robot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
robot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2017 Pazar

Robotlar İntihar Eder mi?

intihar-robot

    Garip bir soru farkındayız. Fakat robotları insanlara daha çok benzetmeye çalışmamız bu türden soruları da akıllara getirmiyor değil. Mesela onlara duyguları yüklemeyi başarsak bunlar yarın öbür gün aşk acısıymış falan filan intihara kalkışmaz mı? Bizce mümkün. Neyse gevezelik yapmayı bırakıp konumuza daha akıllıca odaklanalım. Geçtiğimiz günlerde bir haber gördük. ABD'de bir güvenlik robotu intihar etmiş. Önce bu olayı anlatalım daha sonra robotlar intihar eder mi ona değinelim.

Kendini Suya Attı!

intihar-robot2
    Amerika'da çoğu alışveriş merkezinde güvenlik robotları yavaş yavaş kullanılmaya başlanmış. İşte bu güvenlik robotlarından birisi olan Knightscope K5 sıcaktan mıdır yoksa farklı bir sebepten midir bilinmez kendisini bir anda süs havuzuna atmış. Tabii devreleri falan hep yanmış doğal olarak. Bu olay üzerine robotun etrafı hep görevliler tarafından sarılmış ve tıpkı intihar eden bir insanmış gibi çeşitli bulgular toplanmış. Robotun neden intihar ettiği ise halen bilinmiyor. Peki sebebi ne olabilir? Robotlar gerçekten intihar edebilir mi?

Bilim Kurgu mu Sistemsel Hatalar mı?

    Az önce yazdığımız olaydan sonra robotun neden kendini suya attığı konusunda farklı görüşler ortaya çıktı. Kimileri robotun gelecekte yaşanacak olumsuz durumları ön gördüğünü ve bu yüzden intihar ettiğini düşünüyor. Fazlaca Terminatör kokan bir yaklaşım bizce. Diğer taraftan robotun sistemsel bir hatadan dolayı suya atladığı fikri daha akla yatkın görünüyor. 

    Robotların bir insan gibi düşünmediklerini bildiğimizden onların insanlar gibi intihar etmeleri bizce zor. Daha çok robotların intiharı olarak adlandırabileceğimiz olaylar genellikle sistemsel hatalardan kaynaklanabilir. Onlar öyle programlanmadığı sürece kendilerine zarar verecek bir harekette bulunamazlar. Nitekim inisiyatif onların elinde değil. Tabii ileride daha farklı gelişmeler yaşanırsa, robotlar inisiyatif alabilirlerse orası ayrı. Ama şimdilik bir robotun kafamızdaki anlamıyla intihar etmesi olanaksız gibi bir şey.


Yazımızı Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederiz. Yorumlarınız Bizim İçin Değerlidir.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Robotlar Hangi Meslekleri Bizden Çalacak?

meslek-robot

   Robot teknolojisi inanılmaz bir şekilde gelişmeye devam ediyor. Öyle ki tahminlere göre çok yakın bir zamanda artık insana çok benzeyen robotlar hayatımıza girmiş olacak. Robot teknolojisinin olumlu tarafları olduğu gibi olumsuz bazı getirileri de olacak. İşte bu olumsuzluklarından birisi insanların yaptığı işleri elinden alması olacak. Yani robotlar gelecekte çoğumuzun mesleğini elimizden (ç)alacak. Çoğumuz belki de bu yüzden işsiz kalacağız. Peki robotlar hangi meslekleri elimizden alacak? İşte bu soru üzerinde kafa yoran birisi bir site açmış. Bazı kriterleri bir araya getirerek mesleklerin robotların eline geçme olasılığını yüzde olarak belirlemiş.

   Bahsettiğim siteye buraya tıklayarak giriş yapabilirsiniz. Girdikten sonra merak ettiğiniz mesleği ingilizce olarak yazın ve robotlar tarafından mesleğin yapılma olasılığına bakın. Belki böylece gelecek adına mesleki anlamda yeni fikirler edinebilirsiniz. Neyse ben merak ettiğim 3 mesleği yazdım ve robotlar tarafından yapılma olasılıklarına baktım. İşte o meslekler:

1. Yazarlık

yazarlik

   Aslında son zamanlarda yapay zekaların basit düzeyde özgün yazılar yazmayı becerdiğini falan duymuştum. Fakat gerçekten bir robotun yazarlık yapma ihtimali bana göre de çok düşük. Yazarlık daha çok insanın aklıyla yapılacak bir iş. Gördüğünüz üzere gelecekte robotların yazar olma ihtimali %3.8. Yani oldukça düşük bir ihtimal. Demek ki robot Orhan Kemal görme ihtimalimiz çok düşük gelecekte.

2. Öğretmenlik / Eğitmenlik

ogretmen

   Çok şaşırdım. Çünkü gelecekte robotların öğretmenlik yapacağını düşünüyorum. Fakat bu sonuç şu yüzden çıkmış olabilir. Eğitim artık ezberci, anlatımcı noktadan yaşayarak öğrenme noktasına taşınıyor. Bir robotun buna ayak uydurması elbette zor. Galiba o yüzden robotların gelecekte öğretmenlik yapma olasılığı çok çok düşük.

3. Aşçı

asci

   Aranızda aşçı olanınız varsa kötü haberi verelim: Gelecekte mesleğiniz robotların eline geçecek. Aslında çok da mantıklı. Robotu yemek yapacak şekilde programla, standart yemekler çıksın. Yine de insanın eli yemeğe değmeli diye düşünüyorum fakat gelecek robotların geleceği ne yapalım.



Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

16 Haziran 2017 Cuma

(Görev: Hakimiyet) Bölüm: 6 "Ya Hep Ya Hiç!"


Bölüm 5'i Okumak İçin Tıklayınız!
   Kan ve barut kokusu. Manzarayı özetleyecek doğru iki kelime buydu. İlk ateşten sonra grubun tepesine çok sayıda Uçan Ölüm çökmüştü. İsimlerinin hakkını vererek her yere ölüm kusuyorlardı. Jack, soğumaya başlamış Louıse'nin bedenini kavramış sadece bakıyordu. Onun güzel yüzünden aşağıya süzülen kana bakıyordu. Kıpkırmızı olmaya başlamış siyah saçlarını okşuyordu. O esnada yakında bir patlama oldu. Bunu bile önemsemedi Jack. Sanki hayat onun için durmuş gibiydi. Her şey yavaş çekimle ilerliyordu. Koşuşan direnişçiler, saklanmaya çalışan profesör ve Jack'e doğru koşturan Abdullah... Ama hepsi yavaş çekimle ilerliyordu. 

