hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2017 Pazartesi

Çok İyi Gidiyorsun Walter



Merhaba sevgili okurlarımız;


Epey bir zamandır yazı yazmıyordum. Söyleyecek biz sözüm yoktu belkide...Üniversite bittikten sonra işsiz kalıp eve dönünce söyleyeceklerim de tükendi sanki...Hayatın zorluğu başka şeyler düşündürmüyor insana. Herhalde artık yazmam dediğim bir anda bilgisayarın başına geçtim. Evet hayat zor ama sahip olduğum tek şeyde kelimelerim onları da kaybetmek istemedim sanırım...

20 Haziran 2017 Salı

İkinci El Bir Hayattan Satırlar


hayatsanat


   Çağımızın yeni yaygınlaşmaya başlayan popüler kavramı olan yabancılaşma hakkında konuşalım.Aslında yabancılaşma çok yeni bir kavram değil.Köken olarak lonya felsefesine kadar uzanır.Antik dönemden 18.Yüzyıla kadar metafizik bir kavram olarak görülmüş, Endüstri Devriminden sonra somut gerçeklikler boyutunda bir içerik kazanmıştır.

   Yabancılaşma, çağdaş psikoloji ve sosyolojide kişinin kendisine, içinde yaşadığı topluma, doğaya ve başka insanlara duyduğu yabancılaşma hissine işaret eder.Felsefede yabancılaşma, şeylerin, nesnelerin, bilinç için yabancı, uzak ve ilgisiz görünmesi, daha önceden ilgi duyulan şeylere, dostluk ilişkisi içinde bulunulan insanlara karşı kayıtsız kalma, ilgi duymama, hatta bıkkınlık ya da tiksinti duyma anlamına gelir.

   Ben yazımda bilimsel gerçeklerden çok tüm bu hislerin insanda yol açtığı çöküntüden bahsetmek istiyorum. Kafka'nın "Dönüşüm" adlı eserini okuyanlar bilir Gregor Samsa bir sabah uyandığında böcek halini almıştır.Aslında Kafka yabancılaşma kavramını nesnel hala getirmiştir.Gregor'un böcek haline gelmesi, tüm çevresinden uzak olması onun yabancılaştığını gösterir.O artık tiksinti uyandıran bir varlıktır.Etrafındakiler ya ondan uzaklaşıyor, ya da onunla yaşamaya alışmaya çalışıyorlar.Hiç kimse ona yardımcı olmak için uğraşmıyor.Ve neden böyle olduğu hakkında düşünmüyorlar. Gregor Samsa'da bu dünyadan tüm izleriyle silinip gitmek isteyen Kafka'yı görürüz.Eğer bu duyguları yaşamadıysanız garip gelebilir.İnsan neden yok olmak ister ki?

   Çünkü evrenin orta yerinde tek başınaymışsın gibi hissedersin.Hayatının binlerce yerinden kırılıp, umutlarınla birlikte yerlere düştüğünü görürsün.Bu dünyaya ait değilmişsinde zorla seni tutuyorlarmış gibi bir durumun içerisindesin.Yanında bulunan kalabalığa rağmen sen hep yalnızsın.Başkalarının kahkahalarında  sakladığın gözyaşlarınla kendine yabancı hale geldin.Kimseye ne olduğunu anlatamadın belki.Zaten ne olduğunu da sormadılar.Sen köşende kıvranırken hayat akıp geçti.Kendi hayatında yardımcı oyuncu haline geldin.Kendinden bir böcekten tiksinir gibi tiksiniyorsun.İkinci el bir hayatın satırları arasında geziniyorsun.

   İşte tüm bu duygularla dünyadan yok olmak istiyorsun.Ama devam etmek zorunda olduğun da bir hayatın varlığıda ortada.Toplumda rollerin ve bir ailen var, bunu sana sürekli hatırlatıyorlar.Tüm kişisel gelişim kitapları düştüğün duruma acıyor sanki.Düştüğün bu labirentte debelenmenin adına pozitif bilimler  yabancılaşma adını veriyorlar.Bir ağrı kesici içtiğinde ya da antibiyotik tedavi edilebilecek bir durumda değilsin ayrıca, yani akıllara zarar bir durum.Sana uzaktan bakan kalabalığın gözlerinde acıma hissi hakim.Yani az öncede bahsettiğim gibi bir böcek gibisin.Bir böceği kim sever ki? Kimsesizliğinin adı yok.Kanının aktığını görsen saracak dermanın da yok.Yalnızlığının bir çareside yok.Ruhun bedenine, bedenin çevresine yabancı.Peki neden böyle? Bir neden de yok belki de. Ya da var , öyle işte...Çaresiz, çok çaresiz...Yalnız, çok yalnız...Tüm hayat neşesini, ağaçlar rengini kaybediyor sanki...

