insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2018 Pazar

Tek Bir İnsanın Yaptığı Kale : Mercan Kalesi

kalesi-mercan

    Kaleler çok korunaklı müthiş yerlerdir. Eski dönemlerde devletlerin içlerinde korunmasını sağlayan bu yapılar zamanla önemini yitirmiştir. Şimdilerde fonksiyonlarını başka yapılar sürdürse de bazı kaleler var ki hala çekiciliğini koruyor. İşte bu kalelerden belki de en gizemlisi olan Mercan Kalesini yazacağız bu yazımızda. Çünkü bu kale tek bir insan tarafından inşa edilmiş. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyiz. O halde anlatmaya devam edelim.

3 Ağustos 2017 Perşembe

Aynadan Yansıyan Yüzler

yansıyan-aynada

Not: Yukarıdaki tablo Picasso'nun "Aynadaki  Kadın" adlı yapıtıdır

Üzerinde yaşadığımız dünyanın katmanları vardır; atmosfer, hidrosfer,litosfer, pirosfer, barisfer....

   Varlığımıza kaynak olan toprağın da  katmanları vardır. Yani üzerinde yaşadığımız evrenin derinlikleri var.İçine doğru ilerledikçe farklılaşıyor. Kendi içerisinde ayrışıyor. Özellikleri ortaya çıkıyor. Dünyada yaşayan tüm canlılardan farklı olan insan da aynı evren gibidir. Tanıdıkça farklılaşır, değişir ve derinleşir...

    Tüm bu düşüncelerin aklıma hücum etmesini sağlayan şey bir kitap... Aslında başka bir kitap alacaktım ama elimde olmadan Herman Hesse'nin Klein ve Wagner kitabını aldım o gün. Daha kitabı gördüğüm an kendime yakın hissetmiştim. Kitabı bitirdiğimde ana karakteri günlerce düşündüm. Aklımdan bir türlü çıkmıyordu. Wagner yani Klein benliğime işlemişti sanki... Günlerce gittiğim her yere Wagner'le birlikte gittim. Klein'le birlikte uyudum ve uyandım. Sonra bir anda nedenini fark ettim. 

    Bir zamanlar aynanın karşısına geçer aynada bana bakan yüzün kim olduğu hakkında saatlerce düşünürdüm. Ben kimdim ya da neydim? Niye içimde birden fazla insan varmış gibi hissediyordum. Ben gülerken bir başka ben neden üzülüyordu...  Sadece insan olmak istiyordum bir insan yalnızca... bir... İçime yığılmış benlerin varlığı iliklerime kadar beni rahatsız ediyordu.

    Eğer burada bu yazıyı okuyan okurlarımla dışarıda tanışsaydık ne demek istediğimi daha iyi anlardınız. Şu an için tanışma şansımız olmadığına göre biraz durumu açıklayayım. Hayatta pek çok insana göre şanslı biriyimdir. Pek başarısız olmadım işin aslı. Liseyi okul birincisi olarak bitirdim. Sonra istediğim üniversiteyi kazandım. Üniversiteyi de yüksek bir dereceyle bitirdim. Çevremdeki insanlar genel olarak bana güvenirler, saygı duyarlar ve başaracağıma inanırlar. Çok sevdiğim dostlarım, arkadaşlarım var. Yani kötü bir hayat yaşadım denemez. Neşeli ve canlı bir insanımdır. Uzun uzun sohbet etmekten hoşlanırım. Elimden geldiği kadarıyla gezip yeni yerler görmeyi severim.

    Tüm bunlara rağmen içimde bir yerlerde hep bir hüznü taşımışımdır. İçinde bulunduğum tüm mekanlara tam olarak ait olamıyormuşum gibi hissederim. Sanki derinlerimde biri sürekli kan ağlıyor. Tuhaf değil mi ben gülerken bir şey beni aşağıya çekiyor... Beni yerden yere vuruyor.

    Sonra bir de hakim olamadığım o koca öfkem. Bana sürekli yapmak istemediğim şeyleri söyleyen bir insan var gibi. Vur, kır  niye susuyorsun ki... O yüzden öfkeliyken pek konuşmam... Bana sahip olmaya çalışan öfkeme sahip olmalıyım.