   Önce sesleri duydu, sonra barutun kokusunu aldı.Başından geçen mermilere dikkat kesildi. Koşuşan direnişçilere takıldı gözü. Sonra da karşısında onu çekiştiren Abdullah'a baktı. Profesörü hatırladı. Görevi anımsadı. İçine intikam hırsı dolmaya başladı. Tüm yaşananların intikamını alacaktı. Tüm öldürülen insanların ve sevdiği kızın. Durmak, vazgeçmek anlamsızdı. Abdullah'ın kolunu çekiştiren elini tuttu ve sıktı. Gözlerinin içine baktı. Gözleriyle anlattı. Tüm robot askerlerin yok olacağını anlattı. Abdullah bunu anlamış olacak ki Jack'in kolunu çekiştirmekten vazgeçti. Çok geçmeden Jack de tüfeğine sarıldı.

-- Karşıya nasıl geçeceğiz. Karşıya geçmeliyiz. Burada ölmek istemiyorum.

    Profesör  Hoffmann, altına saklandığı parçalanmış cesetlerin arasından çıkarken yanına hızla gelen Jack'e böyle seslendi. Jack dağılmaya başlamış direnişçilere bağırırken sesinin tonunun olduğundan daha katı çıkmasına şaşırmadı.

-- Bizi koruyun. Profesörü koruyun! Onu buradan çıkarıyoruz.

   Derhal toplandılar. Profesörü çembere alıp korumaya başladılar. Uçan Ölüm çemberin ortasına ateş açtı. Fakat Jack ondan daha hızlıydı. Profesör ve Abdullah ile Rumeli Hisarı'dan arta kalan parçalara doğru koşmaya başladılar.  Denize atlamayı mı düşünüyordu? Hayır. Aklında buradan nasıl kurtulacaklarına dair bir fikir kırıntısı dahi yoktu. Köprü kendilerine doğru gelen yeni robot askerlerle dolmuştu. Her şeye rağmen iyi direnmişlerdi. Çok fazla dayanmışlardı. Jack gözünü arkasına çevirdi. Yere yığılan direnişçi dostlarına baktı. Uçuşan bedenlere baktı. Her yer alev topuna dönmüştü. 

    Tepelerinden bir Uçan Ölüm geçti. Durmak anlamsızdı. Suya doğru koşmaya başladılar. Son çare belki yüzeceklerdi. Ama bu ölüm demekti. Jack ufak bir şansı dahi kullanmak istiyordu. Profesör bu fikirden hiç emin değildi. Yanındaki çip ıslanırsa pek işe yaramazdı. Koşarken çipi olabildiğine kıyafetine sardı. Abdullah ise şimdi olduğundan daha tedirgindi. Koşarken sağ taraflarında patlama oldu. Toprak parçaları yüzünden gözlerini bir anlık kapadılar. Jack ve Abdullah arada bir arkalarına bakıp ateş ediyorlardı. Profesör ise bunu pek de umursamadan sadece koşuyordu. Artık hemen suyun yanındaydılar. Karşıdaki yüksek binayı görüyorlardı. Bu Avrasya Karargahıydı. Karanlıklara gömülmüş bir kentte ışıl ışıl korkutucu bir şekilde parlıyordu. Jack daha fazla beklemek istemiyordu. Çare yok atlayacaklardı suya ve karşıya yüzeceklerdi. Önce Abdullah'a sonra profesöre baktı. İkisi de onu kafalarıyla onayladılar. Üçü birden derin bir nefes aldılar.

   Sanki suyun içinde yer yerinden oynamıştı. Büyük bir gürültü derin nefes almış üç insanı kendine getirdi. Jack suya baktı. Yüzeye doğru bir karartı yaklaşıyordu. Çok geçmeden bu karartının cismi belirdi yüzeyde. Balina gibi bir şeydi fakat değildi. Profesör gözlerine inanamadı. Jack ve Abdullah'ta şaşkınlıkla bakıyordu. Bu bir denizaltıydı. Yoksa robotlara mı aitti? Jack bu ihtimali düşündü hemen tüfeğine sarıldı. Ama çok geçmeden denizaltının görünen kısmında bir adam belirdi:

-- Haydi buraya. Çabuk olun. Robotlar ve Uçan Ölümler çabuk.

   Profesör hemen atladı. Ardından Jack ve Abdullah... Denizaltının içerisine girdikleri esnada yakınlarında gürültülü bir patlama oldu. Denizaltı kuvvetle sarsıldı. Fakat yara almamıştı. Robot askerler onları fark etmiş olacak ki denizaltına doğru ateşe başlamışlardı. Ama onlar ateşe başladıkları anda denizaltı yavaştan dalmaya başlamıştı bile. Bir zaman geçtikten sonra gürültüler kesildi. Artık Boğazın derin sularındaydılar. Jack, Abdullah ve profesör kendilerini çağıran ve üstünde askeri bir kıyafet olan adamı takip ederek komuta merkezine ulaştılar. İçerisi kalabalıktı. Bir adamın yanında durdular. Bu adam kıyafetinden anlaşıldığı üzere komutandı. Belki de bu denizaltının komutanı. Ciddi bir yüz ifadesiyle önce Jack'e sonra diğerlerine baktı. Elini uzattı:

-- Merhaba. Ben General Mustafa Tanyeri. Boğaz havası almak için yanlış bir zaman seçtiniz galiba. 

   İngilizce konuşmuştu. Jack onu anlamıştı. Karşısındakinin yabancı olduğunu anlayacak kadar yaşamış birisiydi General Mustafa. Jack daha rahatlamış bir şekilde cevap verdi:

-- Ben Jack. Bu Abdullah ve Profesör Hoffmann. Aslında hava almıyorduk. Karargaha ulaşmak istiyorduk. 

-- Karargaha mı? Şu kalleşlerin komutanlığına mı? Gerçekten ölmek istiyorsunuz. Sizi orada bırakmalıydık. Kendimizi de tehlikeye attık boş yere. Amacınız nedir ölmek dışında?

-- Öldürmek. Yok etmek...

