sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2018 Pazar

Şiir Uğruna Roma'yı Yaktı (mı) !

roma-neron

    Dünya tarihinde öyle hükümdarlar vardır ki birbirinden son derece ilginçtir. Bazıları bu ilginçliği yaptıkları işlerden dolayı sağlarken bazıları ise hal ve hareketlerinden dolayı ilginçtir. Bu yazımızda dünya tarihinin görmüş olduğu en ilginç hükümdarlardan birisinin neden olduğu söylenen hazin olayı yazmak istedik. Biz tarih blogu değiliz fakat ilginç olayları yazdığımızı biliyorsunuz. Sırf bu yüzden bu olayı blogumuzda yazmak istedik.

10 Haziran 2017 Cumartesi

2 Yeni Yazar 4 Yeni Kategori

yazıkarasal

   Yaklaşık 3 yıl önce Karasal Anten blogunu açtığımda itiraf etmeliyim ki bir süre yazarım bırakırım demiştim kendime. Ama şimdi bakıyorum da yazmaya başladıktan sonra daha doğrusu paylaşmanın o eşsiz güzelliğini gördükten sonra bırakmak zormuş. Karasal Anten ilk açıldığından beri tabiri caizse iyi bir noktaya geldi. Tabii sizlerin sayesinde. Adım adım Karasal Anten denizin ortasına doğru süzüldü. Dalgalarla boğuştu ve bir zaman durdu. O zaman bu zamandı işte. Uzun süredir bu geminin yelkenlerinin açılmadığını itiraf etmeliyim. Yani blog ile ilgilenmediğimi üzülerek görüyorum. Ama hayat işte. Başka durumlarla uğraştırmak zorunda bırakıyor bizi.

   Karasal Anten adlı geminin yani bu blogun tekrardan yelkenlerini doldurup ilerlemesini istiyorum. Yani istiyoruz. Artık geminin tek kaptanı olmayacak. Yeni kaptanlarla birlikte yola devam edelim dedik. Aslında onları tanıyorsunuz. Yani Yazıyoruz blogunu takip edenler mutlaka tanıyacaktır. Onlar hem dümene geçecek hem de gemide yeni odalar açacak.Gerçekten her yerden çeken blog olmalıyız değil mi? Adı üstünde Karasal Anten...

   Lafı çok fazla uzattım galiba. Fazla da canınızı sıkmadan Karasal Antenin yeni yazarlarını tanıtayım:

Allegretto : Üniversite arkadaşım. Elbette yazmayı seviyor ki o yüzden burada. Uzun süredir bu blog işlerinde beraberiz.Felsefe olsun filmler olsun sanat olsun hep meraklı. Bu yüzden de zaten blogta onun için iki yeni kategori felsefe ve sanat kategorisi açtık. İçini döksün istedik. (Aslında bu tanıtım yazılarını neden ben yazıyorum ki. Neden kendileri yazmıyor. Düşünün o kadar mütevaziler yani bir de)

Nida N. : Nasıl anlatsam acaba randomların kraliçesi mi desem. Hayır hayır geleceğin psikologu. Yani inşallah bütlere kalmazsa. Yine uzun süredir tanışıyoruz. Birlikte çok işe atıldık. Psikoloji ilgi alanı anlayacağınız üzere. Zaten onun için de psikoloji kategorisini açtık. Bakalım bizlere neler yazacak merak ediyorum.

    Kendi adıma ikisine de aramıza katıldığı için teşekkür ediyorum.

Yeni Kategoriler

    Bu arada bloga eklediğimiz yeni kategorilerden yukarıda bahsettim fakat şuracıkta düzgün bir biçimde yazayım. Önceki kategoriler duracak bunlara ek olarak bloga 4 yeni kategori ekledik. Eminim ilginizi çekecektir. Eklediğimiz kategoriler:

    Felsefe, Sanat, Psikoloji ve Karalamalar (Burada aynı Görev Hakimiyet tarzı denemelerimizi, hikayelerimizi vs. yazacağız.)


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

12 Ekim 2016 Çarşamba

Deliliğin Sınırında Bir Adam: VINCENT VAN GOAH 2




Dikkat! Bu yazı Sümeyya Tekgöz tarafından yazılmış ortak bir yazıdır!