    Yan yana içimde birçok benle birlikte yürüyordum. Klein'de içindeki Wagner'le birlikte yürüyordu... İçimdeki benler aslında benim katmanlarım...Onlar benim derinliklerim.. Beni ben yapan beni var eden şeyler. Bu durumu anlayamadığım zamanlarda sürekli iki yüzlüymüşüm gibi elimde olanlara şükretmeyen bencilin teki gibi hissederdim kendimi. Sonra bir gün kendimle tanıştım. Yanlış anlamışım kendimi aynaya yansıyan tüm yüzler birleşip beni oluşturuyor. Hepsi benden bir parça...

    Hepimizin içerisinde görünenden farklı insanlar var olabilir aslında bu ürkütücü bir durum veya yanlış bir şey değil. İnsan karışık bir yapıdadır aynı evren gibi. Zamanın kolları altında yaşarız ve sürekli değişiriz. Her değişimde içimizde bir parça kalır...Bu parçalar bizim derinliklerimizdir aslında
Hepsiyle birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz...Eğer kendinizle tanışma fırsatınız olmadıysa belki artık bir şans verebilirsiniz. Bedenimizi iyi tanısak da içinde yaşayan ruhu keşfetmemiş olabiliriz. Artık ertelemeden kendimizle tanışmalıyız. 


Not: Klein ve Wagner kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Zevkle okuyacağınız ve kendinizi düşünme fırsatı veren muhteşem bir kitap.

Yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.



14 Haziran 2017 Çarşamba

İki Yüzyıl Önce Deliydik

deliydik-hepimiz

    Psikoloji, 19. yüzyılda Freud ile birlikte gelişmiş bir bilim dalı. Elbette 19. yüzyıldan öncesi de var. Psikolojinin karanlık tarafı olarak görmek gerekiyor bu dönemi. Çünkü ciddi manada korkunç tedavi yöntemleri kullanılıyordu.

    Gerçi çok öncesine gitmeye de gerek yok. Bundan 17 yıl öncesine kadar eşcinsellik hastalık olarak görülüyordu. Hatta ve hatta çok korkunç deneylere maruz kaldı bu insanlar. "Normal olmak isteği" doğrultusunda elbette ki. Neyse ki Dünya Sağlık Örgütü 1990 yılında eşcinselliği hastalıklar listesinden çıkardı.

    Freud'dan önce, psikolojik hastalıklar en başta şizofreni gibi çok ağır olanları ciddi manada dehşet verici şekilde sözde tedavi ediliyordu. Freud aslında içebakışçı yöntemle bilhassa hipnoz yöntemi ile psikoloji alanında çağ açtı. Ki zaten ondan sonra gelecek olanlar da onu referans alarak çalışmalarını devam ettirdiler. İşte öyle büyük bir insan <3

    Bu yazımda delilik kavramını ve bakış açımızı değiştirmek adına bir şeyler söylemek istiyorum. Çünkü psikoloğa giden ya da psikiyatriste giden insanlara potansiyel deli olarak bakmak, bunu ifade etmesek de bir düşünce olarak beynimizin bir köşesinde bulunması kaçınılmaz oluyor.

    İki yüz yıl öncesinde bu tür rahatsızlıklar elektrik şokları gibi değişik metotlarla, yani İNSANI İNSAN YERİNE KOYMAYAN yöntemlerle tedavi edilmeye çalışılıyordu. Ben şimdi size aslında hepimizin anksiyetesi var, bipolar bozukluğa yatkınlığı var desem? Kendinizi deli yerine koyabilir misiniz? "Hayır değilim, imkanı yok" mu?

    Hepimiz kaygılanıyoruz, hepimiz depresyona giriyoruz kimi dönemler. Bazen travmalar geçiriyoruz, bunların etkilerini içimizde barındırıyoruz. Bazen onları unutuyoruz. Yani tahmin edemeyeceğimiz şeyleri barındırıyoruz içimizde şu yaşımıza gelene kadar. Yaşadığımız her olay insan için "normal" olan şeyler fakat bazı insanlar bunu normalin dışında yaşadıkları için delirmiş mi oluyorlar? Bizim bile potansiyel hasta olduğumuz şu dünyada o insanlara başka isimler takarak hitap etmek ne derece doğru olabilir? Çok sevdiğim bir empati yöntemi var: Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma! İş tam olarak burada bitiyor olsa gerek.