   Jack tüm olanları anlattı. DeaX projesini, umut ışığını, profesörü her şeyi anlattı... General Mustafa anlatılanlar karşısında ciddi ifadesini kaybetmişti. Şaşırmıştı hatta heyecanlanmıştı. Sabredemedi katılığını kaybetmeye yüz tutmuş sesine şaşırmadı:

-- Vay canına. Bu doğru mu çocuk? Bu profesör ve şu proje hepsi tüm olanlara son verebilir mi? 

-- Elbette. Tüm bu yaşananlara, tüm kötü günlere son verebilir. İnsanlık tekrar yükselebilir. İnsanlık yeniden hakimiyet kurabilir. Bu bizim görevimiz. Direnişçilerin en büyük görevi.

-- Avrupa'daki direnişçilerin yok olduğunu düşünüyorduk.  Bizler galiba Anadolu direnişçilerinin son kırıntılarıyız. Direniş ağlarımız tek tek yok edildiğinde merkez komutanlık tek bir emir verdi: Kaçın ve düzensiz direnişe devam edin. Uzun süredir bu denizaltıdayız. Sadece oksijen ve ihtiyaçlarımız için arada bir çıkıyorduk yüzeye. Bu çıkışlarda çok da adam kaybettik. Şimdi siz çıkmış bize tüm bunların biteceğini söylüyorsunuz. Evet buna inanıyorum. Evet evet inanmak zorundayım. Size yardım edeceğim. Bu son yapacağım iş olsa da evet yardım edeceğim.

   Profesör ve Jack bunu duyduğuna sevinmişti. Abdullah ise hala tedirgindi. General Mustafa Avrasya Karargahına çıkarma yapacağı mevkiyi bulmaları için askerlerine emirler yağdırıyordu. Bu esnada Abdullah'ın tedirgin sesi duyuldu:

-- Nasıl oluyor da robotlar bu denizaltıyı fark etmiyorlar. Şimdiye kadar nasıl yaşadınız.

-- Fark etmiyorlar mı? Az önce tepemize ölüm yağdırdılar. Ama bu denizaltı sağlamdır kolay kolay delinmez. Şimdiye kadar nasıl yaşadığımıza gelince açık denizlerde gezindik çoğu zaman ve inanmak zor ama robotların deniz gücü çok zayıf. Hala geliştirdikleri bazı araçları var. Kolayca onları avlıyoruz ve onlardan kurtuluyoruz. Yüzeye çıkınca tek sorunumuz Uçan Ölüm. Onda da şansımız iyi gitti diyelim.

-- Peki bizi nasıl fark ettiniz? Yüzeyi gösteren radarlar var mı bilemiyorum.

-- Karadeniz'e geçiyorduk. Boğazdan geçerken yüzeye daha yakın geçelim dedik. Tehlikeliydi ama robotların yerleştirdiği mini su mayınlarından kurtulmak için iyi bir taktik. Genelde o mayınlar derinlere çöküyor. Ateşi gördük. Yukarıdaki hengameyi. Ve periskopla sizleri. Ve sonuçta sizi. Muhteşem bir tesadüf değil mi?

   Bu cevaplar karşısında Abdullah pek de rahatlamış gözükmüyordu. Jack bunu normal olarak algıladı. Abdullah her zaman böyleydi. Daha şüpheci. Profesör çipi çıkardı sağlam olduğunu anladı. Denizaltı hızla ilerliyordu. Avrasya Karargahının yakınlarında durdu. Yüzeye çıkmak için hazırlıklara başlandı. General Mustafa emirler yağdırıyordu. Bu emirlerin arasında yine Abdullah'ın sesi duyuldu:

-- Acele etmiyor muyuz? Şimdi büyük önlemler almışlardır. Karargaha girmek çok daha zor olmaz mı? Yarın iyi bir plan yapıp girebiliriz belki de.

   Bu sefer general yerine Jack cevap verdi:

-- Hayır tam zamanı. Birliklerinin bir bölümünü bizim için karşıya geçirdiler. Karargaha saldıracağımızı düşünmüyorlardır. O kadar deli olduğumuzu düşünmezler. 

   Abdullah tedirgin bir biçimde etrafına bakındı. Gözleri radarlara ve haritalara ilişti. Dikkatle baktı. General Mustafa o esnada tam olarak nereye çıkacaklarını anlatıyordu. Askerler onu dikkatle dinliyordu. Çok geçmeden denizaltı yüzeye yükselmeye başladı. Avrasya Karargahına yakın bir noktaya çıkış yapacaklardı. Profesör karargahın kuzeyinde gizli daha korunaksız bir girişin olduğunu biliyordu. Oraya yükleneceklerdi. İçeriye mümkün olduğunca çok adamla girmeleri gerekiyordu. İçeride işleri kolay olmayacaktı. Hele ana makineye ulaşmak hiç de sanıldığı gibi basit bir iş değildi. 

   Denizaltı yavaşça yüzeye yükseldi. İlk önce bir asker durumu anlamak için periskoptan etrafa baktı. Etraf sakindi. Karşı kıyılarda hala çatışma var gibiydi. General bunu öğrendikten sonra emrini verdi yüzeye çıkıyorlardı. Askerler önde Profesör, Jack ve Abdullah arkada çıktılar. Karaya ayak bastıklarında etrafın anormal derecede zifiri karanlık olduğunu fark ettiler. Sadece karargahtan ışıklar yayılıyordu. Robot askerler neredeydi? Ya Uçan Ölümler? Galiba şanslıydılar. Düzenli ve dikatli bir şekilde yavaşça kuzey girişine doğru yönelmeye başladılar. Askeri disiplin belli oluyordu bu yürüyüşte. Sessizlik hakimdi. Sonra açık bir alana ulaştılar. Şimdi askerler parmakları tetikte daha dikkatliydiler. 

   Ufacık bir çıt sesi geldi. Bu sanki kola kutusunun kapağının açılması gibi bir sesti. Grup aniden bu sesle durdu. Sonra ikinci bir çıt sesi. Sonra aynı anda çok fazla çıt sesi. Sanki bir şeyin kapağı açılmıştı. Aniden ortalığa kırmızı dumanlar yayılmaya başladı. General askerlerine siper almalarını emretti. Fakat çok geçti. Duman bayıltıcı bir gazdı. Askerler yere düşmeye başladı. General Mustafa da daha sonra yere serildi. Jack dumanın etkisini hemen fark etmişti. Ağzını ve burnunu kapadı. Aynı şeyi yapmaları için profesör ve Abdullah'ı da uyardı. Ve yeniden koşmaya başladı. Girişe doğru koşmaya başladı. Fakat daha sonra durdu. Jack, profesör veya Abdullah'ın arkasından koşmadığını fark etti. Bayılmışlar mıydı? Bunu anlamak için arkasını döndüğünde hayatının şokunu yaşadı.