NOT: Okumayanlara şiddetle Dönüşüm kitabını tavsiye ediyorum.


Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür Ederiz.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Yapılsa Yok Diyemeyeceğimiz 4 İcat

ıcatlar



   100 Yıldan daha fazla bir zaman diliminden önce bir grup sanatçı bugünleri çizmeye karar verdi. 2000 Yılı itibariyle dünyanın nasıl görüneceğini çizmişlerdi. Çizimlere baktığımızda genel itibariyle hayallerinin fazlasıyla gerçekleştiğini görüyoruz. Ancak gerçekleşmeyenler daha doğrusu belki de gerçekleşme aşamasında olanlar da yok değil. Aşağıda paylaşacağım ve 100 yıl önce sanatçıların çizmiş olduğu 4 icat yok diyemeyeceğimiz icatlar bence. Hemen o 4 çizime ve icatlara geçeyim fazla da lafı uzatmadan.

ucanaraba

Öncelikle insanlığın en büyük hayallerinden birisiyle başlayalım. Uçan arabalar 100 yıl önce sanatçılar tarafından böyle çizilmiş. Onlara göre 2000 yıllarında böyle uçan arabalar olacaktı. Hani neredeler? Uçan araçlara yönelik günümüzde çalışmaların olduğu kesin. Ancak elle tutulur bir gelişme yok hala. Belki de uçaklar bu hayalimizi tatmin etti. Fakat yine de en azıyla şu trafiği rahatlatmak adına uçan arabalara yok diyemezdik. Elbette insan nüfusu arttığı sürece hava yolundaki uçan arabalarda pek trafik için çözüm olmaz.

berber

Benim gibi berber fobisi olanlar için inanılmaz bir icat olurdu. Aslında robotlar geliştirilirse bu pek de hayal değil. Robotlara berberlik yapacak bir program yüklenirse neden olmasın değil mi? 100 yıl öncesinden çizilen bu hayal olsa süper olur diyebilirim kendi adıma.

makyas

Baylar! Kapıda saatlerce beklemeye son! Bayanlar! Müjde saatlerce makyaj yapıp yorulmaya son! Bırakın o sizin yerinize yapsın. 100 Yıl önce bir sanatçının hayal dünyasından çıkan bu icat olsa ne güzel olurdu değil mi? Bunu özellikle bayanlara soruyorum. Aslında yine robot teknolojisi geliştirildiğinde bu icat farklı bir tarzda hayata geçebilecek. 

kitapbeyin

Ah şöyle bir icat olsa. Atsak kitapları makineye, yazılsa kafamıza. Aslında düşünüyorum da öyle bir durumda bilginin çekiciliği yok olabilir miydi? İnsandaki bilgiye ulaşma onunla mutlu olma durumu körelebilir miydi? Belki de 100 yıl önce bunu çizen sanatçı bunları düşünmüştür. Acaba bulduğu cevap ne olmuştur?





Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!

Soma İçin Bir Olduk:  Hepsi bizim yakınımızdı ki…
Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.
Ertesi gün çocukların hiçbiri okula gelmedi...
13 Mayıs 2014, Çarşamba… Kömür madenleriyle bilinen Soma kasabasında meydana gelen elim facianın ertesi günü… Soma’da görev yapan öğretmenler “o gün bizim için çok zor başladı, çocuklarımızın hiçbiri okula gelmedi” diye anlatıyor. Öğretmen Emel Abadan “Öğretmenler odasında sürekli haberleri izliyorduk ve herkes ağlıyordu” diyor. Öğretmen Mustafa Sabur: “Çocuklar okula döndüğünde onlara ne söylerim diye içi içimi yiyordu. Derken bir gün Bilim Kahramanları Derneği’nden geldiler ve etkilenen çocuklar için bir projeleri olduğunu söylediler.”
Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.
Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.

Bir boomads advertorial içeriğidir.