanların tahminine göre camii yapılmadan önce 2 yıl boyunca sırf bunun için çeşitli gözlemler yapılmış. 2 Yıl boyunca mimar Hürrem Şah, güneşin doğuşunu, batışını ve hatta yıldızları dahi gözlemlemiş. Çeşitli hesaplamalardan sonra ortaya esrarengiz aynı zamanda bu muhteşem eser çıkmış. Yine uzmanlara göre bu gölge güneşin ilk doğuşunda ortalığa bakıp temaşa ediyor, ikinci aşamada önündeki kitabı okuyor, üçüncü aşamada ise namaz kılıyor, son aşamada ise gölge kadın silüetine dönüyor.

   Günümüzde beton yapıları görünce mimar Hürrem Şah'ın 2 yıllık gözlemine ve büyük emeğine saygı duymamak imkansız. İyi ki bu eser bu zamanlara kadar gelmiş. İnşallah onu daha iyi koruyabiliriz. 


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

17 Ekim 2016 Pazartesi

Mısır Piramitleri Bir Anten mi?

antenmı

   Mısır'da 100'den fazla piramit vardır. Bunların en eskisi mimar İmhotep tarafından tasarlandığı düşünülen ve 3. Hanedan dönemine ait olan, Basamaklı Piramittir. Bunun dışında yine sapasağlam ayakta kalan Keops Piramidi, Dünyanın Yedi harikasından birisidir. Piramitler Tanrı Krallar adına yapılmış gizemli anıt mezarlardır. Şu gün bile onların ait olduğu dönemde nasıl yapıldığı konusunda çeşitli teoriler vardır. Ancak kesin ve tartışılmaz olan bir gerçek var ki bu yapılar oldukça sır dolu özelliklere sahiptir.

Ay'a Giderken Bir Yön Gösterici

   Mısır Piramitleri Orion Takımyıldızı dikkate alınarak yapılmıştır. 1969 Yılında Ay'a yolculuk söz konusu olduğunda astronotların nereye ineceği bir sorun olmuştur. Nitekim inilecek yer güvenli ve bir o kadar bilgi toplamak açısından elverişli olmalıdır. Fakat o günlerde teknolojik sistemler tam olarak nereye inileceği konusunda yetersizdi. Bu soruna Mısırlı bir araştırmacı olan Farouk El-Baz çözüm buldu. Ancak bulduğu çözüm çok gizemli yeni düşüncelere kapı araladı. Nitekim El-Baz yine Orion Takımyıldızını dikkate alarak Ay yüzeyine inilecek koordinatları belirledi. İşin garip tarafı bu koordinatlar, dünyada dikkate alındığında Giza Piramitlerinin olduğu yere denk geliyordu. Yani Ay yüzeyinde inilecek yer tabiri caizse tam piramitlerin karşısına düşüyordu.

   Piramitler gibi Ay'da gizemlerle doludur. İnsanoğlu oraya ayak basmış olsa da tam olarak gizemi çözememiştir. Apollo projesinin elle tutulur hiçbir sebep yokken aniden bitirilmesi komplo teorisyenlerini harekete geçirmiştir. Onların söylediğine göre insanoğlu Ay'da bir şeylerle karşılaştı ve o karşılaştıklarını daha fazla rahatsız etmemek için orayı terk etti. Bu şey dedikleri elbette dünya dışı varlıklar olmalı.

Ay Yapay Bir Uydu mu?

   Ay yüzeyinden gelen her fotoğraf detaylı incelendiğinde bu uydunun garip taraflarının olduğu görüldü. En basitinden yüzeydeki bazı şekillerin sanki bir uzay gemisinin dış katmanını andırması Ay'ın aslında doğal olmadığı fikrini kuvvetlendirdi. Teoriye göre Ay birileri tarafından yörüngemize yerleştirilmişti. Amacı ise dünyadaki hayatı bir şekilde etkilemek ve incelemekti. Baktığımızda Ay gerçekten dünyamız için çok vazgeçilmezdir. Adeta hayatın en temel kaynaklarının oluşmasında görevlidir. Ay bir uydudan daha fazlasıdır.

aygörüntüf
Ay'daki bir şeklin 3 boyutlu hale getirilmiş görüntüsü
   Ay'ın yapay olduğunu söyleyenler kanıt olarak yüzey şekillerini ve oradaki garip hareketleri gösteriyor. Sanki Ay'da bir yaşam vardır. Ancak bu yüzeyde değil de daha çok içerdedir. Bu teoriyi savunanlar Ay'ın başka evrenlerle iletişim kurmaya yarayan sahici bir uydu olduğunu söylüyor. Peki dünya bu sahici uydu ile nasıl iletişime geçiyordu? 

Piramitlerin Şekilleri

ADFGH
Piramit Tasarımı (Büyütmek için üzerine tıklayın)

   Giza piramitlerinin en büyüğünün iç tasarımı incelendiğinde bazı bilim adamları çok şaşırmıştır. Nitekim bu iç kısımların çizimleri yapıldığında ortaya sanki bir frekans alıcısının çizimi çıkmıştır. Hatta bu işten anlayan bazı uzmanlara çizimler gösterildiğinde direk alıcı demişlerdir. Daha önce söylemiştik ay yüzeyine inilen yer Giza Piramitlerine göre belirlenmişti. Ne hikmetse bu yer düz ve gerçekten güvenli işe yarar bir yerdi. Piramitlerle Ay arasında teorisyenlerin söylediği gibi bir bağlantı olabilir mi? Gerçekten Ay yapay ve evrenler arası veya gezegenler arası iletişimi sağlayan bir uydu mu? Piramitler bir anten mi? Bulgulara bakıldığında bundan şüphelenmemek içten bile değil.

Mars Piramitleri

marsprmt
Mars'ta çekildiği iddia edilen görüntü
   İşi biraz daha çıkmaza sürükleyen ve şüpheleri daha da artıran bir bulgu da Mars gezegeninden gelmiştir. Azımsanmayacak kadar çok bilim adamı Mars'ta daha önceleri bizimki gibi bir hayat olduğunu öne sürmüştür. Hatta çoğu hala hayatın var olduğunu söylemektedir. Mars yüzeyinden gelen çoğu görüntü bu fikri oldukça güçlü kılmaktadır. O görüntülerden birisinde ise iş daha da karmaşık bir hale gelmiştir. Görüntüye göre Mars yüzeyinde piramit benzeri bir yapı görünmektedir. Tam kanıtlanmamış olsa da bazı bilim adamları bu piramitlerin koordinatlarının yine Mısır Piramitlerine denk geldiğini söylemektedir. Acaba Mars'ta mı şüphelenilen iletişim ağı içerisinde yer alıyordu?

   Sonuç olarak Dünya, Ay ve Mars üçgeninde gelişen bu şüpheler büyük bir gizemi beraberinde getiriyor. Acaba geçmiş uygarlıklar farklı evrenlerle iletişime geçmeyi başarmış mıydı? Daha önemlisi bu iletişim ağı ne zaman ve neden yok olmuştu?

Yararlanılan Kaynaklar:

Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.