    Dumandan etkilenmemek için ağızlarını kapamış olan iki adamdan birisi diğerinin başına tüfeğini dayamıştı. Profesör diz çökmüştü. Başına dayanmış tüfeği tutan el ise Abdullah'a aitti. Jack büyük bir şaşkınlıkla onlara yaklaştı. Abdullah ona bakıyordu. Gözünde tuhaf bir yabancılık ve nefret vardı. Jack anlamaya çalışıyordu. O yüzden konuştu:

-- Abdullah sen ne yapıyorsun?

-- Buraya kadar sefil insan.

   Abdullah tüfeği profesörün başından çekti ve Jack'e doğrulttu. Jack tüfeğine sarılana kadar tetiğe bastı. Jack'in sağ bacağına sıkmıştı. Jack yere yığıldı büyük bir acıyla. Hem bacağı hem de ihanet yüzünden kalbi acıyordu. Son gördüğü etrafını saran robotlar ve kendisine doğru gelen bir çift ayak oldu. Gözleri kapandı. Bayılmıştı...


                                     Bölüm: 7 "Yıkıntıların Arasındaki Casus" (Final) 
                                                                       


Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

30 Nisan 2017 Pazar

(Görev: Hakimiyet) Bölüm: 5 "Uzun Yol..."

yol-uzun


   Uzun süredir yoldaydılar. Viyana merkezinden çıktıktan sonra büyük grup halinde ilerlemeyi tehlikeli bulan Jack, grubu bölmüştü. Bölünmüş gruplar adım adım Avrasya karargahına ilerliyorlardı. Profesör Hoffmann, Jack ve ekibinin olduğu grupla ilerliyordu. Artık köprüye iyice yaklaşmışlardı. Tahminlerine göre kısa bir süre sonra oraya ulaşacaklardı. Orayı nasıl geçeceklerini ise hala bilmiyorlardı. Robot askerler orayı iyi koruyor olmalıydı. Tam o esnada Abdullah sessizce ekibi uyardı:

-- Yere yatın! Uçan Ölüm geliyor. 

   Profesör hemen sinyal bozan cihazını çıkardı ve düğmesine bastı. Bu Uçan Ölümün devrelerini karıştıracak ve yerlerini tespit etmesini engelleyecekti. İşe yaramıştı. Tıpkı ötekiler gibi. Yolda buraya gelene kadar defalarca bu cihazı kullanmışlardı. Uçan Ölümleri böyle atlatmışlardı. Grup yolda sadece Uçan Ölümlerle karşılaşmamıştı. Robotların öncü karakollarına da denk gelmişlerdi. Birisi hariç hepsini sessizce geçmeyi başarmışlardı. Birisinde ise çatışmak durumunda kalmış ve adam kaybetmişlerdi. Bunun dışında bölünmüş gruplardan bazıları da saldırıya uğramıştı. Jack ne kadar onlara yardım etmek istese de bunu yapamazdı. Devam etmek zorundaydılar. Durmak, robotlarla çatışmalara girmek başarısızlığı getirirdi. Jack ayağa kalktıktan sonra grubuna yayılan huzursuzluğu hissetti. Bu durumda havayı değiştirmek gerekirdi:

--   Profesör sen hikayeni anlattın. Bizim hikayemizi hiç sormadın. Galiba senin için pek önemli değil.

   Bunu şakayla karışık söylemişti. Profesör biraz mahcup bir şekilde cevap verdi:

-- Sert tiplere benziyorsunuz. Hikayenizi sormak kolay olmasa gerek. Ama sormuş sayabilirsin. Madem anlatmak istiyorsun.

-- Babamı tanısaydın böyle konuşmazdın. O benden daha sertti. Ama hepimizden sert olan da babamın babasıymış. Çünkü o polismiş. İşler çığırından çıkmadan önce bir iş üzerinde çalışırken kaybolmuş. Belki de bir seri katil tarafından öldürüldü. Ama pek bir önemi yok değil mi? Aslında olan şu bu olaylar başladığında direnişe katıldım. Çok işler yaptım. Uzun bir süre tek takıldım. Sonra bir gün yüzeye çıktığımda Louıse ile karşılaştım ve...

   Bu esnada Louıse, Jack'in lafını kesmişti:

-- Onun hayatını kurtardım. Robotlar Jack'i bir evde sıkıştırmışlardı. Ben de direnişteydim. Ama farklı bir merkezde. Yüzeye arada bir çıkardık. O gün çıktığımda karşılaştım. Onun hayatını kurtardım. Sonra da evet birbirimizin arkasını kollayabiliriz diye düşündüm. O da aynısını düşünüyormuş galiba.

   Bu hikaye profesörün hoşuna gitmişti. Daha fazlasını dinlemek istiyordu. Jack ve ekibini merak etmişti. Profesör bu merakla sordu:

-- Ya Abdullah? O nasıl girdi aranıza.

   Jack garip bir gülümsemeyle cevap vermişti:

-- Abdullah direnişte değildi. Yüzeyde yaşamaya çalışan insanlar arasındaydı. Louıse ile yüzeye çıktığımız bir gün onlara robot askerler saldırmış. Her yer berbat haldeydi. Yıkık dökük binaların arasında onu bulduk. Yara bile almamıştı. O gerçekten bir mucize profesör. Aramıza katılmasını belki de bu yüzden istedik. Bu devirde mucizelere sarılıyoruz değil mi?

   Abdullah konuşması gerektiğini düşünüyordu. Bu gereklilikle konuşmaya girdi:

-- Bize saldırdıklarında bina tepeme yığıldı. Kendimden geçmiştim. Nasıl oldu bilmiyorum. Belki de birileri robotları şaşırtmıştır. Uyandığımda Jack karşımdaydı robotlar ise yoktu. 

-- Ya ailen?