   ...Vincent artık yüzünü güneşe dönmüştü.Resimlerinde aydınlık renkleri ve kesik çizgileri benimsemişti.Bu döneminde Ayçiçekleri, Otoportreler gibi eserleriyle güçlü kişiliğini göstermiştir.

Ayçiçekleri
   O artık sanat olmadan yaşayamayacağını düşünüyordu. Onun gibi Gauguin'de  sanatsız yaşayamayacağını düşünüyordu. Vincent'ın Gauguin'le ilgili hayalleri vardı. Onun kendisiyle birlikte yaşamasını istiyordu.Resimlerini göndererek bunu teklif etti.Gauguin başta tereddüt etse de sonra birlikte yaşamaya başladılar.Vincent bu durumdan çok memnundu, ancak bu durum fazla uzun sürmedi.Gauguin onun sanat anlayışına ters düşen resimler yapıyordu.Aralarında ki görüş ayrılıkları gittikçe derinleşti.Gauguin resimleriyle insanları sadece duygusal yolculuklar yapmasını istiyordu.Van Goah ise sanatın insanları gerçekliğe götürmesi gerektiğini düşünüyordu.Vincent'ın üreticiliği sanata olan merakı üst safhadaydı.Gauguin'in içinde bir duygu belirdi kıskançlık. Bu duygu ona dostunun bir resmini yaptırdı , ancak Vincent'ın yüzünü deforme etmişti.Vincent en sevdiği tablosu olan Ayçiçeklerini resmederken çizmişti.

THE PAİNTER OF SUNFLOWERS
   Gauguin'le arasında geçenlerin yanında birde kardeşi Theo'dan kötü haber gelmişti.Resimlerini kimse almak istemiyordu.Vincent'ın zaten kötü olan ruh durumu dahada kötüleşti.Bir gece eve gelen Rachel isimli fahişeye bir kutu uzattı.Rachel kutuyu açınca bir kulak parçası gördü.Vincent kulağının bir parçasını kesmişti.Hemen hastaneye kaldırıldı.Çıktığında Gauguin gitmişti.


Daha sonra kendi isteğiyle bir akıl hastanesine yattı.Krizleri gün geçtikçe artıyordu.Aynı zamanda deliliğiyle birlikte yaratıcılığıda artıyordu.O bir dahiydi.Hastalığı aynı zamanda başyapıtlarının da yaratıcısı olmuştu.Sıklaşan krizleri onu bizim dünyamızdan uzaklaştırıyordu.Bu resimde gördüğümüz gökyüzünde ki girdaplar aslında Vincent'ın kafasının karışıklığı ve onun duygularını ifade ediyor.


Vincent  Paris'e geri döndü.Az stresle çok çalışarak doktor denetimi altında yaşamaya başladı.Bu dönemde en önemli eserlerinden biri olan Buğday Tarlası Ve Kargaları yaptı.Bu eser tam bir şaheserdi.Resmin en önemli özelliği perspektifti.Gökyüzünün derinliği o kadar güzel ki kendinizi orda gibi hissediyorsunuz .Yolun sonunda ki başaklar kanatlanmış gibi duruyor.Resim o kadar çok şeyi barındırıyor ki anlatması çok zor.


Hayatının son günlerinde çağdaş sanatın yaratıcısı olmuştur.Sanatında uzun uğraşların ardından yükselmektedir.Ancak özel hayatında işler istediği gibi gitmemektedir.Kardeşi Theo'nun eskisi gibi onu önemsemediğini düşünmektedir.Çok büyük bir sarsıntı geçirdi ve bunu atlatamadı.Ve karnına bir kurşun sıktı.Son anına kadar kardeşi Theo onun yanında durdu.28 Temmuz 1890'da aramızdan ayrıldı.


Eserleriyle 20. yüzyılın en önemli ressamlarından biri kabul edildi.Çağdaş sanatın öncüsüdür.Deliliğin etkisiyle düşünceleri ve gerçekler arasında sıkışan bir hayatı yaşamıştı.


NOT: Konuyu araştırırken Sanatın Gücü ve Tuvaldeki Başyapıt adlı belgesellerden faydalandım. İzlemenizi tavsiye ediyorum.




Yazımızı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.

Deliliğin Sınırında Bir Adam: VINCENT VAN GOAH 1



Dikkat! Bu yazı Sümeyya Tekgöz tarafından yazılan ortak bir yazıdır!