    Gelişen bilim, yapılmış olan deneyler ve sonuçları bizlere göstermeli ki hiçbir insan deli değil. Bu iki yüz yıl öncesinden kalma bir bakış açısından ibaret. İnsanlar bir şeyler yaşarlar ve eğer yaşadıkları normalin dışında ise tedavisini görürler. Bu onları yargılamamızı gerektirmez yani. Gerçi kimseyi yargılamamız gerekmez. Böyle bir hakkımız da yok.

    "Deli" kelimesi her ne kadar TDK tanımıyla "1. sıfat Aklını yitirmiş olan, akli dengesi bozulmuş olan, mecnun" anlamına gelse de kullanılması hoş bir kelime değil. Küfür gibi bakabiliriz. Kimi küfürler o insan hakkında tam karşılığını verse de nasıl ki söylenmesi hoş değil, bu da öyle. Bazı kelimeler anlamlarının dışında anlam barındırırlar. Kulağa hoş gelmemeleri gibi mesela. Özellikle insan o kelimeye karşı kompleks barındırıyorsa iş daha da kötü. Kompleks, Jung'un ortaya koyduğu bir kavram. Kişinin bir kelimeye karşı anlamlı anlamsız birden çok kelimeyi, duyguyu içinde barındırması. Örneğin kaza kelimesi, kişi eğer geçmişte bir kaza sonucu annesini kaybettiyse artık duyduğu her "kaza" kelimesinde annesine olan özlem, sevgi, acı duygularını içine çekecek. Ve daha birçok şeyi. Belki o kazada annesine çarpan arabanın markası, o an burnuna gelen bir ıhlamur kokusu aklınıza ne gelirse artık. Yaşadığımız şeylere "alıştığımız" için o şeyleri yaşarken düşünmüyoruz. Eğer beş duyu organımızdan aldığımız her duyumun üzerine düşünsek hayatımızı yaşamamız imkansızlaşırdı. Bu alışanlıklar doğaya uyum sağlamamızı kolaylaştırıyor. Fakat o uyum sağlama sırasında yaşadığımız kötü bir olay heeer ayrıntıyı tek tek hatırlamamıza ve onlar üzerine "kompleks" geliştirmemize neden olabiliyor. Gerçekten kimsenin yaşamak istemeyeceği bir şey bu. (Jung hakkında daha fazlası için: https://www.guncelpsikoloji.net/kisilik-kuramlari/jungun-ogretileri-analitik-psikoloji-nedir-h6216.html)

    Aslında size söylemek istediğim şey "deli" kelimesinden ziyade her kelime üzerine biraz olsun düşünmek. Karşımızdakine nasıl bir etki yapacağı konusunda. Çünkü her kelime çok hassas yerlere çıkabiliyor. Jung'a katılıyorum bu noktada.

Psikoloji, içinde barındırdığı her konuda(yazarken tedirgin oldum :D) insana olan hassasiyetini ortaya koyuyor. Sanırım dikkate almamız gereken birçok şey var.
Diğer yazılarda buluşmak umuduyla o zaman.. :')

Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

6 Kasım 2016 Pazar

Namaz Kılan İnsan Gölgesinin Sırrı


ınsandıvrıgı

   Anadolu ilk beylikler döneminde bugünkü Sivas Divriği ilçesine hakim olan Mengücekliler acaba biliyorlar mıydı çağın ötesinde bir eser bıraktıklarını? 1985 Yılında UNESCO Dünya Miras Listesine alınan bu eser sadece bulunduğu devrin izleriyle değil esrarengiz bir özelliği ile de görenleri şaşırtıyor. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası'ndan bahsediyorum. Belki duymuşsunuzdur namaz kılan insan gölgesini. Bu yazımda bu gölge nedir ne değildir yazmak istedim.