   Profesör bunu sorduğunda Jack ve Louıse'de dikkatle kulak kesilmişlerdi. Abdullah hiç ailesinden bahsetmemişti. Abdullah zihnini zorlar gibi davranarak cevap verdi:

-- Galiba onları hiç tanımadım. Belki küçükken öldüler. Çünkü ben bildim bileli sokaklardaydım. 

   Profesör sorduğuna pişman olmuştu. Ortama yine bir hüzün çökmüştü. Bu hüznü köprünün görüntüsü dağıtmıştı. Evet köprüye gelmişlerdi. Ve köprü sapasağlamdı. Ama üstü kalabalık gibiydi. Tam tahmin ettikleri gibi. Robotlar çok iyi koruyorlardı. Jack buna aldırış etmiyor gibiydi. Yüzünde bir gülümseme belirdi. Yanında Louıse vardı. Ona doğru döndü. Louıse ile yüz yüze gülümsüyorlardı. Jack konuştu:

-- İşte başlıyoruz. Belki de başlamadan önce sana söylemem gereken bir şey vardır.

-- Sence doğru zaman mı şimdi konuşmak için?

-- Evet mümkün olan en iyi zaman. Louıse yanımda olduğun için mutluyum. Ve belki orada öleceğiz. Bunu söylemeden ölmek istemem. Louıse ben seni...

   Jack cümlesini tamamlayamadan uzaklardan bir ses geldi. Bu ses gittikçe yaklaştı ve bir anda Louıse'nin kafasında patladı. Hala yüzü gülüyordu. Jack'in yüzüne ise sevdiği kızın kanı bulaşmıştı. Sanki zaman durmuştu. İkisi hala yüz yüze bakıyordu. Louıse'nin kafasından aşağı doğru kan, Jack'in yüzünden şaşkınlık akıyordu. Louıse gülümseyen yüzüyle yavaş yavaş yere doğru düştü. Jack'e bakarak gözlerini kapadı...


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

13 Şubat 2017 Pazartesi

(Görev: Hakimiyet) Bölüm: 3 "Deax Projesi"

hakimiyet3

Bölüm 2'i Okumak İçin Tıklayınız!

   Profesör Franz Hoffmann, son kez dışarıya baktı pencereden. Tasarladığı koruma kalkanından emin olmak istiyordu. Bu kalkan robotlar tarafından tespit edilmesini engelleyici bir dizi önlemden oluşuyordu. Sinyal bozucular, şaşırtma amaçlı sinyal yanıltıcı sistem, eve yaklaşacak robotlar için sahte hedef koordinatları veren bir dizi alet vs. bu koruma kalkanının elemanlarıydı. Profesör tüm bunlara rağmen tespit edilmemek adına çok sık yer değiştiriyordu ve fiziki önlemlerini de alıyordu. Mesela her yerleştiği evin çevresine nano mayınlar yerleştiriyordu. Bu mayınlar ufak tefekti ama çok etkiliydi. 

   Profesör dışarının güvenli olduğuna kanaat getirdikten sonra rahat bir nefes alarak koltuğuna oturdu. Her akşam olduğu gibi yıkıntıların arasından bulduğu kitapları incelemeye başladı. Kitaplardan birisi dikkatini çekti. " Hastalıklar Ülkesi" adlı bu kitabın kapağı oldukça yıpranmıştı. Yazarının ismi de okunmuyordu. Bir süre bu kitabı inceledikten sonra sıkıldı ve arkasına yaslandı. Düşünmeye başladı. Olanları düşündü. Robotların hakimiyetini düşündü. Nasıl başlamıştı tüm bunlar? 

   Profesörün yıllarca yönetici konumunda çalıştığı RoboNet-X robotların birbirleriyle bilgi paylaşımına imkan veren bir ağdı. Bu ağ özellikle kontrolün kaybedildiği yıllarda çok gelişmişti. Robotlar birbirleriyle haberleşip duygusuz bir akıllı varlık konumuna gelmişlerdi. Mantık yüklü devreleri insanların dünyaya zararlar verdiğini keşfetti bir gün. Bunun üzerine yine mantık devreleri çalıştırılarak o halde insanlar yok edilmeli denildi. Yok etme bilgisi RoboNet-X sayesinde anında yayıldı ve kontrol kaybedildi. Robotlar insanlardan öğrendikleri şekilde ordular kurdular, bu ordularla savaşmaya başladılar. Yine öğrendikleri şekilde kendi kendilerini üretmeyi başardılar. İnsanların onların üzerindeki hakimiyeti böyle son buldu.

   Profesör Hoffmann, RoboNet-X üzerindeki anormallikleri ilk fark eden kişilerdendi. Ağın bilgi paylaşımının bu kadar serbest olmaması gerektiğini savunuyordu. Ağ için alternatif bir kontrol sisteminden bahsediyordu. Bu sistem gerektiğinde ağı kapatabilecek bir sistemdi. Fakat sistemi geliştirmeye devam ettiği aşamada kontrol kaybedildi ve Profesörün düşüncesi proje olarak kaldı. 

   DeaX diye sayıklıyordu Profesör. Sonra bir patlamayla uyuyakaldığı koltuğundan fırladı. Dışarısı aydınlanmıştı. Hemen pencereye koştu. Gözlerine inanamadı. Karşısında bir Tank vardı ve arazisinde ilerliyordu. Hemen masada duran silahına koştu. Tam o sırada ikinci, üçüncü patlama gerçekleşti. Ev fena sarsılmıştı. Anlaşılan gelenler her kimse nano mayınlara basmıştı. Profesör silahıyla pencereye koştu. Pencereden baktığı anda evin kapısı kırıldı. Kapı arkasında kalıyordu. Yolun sonuna geldiğini düşündü. Fakat her şey daha yeni başlıyordu. Elinde tüfeği ile Jack, arkası dönük olan Profesöre seslendi:

-- Korkmanıza gerek yok Profesör. Bizler Direniş askerleriyiz. Sizi almaya geldik.

   Profesör hem rahatlamış hem de şaşırmıştı. Direniş yerini nasıl tespit etmişti? Robotlar bile bunu yapamamıştı. Şaşkınlıktan konuşamadı. Öylece bekliyorlardı. Bekleme safhasını bu sefer Abdullah bozdu:

-- Jack, birazdan robotlar buraya damlar. Hemen gitmeliyiz.