   Otuzlarında hiçbir eğitim almadığı halde resme başlamıştı.Müthiş bir yeteneği vardı ve üretkendi.Yaşadığı tüm başarısızlıklara rağmen başarıya inanıyordu.Kurtuluşu arıyordu, sayfalarca yazı yazıyor, sürekli okuyordu.Kendisini ve insanlığı kurtarabileceğini düşünüyordu.Tüm bunların yanında kulak memesinden bir parça kesebilecek kadar da bir delilik içerisindeydi. Vincent Van Goah çağdaş sanatın yaratıcısı aynı zamanda sanat tarihinin en deli adamlarından biri. Şimdi onun hayatının karanlık satırlarında bir yolculuğa çıkalım.


   Vincent 30 mart 1853 tarihinde Hollanda'da da doğdu.Babası Calvinci bir köy  papazıydı .Her şeyi geç kavraması nedeniyle okulu bıraktı. Amcası Vincent'ı içinde bulunduğu karanlık Calvinst ortamdan çıkıp sanat dünyasında çalışması için Londra'ya gönderdi.Sanat galerisinde memur olarak çalışmaya başladı.O her şeyden önce doğru yolu bulmaya çalışıyordu.Londra'da ki sefil yaşamın içerisinde Tanrı'yı yeniden keşfetti.Vincent bundan sonra sadece fakirler için çalışmaya karar verdi.Tek isteği ise kendini işine adamış bir vaiz olmaktı.Bu düşünceleri, sonunda onu parlak bir gelecek vadeden işini bırakmaya itti.Güney Belçika'da maden ocaklarnda çalışan işçilerin fakirliklerini, hayatlarını ne zorluklarla kazandıklarını gördü.Artık onların kurtarılması gerektiğini düşünüyordu.Genç vaiz elinde İnciliyle vaazlar vererek onları kurtarmaya çalışıyordu.Ancak bu çalışmaları fazla uzun sürmedi, klisenin kurallarına uymadığı için vaizlikten atıldı.

       Tüm bunlara rağmen Vincent asla pes etmedi ve insanlara sesini duurmanın başka bir yolunu buldu.Otuzlu yaşlaında daha önce eline fırça bile almamış olduğu halde resime başladı.Bu tuhaf bir durum olsada Vincent bunu başarabilecek kadar güçlüydü.Vincent sanat yoluyla insanlara görselliğin ötesinde bir şeyi vermeye çalışıyordu.Onun amacı doğru yolu göstermekti.Vincent bu yeni mesleğinde pek fazla para kazanamadı.Ona sanat eserleri alıp satan kardeşi Theo yardım etti.Buna karşılık Vincent'ta ona resim vermeye başladı.Ancak Theo Vincent'ın rseimlerini özensiz ve karanlık buluyordu.Vincent hayatının bu döneminde, geçimini kardeşi Theo'nun verdiği parayla sağlayan, ruhen çökmüş ve sefalet yüzünden ailesini yanına dönmek zorunda kalan bir adamdı.

       Tamda bu kötü zamanında resimde ne kadar yetenekli olduğunu kanıtladı .Patates Yiyenler tam anlamıyla mhteşem bir resim.İnsan ne kadar kahverengi olablir ki? Resimde kahverenginin tüm tonları kullanılmış.Karanlık ve kasvetli bir resim. Çağdaşlarının ihtişamlı ve mutlu inanların hikayesini anlatan resimlerinin aksine, Vincen fakir insanların öyküsünü kahverengilerle anlatıyor.Aslında yaşamı boyunca anlatmak istediklerinin bir özetiydi bu resim.Bu insanların arasında kendini bulmuştu.


Patates Yiyenler 
   Paris'te öğreneceği çok şeyin olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden kardeşi Theo'nun yanına taşındı.Vincent'ın resimleri sonunda renklendi.Tuvalde ki iç karartıcı renklerin yerini aydınlık renkler aldı.Van Goah bu dönemde kendisi gibi aykırı bir ressamla tanıştı. Paul Gauguin ve Van Goah arasında çok benzerlik vardı. Gauguin'de Van Goah gibi geç dönemde resme başlamıştı. O iyi bir borsacıydı. Kırk yaşında her şeyi bırakarak resme başlamıştı. Van Goah ve Gauguin çağının izlenimci ressamlarını tehdit eden iki önemli ressamdı.


Yazımı okuduğunuz için Teşekkür ederim.Lütfen yorum yapmayı ihmal etmeyiniz.