Her Güneşte Çıkan Silüet



    Divriği Camii, tahminen 1228 yılında Ahmet Şah tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah'tır. Bu eserin giriş kapısına ne zaman güneş gelse ziyaretçileri hayrete düşüren o esrarengiz gölge ortaya çıkmaktadır. Genelde İkindi güneşi ile beraber daha net görünen bu gölge aynı bir insan silüetini andırmaktadır. Ayrıca bu insan silüeti ile birlikte ortaya hemen ön tarafta dikdörtgene benzer bir gölge daha çıkmaktadır. İnsan silüeti sanki namaza durmuş gibi bir şekilde ortaya çıkar. Önündeki dikdörtgeninde Kuran-ı Kerim'i temsil ettiği düşünülür. Aşağıdaki fotoğraftan bunu daha iyi görebilirsiniz:

admdmdmd



Peki Nasıl?

   Bu silüetin rastgele oluştuğunu düşünmek garip bir durum olsa gerek. Şu açık bir gerçek ki mimar Hürrem Şah bunu bilerek yapmış. Peki nasıl? Uzmanların tahminine göre camii yapılmadan önce 2 yıl boyunca sırf bunun için çeşitli gözlemler yapılmış. 2 Yıl boyunca mimar Hürrem Şah, güneşin doğuşunu, batışını ve hatta yıldızları dahi gözlemlemiş. Çeşitli hesaplamalardan sonra ortaya esrarengiz aynı zamanda bu muhteşem eser çıkmış. Yine uzmanlara göre bu gölge güneşin ilk doğuşunda ortalığa bakıp temaşa ediyor, ikinci aşamada önündeki kitabı okuyor, üçüncü aşamada ise namaz kılıyor, son aşamada ise gölge kadın silüetine dönüyor.

   Günümüzde beton yapıları görünce mimar Hürrem Şah'ın 2 yıllık gözlemine ve büyük emeğine saygı duymamak imkansız. İyi ki bu eser bu zamanlara kadar gelmiş. İnşallah onu daha iyi koruyabiliriz. 


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

24 Haziran 2016 Cuma

Küçük İnsanlar Gerçekten Var mı?

küçkınsan

   1997 Yılında gösterime giren Minik Kahramanlar adlı filmi ilk izlediğimde çok etkilenmiştim. Hatta etrafta şirinleri arayan Gargamel gibi küçük insanları aramaya başlamıştım. Onların gerçekten var olabileceğine inanmıştım. Sonra zaman geçti. Küçük insanların var olabileceği düşüncesi bende derinlere gömüldü. Ta ki birkaç gün evvel bazı videoları izleyene kadar. O videoları izledikten sonra içimdeki küçük insanların varlığı konusu yeniden gündemime geldi ve böyle bir yazı yazmak istedim.

   Aslında sinemanın sık sık başvurduğu bir fantastik şekildir küçük insanlar. Aynı bizim gibi olan bu yaratıklar bizden çok ufaktırlar. Tahmin edebileceğiniz üzere hız ve saklanmak konusunda uzmandırlar. Hal böyle olunca onları fark etmek imkansız hale geliyor. Tabii onları bir kamera veya fotoğraf yakalamazsa. Videolar üzerinden konuşmakta daha çok yarar var:


   Bu görüntüler Diyarbakır'da çekildi. Görüntülerde aniden sol taraftan bir cisim beliriyor. Bu cisim sanki yürüyor. Bir süre yürüdükten sonra ise uçuyor. Sonra yeniden yere inip garip hareketlerine devam ediyor. Acaba bu esrarengiz cisim o küçük insanlardan birisi olabilir mi? Görüntüleri inceleyen uzmanlar görüntülerdeki cismin bir balon olabileceği konusunda hemfikir. Diğer video ise daha dikkat çekici:


   Görüntülerde bir bebek var. Sonra aniden arkadan koşup giden küçük bir insan görünüyor. Masanın altına doğru koşuyor. Sonra gözden kayboluyor. Bu görüntüler ilk yayınlandığı zaman çok tartışılmıştı. Görüntülerdeki küçük insanın gerçek olup olmadığı çok tartışılmıştı. Ama annenin o an nedensiz yere bebeğini çekmesi görüntülerin pek de gerçek olamayacağını gösteriyor. Bu videonun montaj olma ihtimali çok yüksek.

   Bu iki video beni küçük insanlar konusunda heyecanlandırsa da aslında bu görüntülerin mantıklı açıklamasının olması küçük insanların gerçek olmadığını kanıtlıyor gibi. Sonuç olarak galiba yalnızca filmlerde var şu küçük insanlar.

Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.