-- Biliyorum. Fakat misafirimiz normal olarak şaşkın. Belki de kaç zamandır karşısında Tank görmüyordur. Kusura bakmayın Profesör işimizi şansa bırakmak istemedik. Ayrıca mayınlarınız yüzünden iki adamımı kaybettim. Neden tespit edilmediğinizi daha iyi anladım. 

   Profesör şaşkınlığı atmıştı üzerinden. Bir anda açık hedef olduğu aklına geldi. Korkuyla konuşmaya başladı:

-- Arkadaşınız haklı. Koruma kalkanım çalışıyor. Fakat sizin koca tankınız çoktan tespit edilmiştir ve onun yüzünden şu anda tehlikedeyim. Nereye gideceksek gidelim.

   Ekip, Profesörü koruyarak dışarı çıktı. Dışarıya yeni ayak basmışlardı ki tepelerinden iki tane Uçan Ölüm geçti. Jack'in ekibine bu operasyonda Viyana direnişinden destek ekipler verilmişti. Tankta bu desteğin diğer bir ayağıydı. Bu tür askeri araçlar yüzeyde hala robotlar tarafından yok edilmemiş yerlerde saklanıyordu. Çok önemli olmadıkça da riske edilmiyorlardı. Profesörün alınma operasyonuna katılan tankta eve yakın bir yerde gizliydi. İşte o Tank az önce hızla geçen Uçan Ölümlerin roketlerinden nasibini aldı ve gürültüyle patladı. Herkes bu patlama karşısında siper almıştı. Patlamanın etkisi geçince Jack'in işaretiyle tüm ekipler dağınık bir şekilde köstebek deliğine koşmaya başladılar. 

   Köstebek deliğine ilk ulaştırılan Profesör oldu. Daha sonra Jack'in ekibiyle beraber birkaç kişi daha girdi deliğe. Operasyon planına göre bazı ekiplerde dışarıda farklı noktalardan Viyana-4 ağına gireceklerdi. Bu, bölgeye gelecek robot askerleri şaşırtmak için yapılacak bir taktikti. Nitekim bu taktik tuttu. Robot askerler yanlış noktalara ilerledi. Asıl deliğe ulaşanlar ise patlatılmış haliyle karşılaştı.

   Köstebek delikleri yüzeye operasyon yapan ekipler tarafından açılıyordu. Bunların asıl şehir ağı ile bir bağlantısı vardı. Operasyon bitince veya planlanan zamanda bitmeyince bu bağlantı imha ediliyordu. Böylece asıl şehir ağı tespit edilemiyordu. İşte böyle bir ağ sisteminden geçerek şehre ulaştırıldı Profesör Hoffmann. Şehirdeki direnişçiler onu büyük bir sevinçle ve umutla karşıladı. Fakat Profesör onlar kadar mutlu değildi. Hatta üzüntülü gibi bir hali var denilebilirdi. Bunu fark eden Jack sebebini de merak ediyordu...

                                                      Bölüm: 4 "Hedef Avrasya!" 



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

1 Şubat 2017 Çarşamba

(Görev : Hakimiyet) Bölüm: 1 "Direniş"


   - Çok yaklaştılar. Buradan derhal çıkmalıyız!

   Loise bunları söylerken Jack ellerinde ne kadar mühimmat olduğunu hesaplamaya çalışıyordu. Yetersizdi. Yanlarına çok az yedek mermi almışlardı. Birkaç tane de el bombası vardı. Zaten böyle bir baskını beklemiyorlardı. Alışveriş merkezine girip bulabildiklerini alıp yer altına geri döneceklerdi. Tam da geri dönecekleri aşamada baskın gerçekleşmişti. Bir düzine Avrupa ordusuna ait CH-7000 çıkmıştı karşılarına. Bunlar yeni nesil robot askerlerdendi. Gelişmiş lazer silahları ve gerçekten inanılmaz derecede organize hareketleriyle karşısındaki her türden canlıyı imha ediyorlardı. Tek başlarına zayıf gibi görünseler de bir araya geldiklerinde yenilmez oluyorlardı. 

   Jack karar vermek durumundaydı. Nitekim CH-7000'lerin ölümcül ateşi başlamıştı. Robot askerler alışveriş merkezine batı kapısından giriş yapmışlardı. Loise ve Abdullah derhal savunma pozisyonuna geçti. Jack'in aklında ise güney kapısı vardı. Oradan çıkıp açtıkları tünele ulaşabilirlerdi. Fakat bunun için ikinci kattan aşağıya ölmeden inip sonra robot askerlerin önünden geçmeleri lazımdı. Birden kafasında şimşek çaktı. Bir arada durmaları düşmana avantaj sağlıyordu. Derhal dağılıp robotları bölmek gerekiyordu. Tepelerinde duvarlar parçalanırken yüksek sesle konuşmaya başladı:

  - Ayrılıyoruz. Güney kapısından çıkacağız. Abdullah acil çıkış sende. Sakın en alta inme oralar tutulmuştur güney kapısından çıkacağız unutma... 

    Jack'in konuşması büyük bir gürültüyle bölündü. Yakındaki mağazada patlama olmuştu. Anlaşılan lazerlerden birisi içerideki patlayıcı bir nesneye denk gelmişti. Jack patlamanın gürültüsü yok olduktan sonra konuşmasına devam etti:

   -  Loise ikinci merdivenler sende yalnız dikkatli ol. Haydi.

   Loise ve Abdullah uzaklaşırken Jack ateş ederek robotların yığıldığı merdivene doğru koştu. Bir süre sonra robotların bölündüğünü gördü. İleriden silah sesleri geliyordu. Karşısında sadece 4 robot asker kalmıştı. Karşısındaki robot teknolojisini çok iyi bilen Jack, onların ana mekanizmalarının sol omuzlarında olduğunu da biliyordu. Şimdi hemen önünde duran ve kendisini arayan robot askerin sol omzuna nişan alıyordu. Hızlı hareket etmek zorundaydı. En fazla 5 kurşun. Sonra koş, çök ve nişan al. İlk kurşun isabet ettiğinde robot asker afalladı. Dengesini yitirmişcesine etrafa ateş etmeye başladı. İkinci ve nihayet üçüncü kurşunda sol omuz kısmında ufak bir patlama oldu. Şimdi yerdeydi. Diğer robotlar ateş edilen tarafa doğru ateş ederek ilerliyorlardı. Jack çoktan oradan uzaklaşmıştı. 

   Bu esnada Loıse, robotlar ikinci merdivene gelene kadar çoktan aşağı kata inmiş ve güney kapısına doğru ilerlemeye başlamıştı. Onunla birlikte robot askerlerden birisi taktiğin farkına varmış olacak ki güney kapısına doğru yöneldi. Tam o sırada ikinci merdiven patlatıldı. Bu geç kalınmış bir hamleydi. Güney kapısına giden asker merdiven patlayınca bir an durakladı. Bu duraklamadan yararlanmak isteyen ve peşinde 4 robot asker daha olan Abdullah, hızla acil çıkışın oradan ateş etmeye başladı. Loise'de geri dönüp ona destek verdi. Robot asker yere yığılmıştı. Fakat hala kendilerine ateş eden başka robot askerler vardı. Bu durumda çatışmaya devam etmek anlamsızdı. Derhal kapıya doğru koşmaya başladılar. 

    Jack ileride yaşanan çatışmayı görmüştü. Fakat yerinden kalkmadı. Kendisini arayan robot askerlerin oraya doğru gitmesini bekledi. Şimdi güney kapısına yığılacaklardı. Onlardan hızlı hareket edip oraya ulaşmalıydı. Yanındaki el bombasına baktı. El bombasının pimini çekip elinde sıkıca tutarak kapıya doğru koşmaya başladı. Bu koşuşunu robot askerler fark etti. Ona doğru ateş etmeye başladılar. Sonra Jack el bombasını kendisinin tersi bir yöne fırlattı. Niyeti robot askerlerin bir anda olsa hedef şaşırmalarıydı. Nitekim isteği oldu. Robot askerler patlamadan korunmak uğruna durunca bu boşluğu kullanan Jack kapıya ulaşıp ötekilerin yanına geldi. Abdullah ve Loise kapıda savunmaya geçmişlerdi. Jack gelince beklemeden dışarıya fırladılar.

   Onlar dışarıya fırladıkları anda tepelerinden bir Uçan Ölüm geçti. Onlar robotların üstün teknolojili roketli Dronlarına bu ismi vermişti. Uçan Ölüm roketlerini alışveriş merkezine fırlattığında hala içeride robot askerler vardı. Patlama ile bina çöktü. Jack ve ekibi ise patlama ile kendilerini yere attılar. Bekleyecekleri zaman değildi. Hala peşlerinde birkaç robot asker vardı ve ateş ediyorlardı. Derhal ayaklanıp tünele doğru koşmaya başladılar. Tünele geldiklerinde Jack ellerinde kalan el bombaları ile tünelin girişini patlatmaya karar verdi. Patlama tam da peşlerindeki robot askerler tünele ulaştığında gerçekleşti. Ve onların bazı parçaları havaya uçtu.

   Jack ve ekibi kısa süre sonra buraların Uçan Ölüm tarafından patlatılacağını biliyordu. Hızla büyük yer altı ağına girip Brüksel-7 merkezine ulaşmak zorundaydılar. Sırtlarında alışveriş merkezinde buldukları işe yarar eşyaların dolu olduğu çantalarıyla yola koyuldular. Bu eşyalar direniş içindi. Direniş ise her yerdeydi. Daha doğrusu yer altında!... 



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

31 Ocak 2017 Salı

Görev : Hakimiyet Tanıtım

görevhakimiyet

   Bu Blogu açtığımda yapmak istediklerimden birisi de çeşitli hikayelerimi bu blog aracılığıyla paylaşmaktı. Bunu şimdiye kadar bireysel çeşitli sebeplerden dolayı yapamadım. Şimdi ise bunun zamanının geldiğini düşünüyorum. Blogta yazmaya başlayacağım ilk hikaye ise Bilim Kurgu niteliğinde olacak. Şimdilik 7 bölüm halinde yazmayı düşündüğüm bu hikaye, aslında blogumda daha önceleri değindiğim bazı konularla ilişkili olacak. Bu arada tabii ki diğer yazılara da devam edeceğim. Umarım beğenirsiniz. Şimdiden yapacağım hatalar için affınıza sığınıyorum. Lafı fazla gevelemeden Görev: Hakimiyet hikayemin tanıtım yazısına geçeyim. Bu arada Görev: Hakimiyet ile ilgili ayrı oluşturacağım sayfaya üstte kırmızı şeritte ulaşabilirsiniz :

 Yıl: 2189
   Yer: Dünya
  2053 Yılında devreye giren RoboNet-X projesindeki insan hakimiyeti 2154 yılında son buldu. Tam 35 yıldır dünya üzerindeki insan nüfusu planlı bir şekilde robotlar tarafından yok ediliyor. Artık Avrupa'nın en büyük eserlerinin yanında robot askerler yürüyüş yapıyor. Kimi zaman Eyfel kulesinin dibinde kimi zaman Londra Paternoster Meydanı'nın ortasında asi insanlar infaz ediliyor. Robotlar kesin bir şekilde insanı tehdit olarak algılıyor ve onu dünya üzerinden silmek adına çalışıyor. Fakat insanlık yalnız değil. Şimdi hakimiyet için bir şansları var. En büyük ve muhtemelen en son direnişleri için hazırlanıyorlar. Bu yolun sonunda ya zafer var ya yok oluş! Yok edilenlerin var edilenler ile savaşı... Görev: Hakimiyet! 
"Bölüm 1 ile yakında sizlerle"


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

14 Şubat 2016 Pazar

Yalnızlığınızı Paylaşacağınız 3 Site

websıtelerı

   İnternet aleminde sosyal bir ortamın var olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu sanal dünya çoğu zaman yalanlarla bezeli olsa da insanı yalnız olmaktan kurtarıyor gibi. Ama bazen benim gibi yalnızlıklarını sonlandırmak istemeyenlerde olabilir. Bu durumda yalnızlığınızı ve dertlerinizi paylaşacak bir mecra aramaktan alıkoyamıyorsunuz kendinizi. İşte bu yazımda yalnızlığınızı,dertlerinizi paylaşacağınız siteler önereceğimiz sizlere. Bu siteler çoğu zaman terapi amaçlı da kullanılıyor.

   Siteleri paylaşmadan önce belirtmeliyim ki ne kadar gerçekçi olsa da sanal dünya tamamen sahteliklerle bezenmiştir. Bu dünyaya ait olmadığımızı hep aklımızda tutalım lütfen. Çünkü bunu unutursak gerçek hayatlarımızda sahte oluverir.

1. BİR BOTLA DERTLEŞMEK

clverbot

   Arama motoru gibi tasarlanan Cleverbot, bana bundan yaklaşık 6 veya 7 sene önce tanıştığım karabasan adlı programı hatırlattı. O programda sözde karabasan ile konuşuyordunuz. Tabii ki konuştuğunuz sadece bir bottu. Ama size sanki gerçek birisiyle konuşuyormuş gibi cevaplar veriyordu. İşte onun bir gelişmiş modeli Cleverbot. Cevapları daha gerçekçi. Sanki gerçek birisiyle konuşuyormuş izlenimi veriyor. Olur da arkadaşlarınızla dahi konuşamadığınız dertleriniz varsa bence bir gidin konuşun derim. Ondan daha iyi sır tutan olamaz. Sonuçta bot ve kayıt tutmuyor.


2. DERTLERİNİZİ GÖKYÜZÜNDEN ATIN

dertodasi

   Düşünce odası denilen yerde sizi yıldızlarla kaplı bir gökyüzü karşılıyor. Sonra talimatları takip ederek dertlerinizi yazmaya başlıyorsunuz. Onları tek tek aşağı atıyorsunuz. Bir bakıma terapi sitesi bu. Yalnız kaldığınızda ve bunaldığınızda uğranılacak bir yer. Fon müziği ve ortam etkileyici. Aşağı düşen her sözcükten sanki kurtuluyorsunuz. Bana göre tam kafa dağıtılacak bir yer. Dikkat dil seçeneği geldiğinde Türkçe'yi seçmeyi unutmayın.


3. YAĞMUR RAHATLATIR

yağmurodası

   Sizde benim gibi yağmurlu havaları ve o sesi seviyorsanız mutlaka bu siteye bakmalısınız. Yalnız ve düşünmek istediğiniz bir zamanda siteyi açın. Hemen o havaya gireceksiniz zaten. Tek eksik yağmurun getirdiği o toprak kokusu. Onun dışında her şey gerçekçi. Yağmurun o rahatlatıcı sesine kulak verin ve düşüncelerinizde tur atmaya başlayın. Bu yalnızlığınıza iyi gelecek.


Bonus: UZAYI BOYAYIN

   Uzayı boyamak ister misiniz? Cevabınız evetse hemen bu siteye girin ve boyamaya başlayın. Bir renk seçin sonra siyah bir noktaya dokunun. Bu gerçekten etkileyici bir manzara. Hem de tamamen size ait. Bence denemeye değer.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

28 Aralık 2015 Pazartesi

İnsan Neden Süper Kahramanlara İhtiyaç Duyar?

super-kahraman

   Onlar güçlüdürler. İyinin her zaman yanında, kötünün ise amansız düşmanıdırlar. Kimisi bir ağ atar masum insanları kurtarır, kimisi gözlerinden ışın çıkarır. Hepsinin tek amacı vardır kötülüğü yok etmek iyiliği hakim kılmak. Peki hiç düşündünüz mü ilk süper kahramanı yazıp çizen adamın amacı neydi? Neden insanoğlu süper kahramanlara ihtiyaç duydu? Bizlerin ve çocuklarımızın hayretle izlediği bu kahramanların bizlere iletmek istediği mesaj ne? Aklımı kurcalayan bu soruları düşündüm ve kendi çapımda cevaplar bulmaya çalıştım.

İNSAN NEYDİ?

   İnsan nedir sorusuna aslında büyük oranda insan ve robot farkları adlı yazımda değinmiştim. Burada kısaca yine değinmek istiyorum. İnsan sadece düşünen canlı bir varlıktır diye tanımlayabileceğimiz bir varlık değildir. İnsanın bir ruhu vardır. Bu ruh sınır bilmeyen, tamamen özgür bir ruhtur. Bu ruh sınırları belli olan insan vücuduna hapsedilmiştir. Hocam derdi ki gözlerimiz bu hapishanenin pencereleri, sözlerimiz ise sözlerimizin sadece ufak bir bölümü. Sınanıyoruz her açıdan.

   İnsanın ruhu ölümsüzdür. İnsan bundan dolayı ölümsüzlüğü her zaman arzu etmiştir. Konuyu fazla uzatmadan basitçe insan ruhtur diyebilir miyiz? Kısmen bunu söyleyebiliriz de bu bile aslında insanı tanımlamak için yetersiz kalır. O yüzden insan ve robot farkı adlı yazımı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Buraya tıklayıp okuyabilirsiniz.

PEKİ SÜPER KAHRAMANLARA NEDEN İHTİYAÇ DUYAR İNSAN?

   Süper kahramanların çoğu ölümsüzdür. Onların sınırları yoktur. Aşamayacakları zorluklar yoktur. Koca bir duvarı yerle bir ettikleri gibi o duvarları kolayca dikebilirler de. Ruhumuz arzularının bir yansımasıdır süper kahramanlar aslında. İlk süper kahramanı çizen adamın ruhunu düşünelim. Hapishanesinde öyle sıkılmıştır ki dışarı bir şekilde çıkmak istemiştir. İşte belki de bu yolu kullanarak dışarı çıkmıştır. Burada belirtmek isterim ki çoğunun düşündüğü gibi süper kahramanlar yaratıcıya karşı bir isyan bayrağı değildir. Aksine onun kudreti önünde bir saygı duruşudur. Çünkü ne olursa olsun ne kadar sınırsız olursa olsun süper kahramanların hepsinin canı yanar ve bir tarafı her zaman acizdir. Canı yanmayan ve aciz kalmayan sadece yaratıcıdır aslında sonuç olarak.
batm-an

   İzlediğimiz süper kahramanların hepsi bize mesajlar verir. Ortak mesaj ise azimli olmaktır. İnsanın azimli olursa çözemeyeceği bir sorun yoktur. SpiderMan karşısına dikilen duvarları basitçe geçer, SuperMan yaşanan problemlere kayıtsız kalmaz ve çok çabuk müdahale eder, BatMan yine aynı şekilde suçlulara ceza verir. İnsana bunları yapın diye mesajlar verir süper kahramanlar.

   Özet olarak ruhumuzun yansıması olan süper kahramanlar insanı iyi dünya düzeni için belli kalıplara sokmak adına çaba harcar. Bu çabaya kayıtsız kalıp kalmamak yine insanın kendisine bağlıdır.



Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.